21 Ekim 2014 Salı
Hoşgeldiniz,   Üye olmak için tıklayınız | Şifremi unuttum
Kullanıcı Adı:   Şifre:  
ANA SAYFA   |   GEZGİNLER   |   ETKİNLİK TAKVİMİ   |   SERGİLER   |   FORUM   |   YAZI GİRİŞİ  
secilyilmaz01


» Yazarın Diğer Yazıları
94
Puan
Gezdiği Yerler: Amsterdam,Berlin,Hırvatistan(Zagrep&Dubrovnik&Split&Hvar Island&Bol Island)Zürih,Barselona,Viyana,Budapeşte,Roma,Floransa,Venedik,Siena,Sharm el Sheik,Kahire,Aswan&Luxor,Mikanos&Santorini&Ios,Bükreş,New York,Atlanta,San Fransisco








Bu Yazının Gösterilme Sayısı : 6819
Bu Yazıya Verilen Toplam Puan : 47

Del.icio.us

İlgili Geziler
5* Splendour Of The Seas ile Yunan Adaları

Amalfi Kıyıları
İtalya > Amalfi
Kategorisi: Genel     |     Gezi Tarihi: 28 Ekim 2010 Perşembe     |     Yazı Tarihi: 07 Kasım 2010 Pazar
Burada yazan herkes gibi gezmeyi çok seven biriyim ve kendi seyahatlerimi de kendim planlamayı tercih ederim.İlk kez gideceğim bir yer için de yorumları okumak adına ilk baktığım sayfalar da her zaman Binrota sayfaları olmuştur. Bir gün yine Binrota sayfalarında gezinirken kendi kendime düşündüm ve bencillik yaptığıma karar verdim.Neden sadece Binrotalılardan bir şeyler alıyor ama hiçbir şey vermiyordum.Üstelik sadece seyahat notlarımı tuttuğum bir günlüğüm bile vardı! Bu sebeple gezdiğim gördüğüm yerleri elimden geldiğince bu sayfalarda paylaşmaya karar verdim ve planlanan bir seyahatte tuzumun olma ihtimalini de çok sevdim:)

29 Ekim ne güzel Cuma’ya geldi derken, 28 Ekim’in de yarım gün olması ve “yarım günü de izin alırım” fikrinin aklıma düşmesi ile uçak biletimi ayırtmam seyahatimden sadece1 hafta öncesine dayanmakta 2 yıldır gitmek istediğim ama çeşitli sebeplerden dolayı bir türlü gerçekleştiremediğim Amalfi kıyıları gezisi için Roma’ya uçak biletimi organize ettim. Gerisi nasıl olsa gelirdi.En kötü ihtimal de Roma’da kalırdım ki Roma’yı çok seven biri olan ben için de bu hiç de kötü bir ihtimal değildi.

İş sebebiyle de sık seyahat ettiğim için genelde Schengen vizem hep hazır oluyor. Ancak 29 Ekim ve Kurban Bayramı sebebi ile max.seviyeye geldiği için eşimin vizesini alabildiğimiz Çarşamba akşam saatlerine kadar hiç plan yapmamaya gayret gösterdik!Nihayet eşim de pasaportuna kavuşunca, Çarşamba akşamı hostelworld.com’dan bir Sorrento oteli ayrıldı ve tam anlamı ile “sıfır” planla yola çıkıldı.

1.gün: İstanbul-Roma üzerinden Napoli ve Sorrento

Karanlık bir gökyüzü,fırtına ve yağmur içinde Sabiha Gökçen’e vardığımızda, 2 yıldır Amalfi Kıyıları için şansını çok zorlayıp, başaramamış olan benliğimi minik kurtlar kemirmiyor değildi.Neyse ki hiç rötarsız kalktı uçağımız ve 13:40’da Roma Fiumicino h.alanına indik ve doğruca Avis’i aramaya koyulduk.Aslında uçak boyunca Roma’dan trenle Napoli yapmak ve oradan da hat değiştirip, Sorrento’ya geçmek; SITA otobüsleri ile de tüm kıyıyı dolaşmak üzerine plan yapmıştık.Fakat toplu taşımanın bizim düşündüğümüz kadar rahat olamayacağını düşündük ve araç kiralamaya karar verdik.

Roma h.alanına ilk gidecek olanlar için araç kiralama ofislerinin yeri biraz karışık gibi gelebilir. Kısa bir tarif vereyim: İstanbul uçuşları genelde Terminal 3’e iniyor.Valizlerinizi alıp,çıkışa doğru ilerleyin.Kapıdan çıkmadan üst kata çıkın ve tünel boyunca yürüyüp, karşı binaya geçin.Orada tabeleları takip ederseniz 1-2 blok sonra kiralama ofislerini göreceksiniz.Araç kiralama konusunda risk almamak adına, kurumsal kimliğine güvendiğim için biraz daha fazla para verip, genelde Avis’i kullanmayı tercih etmişimdir. Dönüş uçağımız Pazar gecesi,daha doğrusu Pazartesi sabahı 02:00 olduğu için 4 günlük, full kaskolu bir Fiat Punto’yu 349€ ya kiralamaya karar verdik. Park alanına indiğinizde Avis yetkilisi size aracı veriyor ve gişedeki görevli de otoparktan çıkmanız için barı kaldırıyor.
Burada otopark görevlisinden yada Avis yetkilisinden otopark çıkış kartı istemeyi lütfen unutmayın.Çünkü otopark çıkışları tamamen otomatik ve siz gişeye geldiğinizde arkanızda da önünüzde de bar oluyor ve siz para ödemediyseniz yada bizim gibi araç kiralamış ama kart almadan gişeye gitmişseniz, 2 bar arasında sıkışıyor ve diafon ile bir İtalyan’ın korkunç İngilizcesine dert anlatmaya çalışıyorsunuz.Neyse ki diafondaki ses bizi fazla yormadı, Avis’in bize kart vermediğini söyledik ve çıktık.( saat 15:45)

Çıkar çıkmaz önce Roma tabelelarıını takip edip, çevreyoluna çıkıyorsunuz ve yaklaşık 10 dak sonra ilk sağdan Napoli ayrımına giriyorsunuz(26.çıkış)Bir süre daha çevre yolunu takip ettik ve 19.no’lu çıkıştan çıktık.(saat 16:20). Bu arada otobanda hız sınırı 130 km/sa ve bizim yola çıktığımız saatler trafik yoğundu. Yol boyunca zaten Napoli, Salerno tabelalarını takip etmek yeterli oluyor.Gişelere geldiğimizde saat 18:15 di ve 11,8€ ile hayatımızın en pahalı otoyol parasını da ödemiş olduk! Gişelerden çıkar çıkmaz sağda bir Designer Outlet var, ancak geç fark ettim ve girişi kaçırdık.Bu yüzden giremedik.Dönüşte girersem, yorumlarımı da eklerim:)

Yolda ilerlerken Napoli ayrımı göreceksiniz.Dönmeyip, Salermo’ya ilerliyoruz ve Vezüv’ün göz kırpmaya başladığı yol boyunca “burası İtalya’mı?” soruları dönemeye başlıyor kafanızda. Napoli’nin bildiğimiz şık ve buram buram tarih kokan,medeni İtalya’dan çok farklı olduğunu çok defa duydum ve okudum.Fakirlik,sefalet,hırsızlık,kapkaç..vs ile tipik İtalyan vurdumduymazlığının harika bir bileşimi olan Napoli, daha çevre yolundan kendini gösteriyordu. Bu arada bir gişeden daha geçip, 1,6€ daha veriyoruz.Bu defa kart yada makine yok.Direkt cash çalışıyor bu gişe.

Castellamare çıkışına geldiğimizde saat 18:45’i gösteriyordu.Yol boyunca kendimi hiç otobanda hissetmedim,çünkü sürekli yoğun bir trafik içindeydik. Castellamare’den çıktıktan sonra yollar daralmaya ve hafif virajlanmaya başladı. Sorrento ile Roma h.alanı arası tam olarak 276 km. Bunu neden söylüyorum, çünkü Sorrento’ya gelene kadar hep anlatılanlar gibi, kayalıklar üzerine kurulmuş birkaç koydan geçiyorsunuz.Her yerleşime geldiğimizde de “Sorrento’ya geldik” deyip, durmak istiyorsunuz.En az 3koy geçtikten sonra, inip oteli sorduğumda hala Sorrento’ya 10 km.miz vardı.Kendi kendime neden bu kasabaların girişlerine nereye geldiğimizi yazmıyorlar ki diye söylenirken, kafamı kaldırıp yola baktığımda mavi Sorrento tabelası gördüm:)

Sorrento ile ilgili daha doğrusu tüm kıyı şeridi ile ilgili söyleyebileceğim tek ortak şey var ki oda trafik! 10 km yi Ekim sonunda yarım saatte alabiliyorsak, ben yaz aylarındaki trafiği düşünmek istemiyorum! Sürekli Şişli,Nişantaşı trafiğinde gibi hissediyorsunuz kendinizi.İtalyan’lar dar yollar için harika minik arabalar icat etmişler.Benim bildiğim birkaç minik araba Mini Cooper,Nissan Micra ve Ford K idi. Orada daha neler göreceksiniz.Zaten normal 2 araba yan yana gelse, yoldan geçemez.2 minik arabanın bile yan yana geçerlen zorlandığını, araçların sürekli durup,birbirine yol verdiğine defalarca şahit oldum.Tabii bir de motorlar var.O kadar sabırsızlar ki 2 arabanın şoförü,hangimiz geçeceğiz derdi ile birbirine baka dursun, onların arasından 2 dakikada 4 scooter geçebiliyor.Yaşlar 15-75 arası, abartmıyorum, teyzeyi bıraksan bastonsuz yürüyemez ama Scooter ile esiyor Sorrento yollarında!

Yollar dar, araç çok, park yeri yok, olan da pahalı. O yüzden iyi karar vermek gerekiyor.Araç ile o yollarda kıvrıla kıvrıla ilerlemek, manzaranın tadını çıkarmak, durup durup fotoğraf çekmek çok hoş ama nereye kadar! Motor ile aranız iyiyse harika bir seçenek, çünkü yollar motor kullanımına çok elverişli.
Sonunda oteli bulduk, çantaları attık ve çok aç olduğumuz için hemen restaurant arayışına başladık.Otel zaten meydana 300 m idi.(lazım olursa Ulysse Deluxe Hotel ‘i tavsiye ederim.Geceliği de kişi başı 30€ civarında)

O yüzden otelden çıktığımızda ilk gördüğümüz restauranta girdik.Girerken tereddüt etim çünkü şık bir rest.a benziyordu,fiyatlara şöyle bir göz attım.Beef steak 11€’yu görünce ucuz bile geldi!İstanbul’da yediğimiz kazıklardan sonra tabii ki… Restauranta girince kendinizi tropikal bir yerde hissedebilirsiniz.Çünkü inanılmaz derecede bitkinin,ağacın olduğu, bir botanik bahçesinde yemek yer gibisiniz.Burası da zaten bahçesi ile de ünlü bir yermiş.Fakat hem servisi, hem yemekleri, hem de birbirinden sıcak garsonları ile de beni oldukça etkiledi.Önce çok aç olduğum için etkilendiğimi düşündüm ama gezimizin sonunda da 4 gün boyunca yemek yediğim en güzel restaurant olarak kaldı. Fiyatlar beklediğim kadar yüksek değildi.Hemen her restaurantta deniz ürünleri kırmızı etten daha fiyatlıydı.11-13€ ya lezzetli ve porsiyonu büyük bir bonfile yerken, 18€ altında deniz ürün yoktu

Ne yerseniz yiyin ama tatlı olarak 2 önerim olacak.Biz kadınlar %90 tatlıya bayılırız.Ben de bu konuda iddialıyımdır ve damak zevkime çok güvenirim.Eğer yolunuz düşerse, mutlaka bu restaurantın “panna cotta” sını deneyin ve üzerine sos almayın.Sade hali ile yiyerek o lezzeti hissetmenizi isterim.Bir de bölgede limon çok ünlü ver her şeye limon koyabildikleri için aslında çok enteresan gelmeyerek sipariş ettiğimiz “limonlu profiterol” Bu 2 tatlıyı farklı yerlerde de yemek istedim ama ya bulamadım,ya da bulduklarım bu lezzeti bana vermedi. Bu 2 tatlıyı yemeden dönmeyin diyorum kısaca:)
Bu arada restaurantın adını ezberleyemeyeceğimi anladığım için sizler için bir de fotoğrafını çektim. O gece yorgunduk ve hemen otele döndük.Ertesi gün için iyi bir uyku çektik.

2.gün: Sorrento-Positano


Sabah kalktık ve meydan gittik.Bir kafeye oturduk ve kahvaltı yaptık.Biraz yürüyerek etrafı keşfedelim dedik ve bol bol fotoğraf çektik.Bir süre sonra hep aynı yerlerin etrafında gezdiğimiz fark ettik, ” herhalde bir şeyler kaçırıyoruz” diye düşündük.Golf arabaları şeklinde minik vagonlardan oluşan turist otobüsleri ile şehir turu vardı.(Yetişkin 6€, çocuk 3€ )Fakat bu turda da farklı bir şey yoktu.Kulaklıklar ile dinlediğim Sorrento tarihi ise genel İtalya tarihi ile karşılaştırıldığında bana zayıf bile geldi. Anladık ki Sorrento da fazla bir şey yok.Turist otobüslerinin geziye başladığı/bitirdiği noktada hem restaurant, hem cafe bar olarak hizmet veren bir mekan vardı, Bar Syrenuse.

Amalfi kıyıları sesleri ile denizcileri bu kıyılara çeken ve gemilerin batmasına sebep olan Siren adı verilen tanrıçaları ile ünlüymüş.O yüzden bu bölgede gezerken içinde “siren “ kelimesinin geçtiği birçok mekan ile karşılaşmak mümkün. Orada öğle yemeğimizi yiyip, Positano’ya gitme kararı aldık. Çorba 8€, salata 9€ olan menüm oldukça lezzetliydi. Mekanın yeri çok güzel, tam meydanda.Bahçede oturup gelene geçene bakmak ve sosyolojik çıkarımlarda bulunmak için ideal bir yer! Ama harika bir deniz manzarası yada tarihi öğelerle süslü,şık bir İtalya meydanı beklemeyin lütfen.Sorrento bu tarz manzaranın yeri değil çünkü.Genelde daracık sokaklar,bu sokakları renklendiren mağazalar,restaurantlar ve hediyelik eşya dükkanlarında oluşan bir kasaba burası.Çok cici ama arada nefes almak isterseniz burası da yine yiyecek alternatifleri ve servis kalitesi ile önerebileceğim bir meydan rest. diyebiliriz.

Positano’ya doğru yola çıktığımızda saat 15:30 u gösteriyordu.Ana yola çıktığınızda Positano nun sadece 9 km uzaklıkta olduğunu görüp,sevindik.Ama varışımız çok çabuk olamadı maalesef. İnanılmaz güzel manzaralar,çok bakımlı ağaçların çevrelediği ,“burası asfalt ise bizim yollarımızda kullanılan malzeme ne!” diye aklınızdan geçirebileceğiniz mükemmel yollar geçeceksiniz Amalfi kıyıları boyunca.Araba ile de motorsiklet ile de geçmek çoook keyifli.Arada durup,resim çekebileceğiniz cepler bile düşünülmüş. Positano’ya yaklaştığınızda yollar daha da daralıyor ve evler sıklaşmaya başlıyor. O kadar renkli,o kadar farklı mimaride yapılmışlar ve o kadar birbirine yakınlar ki.. Tek tek bakıldığında bakımsız yada derme çatma olabilecekken bu evler birbirine yaslandığında o kadar güzel bir görüntü oluşturuyor ki hayran olmamak imkansız.

Bu bölgede meşhur 3 şey var:

1)Limon ve limonçello denen likörler
2)Seramik ve seramikten yapılabilecek her şey
3)Çiçek ve peyzaj mimarisi

Bu mevsimde bile balkonlar , bahçeler çok bakımlı.Buralara sonbahar gelmemiş ve hiç de gelmeyecek gibi duruyor.Çok fazla çiçekçi dükkanı görebilirsiniz.En bakımsız,eski evin bile balkonları, cam kenarları harika görünüyor. Daracık yollardan kıvrıla kıvrıla bu üzerimize düşecekmiş gibi duran evlerin arasından geçiyoruz ve arabanın gidemeyeceği en son noktada aracımızı otoparka veriyoruz.Saati 3€ diyor görevli.İstanbullu alışıktır zaten her kaldırımı İspark yapan zihniyete.Veriyoruz arabayı ve yürümeye başlıyoruz.

Çok şirin,minicik daracık sokaklar,dükkanlar,kokular,gürültücü ama neşeli İtalyan sesleri çok hoşumuza gidiyor.Her boşluğa masa sandalye konmuş, yemek yeniyor, kahve içiliyor. Her aralıktan seramik bir saksıda çiçekler sarkıyor.Saksılar mı daha güzel, çiçekler mi karar veremiyor insan.. Bu güzelliğin içinde gözüme batan tek şey “modanın kalbinin attığı” ülkelerden biri olan İtalya’da, Positano mağazalarındaki demode ve ruhsuz giyecek,aksesuarlar ! Sonra Ekim ayı ve sonrasının, yaşlı Avrupalıların tatile çıktığı dönemler olduğunu hatırlıyor ve bu kıyafetlerin büyük ihtimalle bu müşteri grubu için orada olduğuna inanmak istiyorum.

Sokaklarda aşağı doğru 10 dak yürürseniz zaten sahile varıyorsunuz.Denize girenler, plaj voleybolu oynayanlar,balıkçılar ve bunları izlemek için de dip dibe sıralanmış restaurant ve cafeler sizleri bekliyor. Büyük ihtimalle yazın buralarda oturacak yer bulmak bu kadar kolay olmuyordur.Biz de bu fırsatın tadını çıkardık.Bir yerde yemek yedik, diğerinde tatlı, diğerinde kahve içtik.. Ristorante La Cambusa, Le Tre Lorelle, Ristorant Buca di Bacco önereceğim yerler arasında. Burada Capri adasına turlar düzneleniyor ve diğer kıyılara da tekne ile ulaşım söz konusu. Sabahları 09:30 da kalkan tur 16:00 a kadar adada kalıyor.Yol zaten 30 dak sürüyor.Adanın etrafında tekne ile gezilebilecek bazı noktalar var,ünlü mavi mağara var..vs tüm bunların gezilmesi de yarım sa tutuyor.Bunun için 40€ isteniyor. Hem erkenden uyanacağım, Sorrento’dan, Positano’ya geleceğim ve 9.30 feribotuna yetişmeye çalışacağım, hem kişi başı 40€ vereceğim ve üstelik denize ayağımı bile sokmadan adanın etrafını yarım saatte turlamak için mi yapacağım bunları? Tabii ki turu almadık.Zaten her sabah 10:25 de kalkan ve 15:10 geri dönen tekneler vardı. Onlara bilet aldık.30 dakikalık yol için kişi başı 30€ da unutmayacağım rakamlardan.Çünkü sadece gidiş dönüş yol parası.Biz bu fiyatlara kendi ülkemizde tüm gün tekne turu yapıyoruz, öğlen balıklarımız yiyip, akşamüstü de 5 çayımızı içiyoruz, ama kıymetini bilmiyoruz, o ayrı!

Tur bilgisi aldıktan ve Positano’nun da her sokağını didik didik ettikten sonra, akşam buradan ayrılıp Sorrento’ya geri dönüyoruz.Akşam yemeğimizi ara sokaklarından birinde gördüğümüz bir rest.da yiyoruz ve biraz daha sokaklarda gezdikten sonra uzun bir günü daha noktalıyoruz.

3.gün:Positano’da kahvaltı-Capri’ de öğle yemeği-Amalfi’de akşam yemeği

Sanmayın ki bugünün programı çok sıkışık.Tam tersi rahat rahat her yeri gezdik. Sabah erken kalkmak ile arası iyi olmayan benim yüzümden gecikme riskimiz arttı ve Sorrento trafiğinden çıkmak da Cumartesi sabahı 20 dak. mızı aldığı için Positano’ya biraz hızlı bir giriş yaptık. Hava biraz karanlık görünüyordu ve teknede boş mideyle sallanmak fikri de hiç hoş değildi. Arabayı parka bıraktıktan sonra teknenin kalkmasına 10 dak. vardı ve o saatte bulunabilecek yegane karbonhidrat da maalesef pizzaydı ve kahveyle hiç de fena olmadı. Tekne ile 30 dak. lık bir yolculuk tan sonra Capri adasına yanaştık.Bende hemen bir “bu mudur yani” düşüncesi baş gösterdi ki çevrede ki konuşmalardan buranın adanın merkezi olmadığı, füniküler ile esas merkeze çıkmak gerektiğini duydum ve rahatladım.

Limanda snack tarzı yiyecekler bulabileceğiniz kafeler ve hediyelik eşya satan dükkanlardan başka hiç bir şey yok,burada oyalanmanın da alemi yok. Hemen limanın sağ tarafından füniküler biletinizi alıyor ve yola çıkıyorsunuz.2 dak sonra iniyor ve meydana adım attığınızda da harika bir manzara ile karşı karşıya kalıyorsunuz Harika bir deniz, yemyeşil bir ada ve bakımlı oldukları her hallerinden belli beyaz evler ve mükemmel bahçeleri.. Hemen sağda Prada mağazası göz kırpıyor bana ve kaşla göz arasında kendimi içeride buluyorum. Neyse ki daha sabah çayımı içmediğim için önceliğimi değiştiriyorum, mağazadan çıkıp meydana doğru ilerliyorum.

Meydana gelip de etrafa baktığınızda sadece markalı mağazalar değil, o cafelerde oturan insanların da farkını fark ediyorsunuz. Tüm İtalyan markalarının yan yana dizilmiş olduğu o şık ama ada sıcaklığını kaybetmemiş sokaklarda yürümeye başladığınızda “anlatılan” Capri’nin burası olduğunu anlıyorsunuz. Düşük sezon olmasına rağmen kalabalık, hem de oldukça şık bir kalabalık var etrafımızda.Sokaklar çok şık, evler çok şık, bahçeler cennetten bir köşe gibi.. Yemyeşil bir bahçenin içinden yükselen evler, rengarenk çiçeklerin sanki Mayıs ayındaymışız gibi her yeri sarmış olması,inanılmaz güzel deniz manzaraları ile Capri adına yakışır bir şekilde karşıladı bizi.

Ada tatili yapmayı çok severim ve epey ada da görmüşlüğüm vardır.Capri’yi inanılmaz sevdim.Çünkü hem normal hayattan kopabilir, hem de kaldığınız yerden devam edebilirsiniz burada Adanın tepelerinde, güzel bir pansiyonda konaklar ve denize bakarak kahvaltınızı yaparken nerede olduğunuzu unutabilirsiniz Faraglioni kayalıklarının etrafına snorkeliniz ile yüzebilir, kayaların üzerinde güneşlenirken kendinizi Kaş’taymış gibi hissedebilirsiniz. Sabahları o bakımlı ama daracık yollarda yürüyüş yapabilir, plaja inen yoldaki neşeli İtalyan bayandan taze sıkılmış meyve suyunuzu içebilir,dönüş yolunda bir buket kır çiçeği alıp otelinize gidebilirsiniz. Bu kadar doğa,çiçek böcekten sıkıldığınızda da adanın merkezindeki kafelerde oturup, İstinye Park’ta yada Nişantaşı kafelerinde oturuyormuş gibi kendinizi şehrinize yakın hissedebilirsiniz.

Ben Capri’yi sevdim.İlk fırsatta yaz aylarında gidip kendimi biraz da tuzlu suların bırakmak isteyecek gibiyim. Dönüşte öğle yemeğimizi Ristorante Capri’de yedik. Limanı, füniküleri ve adanın bu yarısını gören bir noktada olan restaurantın yiyecekleri güzel ve fiyatları da konumuna göre maküldü. Tekrar bilet aldık ve füniküler ile aşağı inip teknemize geçtik.Positano’ya indiğimizde bir kahve içtik ve

Amalfi’ye doğru yola çıktık Positano’dan sonra Amalfi 12km kadar sürüyor. Yine daracık yollar,180 derece sizi döndüren virajlar ve dağların delinerek tünellerle geçişin sağlandığı o muhteşem tepeler.. Mitolojiye göre Herkül’ün aşık olduğu su perisinin adıymış Amalfi ve zamansız ölümü yüzünden aşkları çok kısa sürmüş Herkül ve Amalfi’nin.Herkül de Amalfi’yi dünyanın engüzel yerine gömeceğine yemin etmiş ve bu kasabayı onun için inşa etmiş.Amalfi’nin kuruluş tarihi böyle anlatılmasa da kıvrıla kıvrıla gittiğiniz bu yollar ve bu manzaralara bu aşk hikayesi daha çok yakışıyor.. Amalfi’ye gelmeden önce Praina adlı bir kasaba daha var.Özellikle kilise yoldan çok hoş görünüyor.Balık pulları gibi görünen kubbesi ilgimizi çekiyor ama duraklamadan Amalfi’ye devam ediyoruz.

Amalfi’ye geldiğinizde Positano’dan daha büyük bir kasaba olduğunu hemen anlıyorsunuz. Sorrento da büyük ve şehir havasında bir kasaba ama Amalfi daha fazla ruh barındırıyor Sorrento’ya göre bence.. Sahilde park için ayrılan alan bile oldukça büyük.Hemen çıkan bir aracın yerine geçiyor ve 2 saatlik ödeme yapıyoruz.Yine dağlara arkasında yapıştırılmış gibi duran evler ile harika manzaralar.. Arkanızı denize verirseniz eğer yolun karşısına doğru geçme isteği duyacaksınız.Minik tünel gibi girişler görüyorsunuz ve bu girişler sizi esas meydana ve St.Andrea Katedrali’ne götürüyor. 9. yy dan kalma bu katedralin merdivenleri, Roma’daki İspanyol merdivenlerini hatırlattı bana.Merdivenlerin bitiminden çok güzel bir kilise ve bir İtalyan düğünü başlıyor!

Gelin damat kiliseden çıkarken şeker ve pirinç atılıyor.Kapıda biraz tebrikler kabul ediliyor.Gelin ve damat o bitmeyecek gibi duran merdivenlerden inerken de konfetiler atılmaya başlanıyor. Elin ve damadın isimlerinin yazılı olduğu beyaz balonların uçuştuğu güzel bir seramoni oluyor ve merdivenlerin dibinde yine kutlama, tebrik, öpücükler ardı ardına geliyor.Yine pirinç yağmuru eşliğinde arabaya biniyor ve uzaklaşıyorlar Biz de yollarda yürümeye devam ediyoruz.

Burada bir terslik var, çünkü hep trafiksiz alanlara alıştığımız bu daracık yollarda, arabalar da geçmeye çalışıyor.Bir süre sonra garip bir şey daha fark ediyoruz.Yolda bir trafik lambası var, daha doğrusu aşağıda gördüğünüz gibi yer darlığından yola değil de bir evin duvarına monte edilmiş bir trafik lambası.. Uzun bir süre kırmızı yanıyor, kırmızıyı beklerken araçlar kontak kapatıyor ve böylece ne motor sessi,ne egzozdan etkilenmeden gezmeye ve yemek yemeğe devam ediyorsunuz.Bu esnada karşı şeritten araçlar geliyor.Bir süre sonra karşı şerit duruyor ve bekleyen şerit işlemeye başlıyor. Yine de şehrin içimden araç geçişi olması çok hoş değil.Merak edip araçların geçtiği yol boyunca yürüyoruz, sağlı sollu dükkanlara bakıp,içine girmeyi de ihmal etmiyoruz.Yolun sonunda bu araçların geçtiği yolun devamında aşağıda resmini göreceğiniz şekilde bir apartmanın altına tünel açıldığını görüyorum. Gördüğüm şeylerin arkasındaki mantığı anlayamayacağıma karar verip, sorgulamaktan vazgeçiyorum:)

Bu yolu devam ederken sağda çok cici bir çeşme var.Üzerinde minyatür heykelcikler var ve çok hoş duruyor Çeşmenin içinde yüzen balıklar da var dilek paraları da.Hem hoşuma gidiyor,hem de bizde olsa durmaz bu heykeller diye de söyleniyorum. Niye durmaz bizim ülkemizde o heykelcikler gerçekten, evimize götürsek ne yaparız böyle şeyleri, nasıl işliyor Türk insanında mantık sistemi… Yine her sokağa burnumu soktuktan sonra sahile geri dönüp oradaki rest. dan birine giriyoruz.Burası biraz fiyakalı ama şık bir yere benziyor. Balıklar 23-25€ civarı.Menü genelde deniz ürünleri ama istediğinizi yapabilecek kadar da esnekler.Tam sahilde olması ve harika Amalfi manzarası ile tercih etmekten pişmanlık duymadığım bir rest. olduğunu da eklemek istiyorum Dönüş yoluna geçtiğimizde aklımızda sürekli ilk akşam rest da yediğimiz panna cotta vardı.Tüm gün boyunca Positano, Capri ve Amalfi’de sorduğumuz ama hiçbir yerde bulamadığımız bu tatlıyı, Sorrento’daki son gecemizde yemeden yatmamalıydık ve nitekim de öyle oldu.Otele gitmen önce rest a uğradık tatlımızı yedik ve gönül rahatlığı ile uyuduk:)

4.gün: Vezüv &Pompei

Sorrento’ya veda zamanı geldi. Sorrento beni çok çarpmadı ama konaklama açısından rahattı.Dediğim gibi Positano ve Amalfi’nin daha fazla ruhu var buraya göre. 1 günümüz daha olsaydı Ravello ve Salerno’ya da gitmek isterdim.Farklı birşeyler var mı acaba diye?Ama Pompei ve Napoli önceliğimizdi. O yüzden sabah erkenden yola çıktık
İlk defa plandan çok saptığımız bir yer oldu. Bu tatilimde özellikle hiç hazırlık yapmadan gittiğimden olsa gerek Vezüv’e çıkılabildiğini bilmiyordum.Vezüv turlarını görünce tabii ki balıklama daldım.Kişi başı 25€ ya araç sizi milli parka götürüyor ve sonrasında siz yürüyerek kratere çıkıyorsunuz. Araç ile gelenler varsa arabayı hiç park edip, boşuna parka para ödemeyin.Arabanızla çıkabileceğiniz biraz virajlı ama güzel bir dağ yolu burası.Milli parka gelince park edin ve biletinizi alın.20 dak boyunca yukarı tırmanıyor,soluk alıyor ve fotoğraf çekiyoruz. Şoför 2 sa sonra bizi almaya geleceğini söylediğinde 2 saati çok fazla bulmuştum ama tırman,bak,fotoğraf çek,nefes molas,aşağı in..vs tam 2 sa tuttu.Bilenin işine karışmayacaksın demek ki:) Yolda çıkarken zaman zaman lavların aktığı yolları görebiliyorsunuz, taşlaşmış bölgeler var.Onun dışında oldukça yeşillik bir dağ olduğunu söyleyebilirim. Santorini’de ki volkanik bölgeyi göreniniz varsa ot bile olmadığını hatırlayacaktır.Siyah bir dağdır Santorini’deki kraterin olduğu dağ.Burası gayet yeşil bir bitki örtüsüne sahip ve Napoli manzarası buradan bir harika! Napoli’yi nedense hep daha küçük bir şehir olarak konumlandırmışım kafamda, Vezüv’den bakınca böyle olmadığını anladım. Şoförümüz geldi ve aşağıya indik ve zaman kaybetmeden Pompei şehrine giriş yaptık

Pompei en az 3-4 sa alabilecek bir yer deniyor ama ben içeri girmeden harita üzerinde bir rota çizerek ilerledim ve 2 sa içinde hiç fena sayılmayacak bir performans sergileyebildik. Girişten alacağınız harita üzerinde numaralar ve her numaranın da açıklaması var.Biz nasıl ilerledik onu da paylaşayım sizinle, kafa yormak istemezseniz elinizde hazır olsun.

Pompei’nin 2 kapısı var.Porto Maria ve Amfi tiyatro Bizim araba Amfi Tiyatro kapısında olduğu için illa ki oraya gideceğiz.Ama görülmesi gereken kısımlar da yoğunlukla Porto Maria’ da.O yüzden soldan sağa şehri yatay olarak gezmeyi planladım ve Vezüv’den inerken şoföre kendimizi bu kapıda bıraktırdık. İçeri girmeden önce karnımızı doyurduk.Kapının karşısında birkaç rest var ama o kadar bakımsız ve pisler ki buraya gelmeden Amfi Tiyatro kapısın karşısındaki Burger King daha iyi olabilir mi diye düşünmedim değil.

Neyse yedik içtik kalktık, biletimizi alıp içeri girdik. Tele-guide lardan aldım, o kadar pisti ki boynuma asarken bile tereddüt ettim.Neyse ki yanımda Ipod kulaklığım vardı ve kulaklığı takarak bu aletin mikroplarından uzak durmaya çalıştım. Bunun haricinde tele guidelara bayıldım.Temiz ve aksansız bir İnglizce, çok hoş bir ses tonu ve harika müzikler ile tüm kanalları dinledim denilebilir.Kendinizi Roma yada Spartacus filminde hissedebilirsiniz bu müzikler ve konuşmalar ile..

Bu arada Pompei’de ki evlerde köpeklerle ilgili mozaikler bulunmuş.Pompei halkı o zamanlar da köpekleri çok severmiş ve beslermiş.Şu anda da sahipsiz köpekler var antik şehrin içinde.Bakımlı,aşılı, kontrol altında ve sokulgan şeyler.İsterseniz evlat edinebiliyor yada bağış yapabiliyorsunuz.Bu konuya ayrı özen göstermeleri çok hoş.

Rotamı aşağıdaki gibi hazırladım.Porto Marina’dan girdikten sonra 2-15 arası bölgeyi gezdik Oradan Pompei’nin önem verilen birimlerinden olan Lupanare(o zamanın genelevleri) kısmına geçtik.(39) Burada gerçekten enteresan hikayeler var.Pompei zaten bir liman kenti olan Napoli’ye gelen denizcilerin uğrak yeri olması için Romalılar tarafından üzerine eğilinmiş bir şehir.Eğlence, kumar, aşk meşk, yeme içme ile ünlü bir sefahat yeri.Bazı dini kaynaklar Pompei halkının başına gelenleri, Lut kavminin başına gelenler ile özdeşleştiriyor.Ama cinsel özgürlükler Pompei’de yadırganan bir şey değil.Pompei’nin ana konusu her zaman aşk olmuş.Genelev bölgesindeki korunmuş ve ziyaret edilen evi gezmenizi öneririm. Buradan 49-52 no. arasındaki bölgeyi gezdik ve 41-48 arasındaki adaya gidip,burayı da bitirdik. En son da Büyük Tiyatro ve Üçgen Foruma girip Amfi Tiyatro’ya doğru devam ettik. Via dell Abbondanza(caddenin ismi) takip ederek bu dediğim 3 yapıya ulaşabilir ve buradan dışarı çıkabilirsiniz.

Genel olarak Pompei’ye ilk girdiğimde bana Efes’i çağrıştırdı ama Efes çok bakımlı ve yeni görünüyor tabii .Burası hem daha eski olduğu, hem de deprem ve volkan ile yok olmuş bir şehir olduğu için midir sanki tamamen tuğladan oluşmuş gibi görünüyor.Bu köhne görüntünün en önemli diğer sebebi de şehirdeki tüm mozaiklerin çıkartılıp Napoli’de ki arkeoloji müzesine götürülmüş olması da sayılabilir. Sabah yola çıkarken mutlaka Napoli’ye gider ve müzeyİ görürüz diyorduk ama Vezüv işin içine girince ve Pompei’den çıkmak istemeyince de Napoli işi yattı Ama size tavsiyem Pompei’den sonra müzeye de gitmek.Böylece resmin tümü tamamlanmış olacak.Aksi takdirde bir şeyler havada kalıyor çünkü

Her gördüğüm gruba yanaşıp rehberleri dinlediğimi itiraf edeyim.Çünkü bu tarz yerlerde her rehber kendine özgü bir şeyler katar konuşmasına ve bu anekdotlar da benim çok hoşuma gider.Tele guide lar da oldukça başarılı ancak Pompei derin bir tarih, dinleyip gezerek bitiremiyorsunuz ama mutlaka görülmeli. Amfi Tiyatro kapısından çıktığımızda saat 6’ya geliyordu.Arabamızı alıp yola çıktık.Napoli hakkında söylenilen suç oranları ile ilgili şeyler yüzünden akşam saatlerini orada geçirmek istemedik. Çünkü mutlaka buraya bir kez daha gelip, Napoli’yi de keşfedecek ve özellikle arkeoloji müzesini gezip,şehrin renkli yüzün de görecektim. Üstelik Vezüv’den gördüğüm Napoli 2-3 sa. de bitecek gibi değildi.İtalyanların çok sevmediği bu enteresan şehre de haksızlık etmeyecek ve ona hakkını verecektim. Bu yüzden 6 gibi otobana gridik ve Roma’ya doğru yola çıktık.

Yazımın başlarında bahsettiğim designer outletin girişini bulduk ve girdik:) Otobana girince 1,6€ ödediğiniz bir gişe var.Sonra bir daha Roma’ya yaklaşana kadar gişe yok.İşte o son gişeye girmeden, sağdan çıkarsanız, outlet tabelalarını takip ederek ulaşabilirsiniz Viaport tarzı bir yer.Bizim bilmediğimiz İtalyan markaları da var ve benim en çok hoşuma giden de bu oldu zaten.İtalyanlar yakışıklı yada güzel değiller bana göre.Sadece iyi görünmeyi ve giyinmeyi iyi bilen,tarz sahibi insanlar diye bitiriyorum onlar ile ligli gözlemlerimi.O yüzden bizim bildiklerimizin dışında olan İtalyan marka ve butikleri benim çok ilgimi çekti.Burada 2 sa geçirdiğimi itiraf edeyim.

Yine yol,yine otoban ve Roma Fiumicino.. Keyifli bir sonbahar seyahatiydi benim için ve tekrar gidebilmek adına da bazı yerleri görmemek iyi oldu.En kısa zamanda Napoli ve Amalfi sonrası kıyı kasabaları için tekrar gelmem gerekecek sanırım:)

Sevgiler
Şehiriçi Ulaşım
Bir Vespa işinizi görecektir.Daha hzılı ilerler ve dahaa z park sorunu yaşarsınız.
Şehirlerarası Ulaşım
Hızlı tren oldukça ideal.Normal trenelr biraz pis ve bakımsız denilebilir.
Konaklama
Hostelworld beni hiç yanıltmadı.Herkersin bütçesine ve zevkine göre bir yerler mutlaka var.
Yeme-İçme
İtalyan mutfağını herkes kabul edebiliyor.İçinde limon olan herşey çok hoş.Limonçello hariç(bildiğiniz kolonya tadı var)
Eğlence
Sonbahar çok eğlenceli denemez ama yaz ayları için güzel mekanlar
Dikkat Edilmesi Gerekenler
Napoli haricinde özel bir uyarıya gerek yok bence.



DİĞER AMALFİ YAZILARI
TÜMÜ

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

 ARKADAÞIMA GÖNDER
 

YAZI İLE İLGİLİ YORUMLAR

Zeynep



09.11.2010 15:35
herkül ve amalfinin mitolojik hikayesi ve sizinde dediğiniz gibi kuruluş tarihi böyle anlatmasada kıvrıla kıvrıla gidilen yollar ve manzaralar eminim bu aşk hikayesini daha iyi anlatıyordur...
DEEP73



09.11.2010 16:30
cok keyıfle okudugum bır yazı oldu .. elinize saglık ..
NEŞE



09.11.2010 17:53
Dünyanın en güzel rotalarından birini yapmışsınız,aynı rotayı üç kere yaptım,10 yıl ara ile...Son yolculuğumuzda Roma dan teslim aldığımız( Avis) kiralık arabaya 12 gün için 360 € ödemiştik,fakat İstanbul dan ayırtmanızı öneririm çok daha ucuz oluyor..Sorrento da 3 gece kaldık Capri dahil geze geze biz Sicilya ya indik..(bkz.Binrota daki yazım O Sole Mio)Bana her dakikası ile benzeyen o güzel günleri hatırlattınız...Çok teşekkürler..
salem



25.07.2014 10:15
Yazınız benimde ekim ayının sonunda gitmeyi düşündüğüm gezi için çok faydalı oldu. Benim en çok kafama takılan şey acaba denize girebilir miyim? Hava serin olur mu? iken sizin yazınızdaki detaylarla çok mutlu oldum yinede emin olmak adına sormak istiyorum hava durumu nasıl dı?
Toplam Kayıt: 4 Gösterim Adedi: ««  Önceki       Sonraki  »»
ARKADAÞIMA GÖNDER
Ana Sayfa | SSS | Yasal Uyarı | İletişim |   RSS
Copyright. All Rights Reserved. kendingez.com.