24 Nisan 2014 Perşembe
Hoşgeldiniz,   Üye olmak için tıklayınız | Şifremi unuttum
Kullanıcı Adı:   Şifre:  
ANA SAYFA   |   GEZGİNLER   |   ETKİNLİK TAKVİMİ   |   SERGİLER   |   FORUM   |   YAZI GİRİŞİ  
gezmen
http://www.kendingez.com

» Yazarın Diğer Yazıları
19860
Puan
Gezdiği Yerler:








Bu Yazının Gösterilme Sayısı : 772
Bu Yazıya Verilen Toplam Puan : 34

Del.icio.us



Bilinmeyen İran’a Yolculuk (Tebriz)
İran > Doğu Azerbaycan
Kategorisi: Genel     |     Gezi Tarihi: 05 Mayıs 2012 Cumartesi     |     Yazı Tarihi: 04 Haziran 2012 Pazartesi

GÜN 2 TEBRİZ

http://azgittimuzgittim.com/

    Kompartımandaki yerimizi alıyoruz, ikram olarak; içme suyu, kek, poşet çay ve sıcak su bırakılmış. Her vagon’da, kompartımanlara hizmet eden görevliler var. Ekstra ücretle, yemekte yiyebileceğimizi öğreniyoruz. İlerleyen saatlerde, cüce kebap söylüyoruz. Kompartımanı boş bırakmanın riskli olabileceği söylendiğinden, yemeği kompartımanda yemeyi tercih ediyoruz, dilerseniz restoranda da yiyebilirsiniz. Tavuğa cüce demelerinden geliyor bu isim, bildiğimiz tavuk şiş, üzerine safran dökülmüş bol pilav ile sunuluyor. Yanında da içine reyhan ve nane katılmış ayran, onların deyişiyle dogh içiyoruz. Yemekten sonra içtiğimiz çay ile beraber kişi başı 7000 tümen ödüyoruz.

    Karın tokluğu ve çayın ardından, görevli çarşafları getiriyor. Hemen seriyoruz, Trenin raylarla olan temasının çıkardığı ses bize ninni, sallantısı da beşik gibi geliyor. Sabaha dek kesintisiz uyuyoruz, ta ki saat 6 da görevli, ezan diye bağırana dek. Namaz için tren mola veriyor, Bora ve ben moladan sonra daha uyuyamıyoruz. Çağlar ve Enis son dakikaya kadar değerlendiriyorlar. Görevli, geceden, en geç 6 ya kadar çarşafları kapının önüne koymamız istediği için, tam saatinde kompartımanın önüne çıkarıyoruz ve ufukta kendini henüz göstermiş güneşin kızıllığında, Tebriz’e dek etrafı seyrediyoruz.

     Saat 7.30 gibi dinlenmiş, moral ve motivasyonumuz yükselmiş bir şekilde Tebriz’de iniyoruz. Kişi başı 24000 tümen ödediğimiz tren yolculuğu, Tahran’da yaşanan kötü bir günü ve İran’a dair tüm umutsuzluğumuzu azda olsa kırıyor. İran hikâyemizin, kötü ve sıkıcı başlayıp, ilerleyen sayfalarda elinizden bırakamayacağınız bir kitap gibi olduğunun farkına daha sonraları varıyoruz.

    Tahran’a 650 Km uzaklıkta Azerbaycan Eyaletinin başkenti Tebriz’in Rahahan Meydanın’da bulunan, Pehlevi Hanedanlarından Rıza Pehlevi tarafından inşa ettirilmiş, tren garına iniyoruz. Dönüş biletlerimizi almak için gişeye yöneliyoruz, aramızdaki konuşmalar etrafımızdakilerin dikkatini çekiyor ve anlarcasına bizleri süzüyorlar. Gişeye vardığımızda kapalı olduğunu görüyoruz, önünde bekleyen 3-5 kişiye ne zaman açılacağını soruyoruz. Türk olduğumuzu anlıyorlar ve mutlu oluyorlar, bize sorular yöneltiyorlar. Garın görevlisi de uzaklardan yanımıza gelip Azerbaycan’a hoş geldiniz diyor. Tebriz’den İsfahan’a geçeceğimizi, hangi saatlerde tren olduğunu öğrenmek istiyoruz. Akşam saatlerinde olduğundan bahsediyor. Gişe kapalı olduğundan, daha sonra şehir merkezinden almak üzere gardan ayrılıyoruz.

    Gar’ın önünde bekleyen taksilerle pazarlık ederek 3000 Tümen karşılığında, şehir merkezine Bazaar’ın yani Kapalı Çarşı’nın önüne kadar geliyoruz. Saatin erken olması sebebi ile her yer kapalı. Kalmayı planladığımız Tebriz’de öncelikle Hostel işini halledelim diyerek. Lonely Planet’in ve Zafer Bozkaya’nın kitabında önerdiği hostellere yöneliyoruz. Bir taraftan Hostel ararken diğer taraftanda kahvaltı edebileceğimiz bir yer peşindeyiz.

    Ferdowsi caddesi üzerindeki Meşhed Otel’i yolda sorduğumuz birinden istediğimiz yardımla buluyoruz. İnsanlar çok yardım sever, bizimle birlikte otele kadar gelip gösteriyor ve Tebriz’de 10 kişiden 8 i Türkçe konuşuyor, diğer 2 si ise anlıyor fakat konuşamıyor.

     Burada yer olmadığını öğrenip, başka hostellere bakmak için gezerken, bize adres soran iki İtalyan genç ile karşılıyoruz, İtalyan arkadaşlar, Çin’den İran’a doğru gelmiş ve buradan Türkiye’ye Ağrı, Trabzon ve İstanbul üzerinden geçerek İtalya’ya geri döneceklermiş. Takdirle karşılayıp, hostel aramaya devam ediyoruz, beğenmediğimiz birkaç hostelden sonra karşımıza çıkan çayhaneye giriyoruz, kahvaltı da mevcut. İki kişiye 1 bal – kaymak düşecek şekilde kahvaltımızı alıyor,pide şeklindeki ekmekle birlikte çay eşliğinde tüketiyoruz. Harici olduğumuzdan gözler üzerimizde, karşımızda oturan onların deyimiyle şişe bizde nargile fokurdatan amcalardan biri gelip hoş geldiniz diyor, Türk olduğumuzu anlıyor ve Türkiye’de gördüğü yerleri sıralamaya başlıyor, esas konuya geliyor sonra Kandovan’a gidecekseniz benim oğlum sizi götürebilir diyor. Oğlunu arayıp konuşturuyor bizi, 50 USD istiyor bizi Kandovan’a götürmek için. Kırmadan numarasını alıp karar verirsek ararız diyoruz, rakam bize fazla geliyor.

     Kahvaltıyı edip, hemen yakındaki Tebriz kalesine yöneliyoruz. Kaleye yaklaştığımızda, bir amca gelip Hoş geldiniz diyerek yanımıza yaklaşıyor, anlıyoruz ki beklediği misafirlerle karıştıran yerel rehber. Durum ortaya çıkınca, bize bir şehir haritası veriyor, kartviziti ile birlikte, Kandovan’a gitmek istersek yardımcı olabileceğini söylüyor. Kalenin hemen yanında karşılaştığımız rehberden, son olarak Gök Mescidin tarifini alarak uzaklaşıyoruz.

     5000 yıllık tarihi olan Tebriz kenti, Moğol İşgalinde ele geçirilemeyen nadir yerlerden biri. Buradaki en önemli tarihi eserlerin başında gelen, 500 yıl önce yıkılmış bir caminin yerine tuğladan yapılmış Arg-e Tabriz ile karşı karşıya geliyoruz. Tadilat nedeniyle görüntüsünü bozan iskeleye rağmen fotoğraflarını çekip, İmam Humeyni caddesi üzerinden ilerleyerek Mescidi Kabud’a geliyoruz.

     Gök Mescid’in ana kapısına gelmeden hemen önce, bizi karşılayan Khagani’nin heykelinin bulunduğu, Khagani Bahçesi olarak adlandırılan parkın içinden geçiyoruz.

     Mescid-i Kabud, Mavi Cami ya da Gök Mescid Karakoyunluların mimarisinin birörneği olarak 1465 yılında inşa edilmiş. Yaşadığı depremlerle ciddi hasarlar almış, oldukça iyi restore edilerek ziyaretçilerini ağırlar duruma gelmiş. 17 mt yüksekliğindeki kapıdan içeri girerek, bilet gişesinde oturan görevliden 5000 tümen ödeyerek biletlerimizi alıp gezmeye başladık.

     Yavuz Sultan Selim’in Devleti Aliyeye kattığı bu topraklarda, atalarımızın izini de sürdük. Selim Trabzon valisiyken Safevi devletinin hükümdarı Şah İsmail’i Osmanlı için tehlike görmüş ve bu konuda İstanbul’u sürekli uyarmış. Şahı ve İran’ı yakından görmek için Safevi devletinin başkenti Tebriz’e derviş kılığında gelmiş. Satranç ustası olan Yavuz, şahın sarayına giderek, her gün satranç oynayan ve hiç mat olmayan Şah İsmail ile satranç oynamak istediğini söylemiş. Yabancılarla satranç oynamaktan keyif alan Şah bunu kabul etmiş. Birinci oyunda kasıtlı yenilen Yavuz, ikinci oyunda Şah’ı mat etmiş. Buna çok bozulan Şah, kendisine 1 kese altın hediye etmiş. Yavuz kendisine hediye edilen altını, Şahın binek taşının altına saklayarak, Tebriz’den ayrılıyor. Tahta geçtikten sonra, 1514’de İran’a yaptığı seferde Çaldıranda Şah İsmail’i mağlup ederek Tebriz’e gelip Çaldıranda Şah İsmail’i mağlup ederek Tebriz’e geliyor ve sakladığı altını Sekman Başı Balyemez Ağa’ya çıkarttırıp, hediye ediyor.

     Altının saklandığı yerin Gök Mescid olduğu rivayet ediliyor. Bu rivayetten kapıdaki görevliye bahsettik, fakat kendisi bir haber. Yavuz Sultan Selim’in Çaldıranda Şah İsmail’e mağlup olduğuna inanan İranlılardan bu hikâyeyi bilmelerini beklemek bizim kabahatimizdi.

     Her biri birbirinden güzel çinilerle bezenmiş, Gök Mescidi gezip çokça fotoğrafladıktan sonra, buradan ayrılarak, hemen yanında bulunan Azerbaycan Müzesi’ne yürüyoruz.

     1958 yılında kurulan bu müzenin, merdivenlerinden çıkıp, kapının hemen önünde iki yanda bulunan koç heykellerinin yanından geçerek, gişeye ulaşıyoruz. Biletlerimizi, alıp çantalarımızı gişeye bırakıyoruz ve üç kattan oluşan müzeyi geziyoruz. Müzede İran Azerbaycan’ında yapılan kazılarda bulunan eserler sergileniyor. İçlerinde en etkileyici olanı, yüz yüze yatırılmış şekilde bulunan Aşıklar ismi verilmiş iskeletlerdi.

     Müzedeki gezimizi tamamlayıp, cadde ve sokaklardan yürüyerek, Kapalı Çarşı’ya gidiyoruz. Yolda yanımıza yaklaşan genç bir çocuk, bizimle sohbet ediyor. İsminin Ali olduğunu, Couch Surfinge üye olduğunu ve bizi 2 saat kadar gezdirebileceğini söylüyor. Birlikte Kapalı Çarşıya gidiyoruz. Çarşı bizim Kapalı çarşı benzeri bir yer, baharatçılar, halıcılar ve ev eşyaları satan bir sürü dükkândan oluşuyor. Egzotik ve kalabalık olan çarşının, labirent şeklindeki sokaklarında gezerken, Alman, Japon ve onları gezdiren İranlı Couch Surfingcilerle karşılaşıp ayak üstü sohbet ediyoruz. Alman olan ve yaşça orta yaşın üzerindeki bey, Türkiye’de birçok yeri gezdiğini Hakkâri’ye bile gittiğini söyleyince, şaşırıyorum. Türk gezginlerin bile en son gitmeyi düşündüğü bu kente, bir Almanın gitmiş olması beni düşündürüyor.

     Ali, Kandovan’a bizi bir arkadaşının götürebileceğini fakat saat 4’den sonra müsait olduğunu söylüyor. Randevusu olduğu için ayrılması gerektiğini, 4 gibi tekrar görüşebileceğimizi söyleyerek yanımızdan ayrılıyor. Aramızda konuşarak daha fazla görülecek bir yer kalmadığını, Isfahana akşam geçmenin bize kazandıracak Kalmayı düşünmediğimiz Tebriz için, o saatte Kandovan’a gidip gelmek oldukça geç olacağından, bir taksiyle anlaşıp vakitlice gitmeye karar veriyoruz. Yoldan çevirdiğimiz bir taksi ile gidiş dönüş ve orada 1 saat bekleme koşuluyla 40000 tümene anlaşıp, yola koyuluyoruz.

     Tebriz’e 70 Km mesafedeki Kandovan’a 1 saatte ulaşıyoruz. Deniz seviyesinden, 1800 mt yüksekte olan Kandovan Kapodakya’nın küçük bir modeli. Bu kentteki volkanik oluşumların içinde yaşam devam ediyor. Çok sayıda yerli turist ile karşılıyoruz, öğrenci grupları otobüslerle gelmişler ve su kenarında piknik yapıyorlar. Süt ve süt ürünleri, yerel bitki baharat ve bal satan dükkânlar var. Bu bölgenin tek oteli Kandovan Lale Rock Hotel geceliği 200 USD’den misafirlerini ağırlıyor. Volkanik oluşumların oluşturduğu, evlerin aralarında dolaştıktan sonra, aşağı inerek su kenarına doğru ilerliyoruz. Kız öğrencilerle dolu restorana yemek yemek için yaklaştığımızda, öğrenci kızlar Bora’nın etrafını sarıyor, öğretmenlerinin uyarıların ve kızmalarına aldırmadan, Türk dizilerini sorup kahkahalarla sohbet ediyorlar. Zaten kalkmak üzere olan grubu öğretmenleri götürüyor. Sipariş ettiğimiz cüce kebabımızı yiyip bizde restorandan kalkıyoruz. Birçok yerde Hesap ödemek istediğimizde, harici olmamızdan kaynaklanan sebeple “Kabulü Yoktur” diyerek ücreti geri çeviriyorlar. Adetten olduğunu düşündüğümüz bu davranışa, ısrarla ödeme yaparak ayrılıyoruz. Vaktimiz bitiyor ve taksinin bizi indirdiği yerde taksiye binerek, tren istasyonuna doğru hareket ediyoruz. Taksici ağabeyimiz, Azeri şivesiyle Türkçe konuşuyor, yol boyunca sohbet ediyoruz, yapılan devrim ve mevcut rejim ile yönetim üzerine.

     Humeyni’nin 13-14 yaşındaki erkek çocuklarını toplayıp, bir hiç uğruna İran – Irak Savaşında cephede ölüme gönderdiğinden. İran’ı yıllarca geriye attığından bahsetti. Aziz Yıldırım’ın şike davasından, Türk dizilerinin son bölümlerine, İbrahim Tatlıses’in evliliğinden sağlık durumuna, Başbakanın söylemlerine kadar tüm gündeme hâkim olması, Türkiye’yi yakından takip ettiğini, uydudan Türk televizyonlarını izlediğini, söylemesi beni şaşırttı. Uydu anteninin yasak olmasına rağmen herkesin evinde olduğunu ve kimsenin İran’ın yerel kanallarını seyretmediğini söyledi. Yerel kanalların mollaların elinde olduğunu sürekli televizyonlarda, vaaz edildiğinden bahsetti. Bazen, polislerin mahallelere girerek çanakları topladığını, daha sonra yenisini alarak izlemeye devam ettiklerini, bu işin çok sıkı takip edilmediğini söyledi. Şah döneminin refah ve özgürlük içinde olduğunu söyleyerek, canınız pahasına bile olsa böyle bir devrime Türkiye’de müsaade etmememiz gerektiği yönünde tavsiyede bulundu. Sohbetle yolu bitirip, İstasyona varıyoruz.

     Taksici ile vedalaşıp, gara girerek bilet alamaya yönleniyoruz, gişedeki görevli hanım İsfehan’a yer olmadığını söylüyor. Sabah listeye adımızı yazdığımızı söylüyoruz, yazdıktan sonra gişe açılana kadar beklememiz gerektiğini söyleyip, üzgün olduğunu yardımcı olamayacağını söylüyor. Bilet alamamanın üzüntüsü ile, gar dan çıkarak bir başka taksi ile otobüs terminaline gidiyoruz.

     Terminal’de birçok firma ve her keseye uygun otobüs bileti bulunuyor. Bizim otogarda olduğu gibi burada da cazgırlar var, etrafınızı sarıp sizi bir yerlere göndermeye çalışıyorlar. Taksicinin uyarısıyla biz direk yazıhaneye gidiyoruz. İran’ın önde gelen otobüs şirketlerinden Hamsafar firmasından 6 da İsfahan’a kalkacak VIP otobüs için biletimizi alıyoruz. Otobüse binmek için perona gittiğimizde, bize gösterilenle, bize satılan arasında fark olduğunu görüyor ve görevliye bunu anlatmaya çalışıyoruz. Şark kurnazı görevli, aynı olduğunu bir fark olmadığını söylüyor. VIP otobüslerde her bir sırada, TV koltuğuna benzer ayak destekli 2 li ve tekli olmak üzere 3 koltuk bulunuyor ve koltuk araları oldukça geniş. Biraz tartıştıktan sonra, 6.30 da kalkacak olan VIP otobüs için biraz daha fark ödeyerek, adam başı 20000 tümene biletleri alıp, otobüsteki yerimizi alıyoruz. 5000 tümen ile 20000 tümen arasında otobüse ve firmaya göre değişen fiyatlarla Tebriz’den Isfahana gitmek mümkün. Otobüsçülük bizdeki gibi gelişmiş değil, ikramlar sıfır, hatta yok denebilir. Yolda durup marketten aldıkları meyve suları ve kekleri dağıtıyorlar, oysa bu bile bizde bu sektörde bir geçim kaynağı. Güzergâh üzerinde tesis diye bir şey yok, ne zaman mola vereceği belli değil. Bizim ülkemizdeki, seyahat boyunca sınırsız ikramın ve kaliteli tesislerdeki molaların kıymetini iyice anlıyoruz. Rahat ve geniş koltuklarla yorgun vücudumuz bir araya gelince derin derin uyuyoruz, yolda sıkça polis kontrolü için durduğunda gözümüzü aralıyor, sadece sabah ezanı için 5 dakika bir yerde duran otobüsten son anda kendimizi aşağı atarak ihtiyacımızı giderebiliyoruz

Şehiriçi Ulaşım
Taksi oldukça ucuz.
Şehirlerarası Ulaşım
Tren ağı çok gelişmiş. Aynı gün biletlerin erken saatte alınması gerekiyor, kalmama ihtimali yüksek. Daha ucuz tarifeler için, en geç 3 gün önce alınmalı. Otobüs için çok seçenek var,her kesime hitap eden bir yelpazede. VIP denilen lüks otobüsleri tercih etmenizi öneririm.
Konaklama
Hosteller çok iyi değil. Kalmamayı tercih ettik.
Yeme-İçme
Yiyecek bulmak sıkıntılı. Damak tadına uygun bir lezzete rastlamadık.
Eğlence
Dream on.
Görülmesi Gereken Yerler
Tebriz Kalesi,Kapalı Çarşı, Gök Mescid kesinkikle görülmeli.



DİĞER DOĞU AZERBAYCAN YAZILARI
TÜMÜ

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

 ARKADAÞIMA GÖNDER
 

YAZI İLE İLGİLİ YORUMLAR

NEŞE



04.06.2012 15:17
Aynı yerleri iki gezginden de okumak çok iyi oldu,yorum farklılıkları güzel,iyice aklımıza yazdık...Gök mescid de İran tuğla mimarisi ile,renkli sır teknikli güzelim çinilerin uyumu harika,bu kadar zarar gördüğünü bilmiyordum yıllar içinde...Şu Kandovan denilen yer galiba pek gözde ama bizim gibi Kapadokyayı bilenler içinde öyle mi ?Bayağı bir geçim kapısı yapılmış çünkü...Teşekkürler..
bora arasan



04.06.2012 20:57
Kandovan gariban tesellisi. Bizim Kapadokya ile kıyaslanamaz. Ne tarihi açıdan ne de boyut açısından eşdeğeri değil. Binrotalıların iki farklı gözden aynı rotayı okumaktan keyif aldıklarına inanıyorum. Ben bile Hüsnü 'nün notlarını büyük bir zevkle okuyorum.
gezmen



05.06.2012 15:44
Neşe Hanım çok teşekkür ederim. Kandovan'a gidilmesede olur, Kapadokya'yı görenleri hüsrana uğratabilir. Sevgili Bora,senin uslubun ve yazılarında ayrı bir keyif,teşekkürler.
merakles



06.06.2012 12:39
Gene bir solukta okuduğum, devamı ne zaman gelecek diye sabırsızlandığım harika bir yazı olmuş. Teşekkürler.
sadiye



07.06.2012 10:04
Arkadaşlar nerdesiniz yahu, kayıp olmayında oralarda, bir ses verin.Merak ediyorum sizi ::))
arkutbay



07.06.2012 10:13
Sadiye Hanım haklı . Bu otobüs İsfahan'a gelemedi mi hala . Sevgili gezmen , iki günde seni biraz süzülmüş gördüm . Bi ekmek arası köfte yollayalım mı :)
gezmen



07.06.2012 13:04
Arkutbay, açlıktan karnım yapıştı :) Yiyecek hiçbir şey bulamadık. Son gün Tahran'da İstanbul Restoranın ustası İbrahim Ağabey halime acıdı da, yedirdi içirdi sağolsun. Bir sonra ki yazım İsfehan olacak, ama İsfehan'ı Bora'dan okumak daha bir başka olacaktır.
bora arasan



07.06.2012 14:54
Ben geçen sefer istemeden gezmen 'in hakkını yiyip sırasını aldım. Bu sefer sıramı bekleyeceğim, ama benim isfahan 'ın pekte sürükleyici olacağını sanmıyorum bu kez...
Toplam Kayıt: 8 Gösterim Adedi: ««  Önceki       Sonraki  »»
ARKADAÞIMA GÖNDER
Ana Sayfa | SSS | Yasal Uyarı | İletişim |   RSS
Copyright. All Rights Reserved. kendingez.com.