Kendingez » Ülkeler » Romanya » Braşov » Braşov / Biserica Neagra / Viscri / Sighişoara / Biserica din Deal / Scara / Turnul Cu Ceas /Casa Vlad Dracul / Holy Trinity
5224
Gezdiği Yerler:Almanya , Avusturya , Bosna-Hersek , Belçika , Bulgaristan , Birleşik Arap Emirlikleri Dubai, Estonya , Çek Cumhuriyeti , Fransa , Finlandiya, Fas , Hollanda, Hindistan, Hırvatistan, İspanya , İsviçre, İtalya , Karadağ , Kanada, Kamboçya , Kosova , Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Lüksemburg, Makedonya, Monako, Macaristan, Mısır, Nepal , San Marino , Slovenya , Slovakya, Sırbistan , Suriye , Polonya , Portekiz, Tayland , Türkiye , Ürdün, Vatikan, Yunanistan
Bu Yazının Gösterilme Sayısı : 0
Bu Yazıya Verilen Toplam Puan : 0

Braşov / Biserica Neagra / Viscri / Sighişoara / Biserica din Deal / Scara / Turnul Cu Ceas /Casa Vlad Dracul / Holy Trinity

Kategorisi: Genel
|
Gezi Tarihi: 00-00-0000
|
Yazı Tarihi: 08-11-2017

Artık bu güzel şehre ,Sinaia'ya "Hoşçakal" deme zamanı. Dağların arasında kıvrılarak giden yol üstünde Romanya'nın komünizm dönemlerinden kalma evleri seyrederek ilerliyoruz.Evlerin  dış cepheleri  bakımlı ve şekilleri çok değişik ve güzel. Bazı küçük köylerden geçiyoruz.Yol dar ama asfalt düzgün. Hız yapmak mümkün değil. Yavaş ilerliyorsunuz.

Zaten sürekli hız limitlerini bildiren trafik levhaları konulmuş.İsteseniz de hızlı gidemezsiniz.Braşov'a doğru ilerliyoruz.Bu şehri gezdikten sonra Unesco dünya koruma miraslarına alınmış Sighişoara'da kalacağız.Sinaia ile Braşov arası aslında 50 km ama yolun dar olması bu mesafeyi bir saatte almanıza neden oluyor.

Braşov Transilvanya'nın tam kalbinde dağların eteğinde bir şehir.Burada eskiden Almanlar yaşıyormuş.İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya'ya göç etmişler.Hala sayıları az da olsa Almanlar varmış. Şehrin meydanına yakın bir yere arabayı park edip yürüyoruz.Bu şehir "Kara Kilisesi" ile tanınıyor. "Biserica Neagra"1383'te yapılmış.500 yıllık kilisenin önceki adı "Sainte Marie"ymiş. Bu bir protestan kilisesi.1689'da çıkan yangın sonucunda tüm duvarları siyah olmuş ve o günden bu güne adı "Siyah Kilise" olarak nam salmış.Transilvanya bölgesinin en büyük gotik kilisesi. 5000 kişi kapasiteye sahip.Aynı zamanda Romanya'nın en büyük çanı burada.6,3 ton. Aynı zamanda bu kilise Avrupa'nın en büyük orglarından birine ve en muhteşem bir halı koleksiyonuna sahip.Ne yazık ki restorasyon çalışmaları olduğu için bize gezmek kısmet olmadı. Dış cephesi bile çok etkileyici.

Küçük bir şehir olduğu için her tarafına çabuk ulaşabiliyorsunuz. Sfatului Meydanını dolaşıp karnımızı doyurmak için yerel yemeklerin yapıldığı bir restorana oturuyoruz."La Ceaun"Çok kalabalık.Dip dibe masalar.Hareket etmekte zorlanıyoruz.Garson bu kalabalıktan bezmiş olacak ki bize pek iyi davranmıyor. Ama Romanya'nın meşhur ekmekte çorbası pek iyi geliyor. yavaş yavaş hava kararıyor.Hemen masalar toplanıyor ve yağmur indiriyor.Buna benzer bir sahneyi Almanya'da yaşamıştım. Göl kenarında güneşlenirken birden yapılan bir anons size yağmurun gelişini haber veriyor.Hemen toplanıyorlar .Biraz sonra yağmur duruyor ve güneşlenmeye devam.. Alışık olmadığımız bir hava.Yağmur yağarken meydanda şemsiyelerin altında bir masaya oturuyoruz."Pizza Vitto".Yağmurda meydan bir başka güzel.

Dolaşıyor şehri simgeleyen ufak tefek birşeyler satın alıyoruz. Meydanın ortasında eski Meclis Binası ve kulesi havanın berraklığında güzel bir görünüm oluşturuyor.

Braşov Alman şehirlerine benziyor.Binaların renkli olması ayrı bir güzellik katıyor.Bu şehirde kalmak gerekir ama ne yazık ki öyle bir planımız yok. Ülkeleri detaylı gezmek isterseniz bazı yerlere zamanınız kalmıyor.Hemen meydana bakan bir kitapçı dikkatimi çekiyor.Pek güzel bir yapı."Cartureşti" .

Bazı yapıların üzerindeki taş işlemeler mükemmel .Şehrin etrafı dağlarla çevrili,dağlar da ormanla. Tam meydana bakan dağda ,başınızı kaldırdığınızda tepede "Hollywood" yazısı gibi "Braşov" yazısını görüyorsunuz.Braşov kışın kayak yapılan bir şehirmiş.Sighişoara ile Braşov arasında görmek istediğimiz bir başka bir yer daha var. Yeniden yola koyuluyoruz.

"Viscri"Çok özel bir köy.Yolu oldukça kötü. Dar ,toprak ve taşlıklı. Bildiğimiz köy yolu. Ama doğa inanılmaz güzel.Tepeler ,yeşil, manzaraları anlatmak için kelime bulmak zor.. Arabanıza güvenirseniz bu yola girebilirsiniz.1998'de ilk defa Romanya'yı ziyaret eden İngiltere Prensi Charles ,Transilvanya'ya hayran kalmış. Özellikle de bu köye.Prens köy hayatını ve doğayı korumayı kendine görev edinmiş.Ortaçağdan beri bozulmamış bir Saxon köyü olan Viscri'yi koruması altına almış.

Köyün girişinde bir evi satın alarak zaman zaman buraya gelmiş.Evin kapısında Romanya ve İngiltere bayrakları asılı. Sighişoara'ya 40 km uzaklıkta bulunan Viscri'de insanlar fakir.89 devriminden sonra  halkın buradan göç etmesi nedeniyle şimdilerde köyde sadece 150 Romen, ikiyüzün üzerinde çingene ve 34 Saxon yaşıyormuş.Bana sanki daha azmış gibi geldi.

Evlerin mimarisi ilginç.Köy 1999'da Unesco Dünya Mirasları korumasına altına alınmış. Kadınlar yün çorap ve çocuk yeleği ,örgüden bebek gibi el işi göz nuru ürünler yapıyorlar. Kendi imalatları olan Kaşkaval ve diğer peynirleri satıyorlar. Bal ve reçeller de ev yapımı. Yani bizdeki organik pazarlar gibi. Bir eve girip peynir alıyoruz.Geçimlerini bu satışlardan sağlıyorlar.

Evlerin üstünde yapıldıkları tarih ve ilk sahibinin adı yazıyor.1939'da köyün nüfusu 700'ün üzerindeymiş.İtalyan ,Fransız ,İngiliz turistlere rastlıyoruz.Sanıyorum köyde kalıyorlar. Biz bu tür köylere alışığız ama Avrupalılara bu yaşam ilginç geliyor.

Köyde doğal olarak asfalt yok. Birşeyler yemek için bir eve giriyoruz. Kapıda yapılan yemekleri yazmışlar. Bahçede tahtadan yapılma sıralara oturuyoruz.

Tuvalet bahçede. Güleryüzlü hanım çorba getiriyor ama pek beğenmiyoruz. Bahçenin avlusunda ekmek pişiriyorlar ve üzeri yanan ekmeklerin yanan kısımlarını vura vura çıkartıyorlar.

 

Prens Charles köyü sürekli destekliyormuş.Yani evlerin bakımlı olması için sürekli yardım geliyormuş.Evlerin  içleri öyle mi bilmem.Biz bir tanesini gezdik çok kötüydü. Ayrıca köylüler tahta oyma kaşıklar yapıyorlar. Romanya'ya özgü.Çıkışta tarlalarda gördüğümüz taşınmak üzere  hazırlanmış bal kovanları renkli görünümleriyle ilgi çekiyorlar.Her yer ayrı bir tablo.

Akşama doğru  Sighişoara'ya varıyoruz. Bir UNESCO Dünya Mirası şehir daha.Eski şehirde "Teo'nun Pansiyonu"na yerleşiyoruz..Buraya ulaşmak için biraz tepeye çıkıyoruz.Teo çok cana yakın biri. Bizi kapılarda karşılıyor.Pembe boyalı tarihi bir ev. İçeride bolca tahta malzeme kullanılmış.Büyük bir kapıdan avluya giriyorsunuz.Odamıza çıkmak için bir tahta merdiven kullanıyoruz.Bizim karadeniz evlerine benziyor.Çiçekler ile bezenmiş.Odalar bakımlı ve modern.

Pansiyon meydana çok yakın olduğu için hemen keşfe çıkıyoruz.Kendimi Ortaçağda buluyorum. Arnavut kaldırımlarında yürüyoruz.Büyülü.Ünlü Vlad Tepeş bu şehirde doğmuş.Drakula adının verilmesi  babasının adından olmalı."Vlad Dracul".1431-1435 yılları arasında yani dört yaşına kadar bu evde yaşamış.Vlad ve kardeşi Radu Türklere esir düşmüş ve buradan ayrılmışlar Doğduğu ev şimdi restoran olarak kullanılıyor. Orada yemek yemek istiyoruz ama önceden rezarvasyon yaptırmadığımız için yer bulamıyoruz. Yemek yarına kalıyor.

Meydanda restoranlardan birinde çorba içiyoruz.Buranın büyüsü anlatılamaz.İyice gezmek için yarını beklemeliyiz.Güzel ve rahat geçen bir gecenin ardından kahvaltı yapmak üzere yine meydana iniyoruz.Sighişoara,Romanya'nın Mureş Bölgesi,Transilvanya'da, Tarnava nehrinin kıyısında Ortaçağdan kalma bir şehir.1191'de Macar Kralı , Saxonları burada yaşamaya davet ederek onlara toprak vermiş.Zanaatkar,usta ve tüccar Almanlar buraya yerleşmişler.Çalışmak için gelen Almanlar aynı zamanda burayı Osmanlıların saldırılarından da korumuşlar.Şimdi bile az da olsa bir Alman nüfusu barındıran eski şehir çok yüksek olmayan bir tepede kurulmuş  etrafı Saxsonların yaptıkları surlarla çevrili. Kale içindeki evler ise dış yüzlerinde turuncu,sarı,mavi,pembe,yeşil pastel renklerin kullanıldığı masal mekanları.Eskiden asillerin oturduğu 300 yılın üzerindeki bu mekanlar artık Dünya Mirası.

Yarım asırlık kafeler,yapılar.Bu kafelerde oturmak ve şehri solumak muhteşem bir haz.Kahvaltımızı meydanda Sighişoara Hotelin arka tarafında bulunan bahçesinde yapıyoruz.Nefis.Otelin girişinde Romen yerli ürünlerin satıldığı bölüm gezmeye değer.Kaldığımız pansiyonun yakınında şehrin tepesine çıkmak

amacıyla yapılan bir tünelin içindeki merdivenleri tırmanıyoruz.(Scara Scolarilor)1642'de  tahtadan yapılmış ve 172 basamak barındıran bu merdiven yukarıdaki kilise ve okula çıkıyor. Şimdinin Füniküleri. Etrafı da kapalı. Sanırım hava şartlarından korunmak amacıyla.Tünelin sonu gözükse de tırmanış kolay değil. Yukarıda sizi gene güzel bir orman karşılıyor.

Sol tarafta ortaçağdan kalma ve halen faaliyet halinde olan lise binası ve sonra kilise . Bu kilisede en çok şaşırdığım nokta ise kiliseye ait açıklamanın Türkçe de yazılmış olması.Gönüllü çevirmenler tarafından yapılmış bir yazı Güzel olmuş.Kilise "Tepe Kilisesi" olarak anılıyor.Tepenin adı okul tepesi olarak geçiyor. 429 m yükseklikte olan bu kilisenin Sighişoara 'nın en önemli eseri olduğu söyleniyor. Bazilika "Biserica din deal" 1300 yılında tamamlanmış. Vaktiyle Katolik olan kilise Aziz Nicolas'ya adanmış.

1547'de ise burada yaşayan Luteran mezhebindeki Saxon'lara tahsis edilmiş. Mahzeninde 21 mezar taşı bulunuyormuş. Kilisenin orgu 1858 yılında org ustası Karl Schneider tarafından yapılmış.

Kilisenin giriş kapısının karşısında ise eski ve biraz ürkütücü bir mezarlık var. Mezar taşları siyah tonun hakim olduğu eski taşlardan.Yeşile çok tezat oluşturuyorlar.İnanılmaz etkilendim.Filimlerdeki gibi.

Aşağıya inmek kolay. Kısa zamanda meydandayız.Şehirde 14.yüzyıldan kalma meslek loncalarına ait kuleler bulunuyor. Kasaplar Kulesi, Kürkçüler Kulesi ,Ayakkabıcılar Kulesi gibi.Bunların içinde en önemlisi 1280 yılında yapımına başlanan Saat Kulesine (Turnul Cu Ceas ) çıkıp bu güzel şehri yukarıdan seyredeğiz.

Saat Kulesi XIII.yüzyılın sonlarına doğru inşa edilmiş.Saatin içindeki figürler gezegenleri dolayısıyla günleri simgeliyor.64 metre yükseklikteki bu kuleye çıkış için az da olsa bir ücret ödüyorsunuz.Girişte ve yukarıya çıkarken bulunan tarih müzesi bazı eserleri barındırıyor.Tarih Müzesinin kurucusu Dr Joseph Bacon'un büstü sizi karşılıyor. Merdivenler çok yıpranmış.Kolay değil onca senenin yükünü taşımak. Müzenin duvarındaki bir fotoğraf dikkatimi çekiyor.Fotoğrafın altında Hermann Oberth yazılı. Ünlü fizikçi Sibiu'da doğmuş.Konstantin Tsiolkovsky ve Robert H Goddar ile beraber roketçilik ve astronot mühendisliğinin kurucularından.Kendisi "Astronotların Babası" diye anılıyor.Hermann Oberth çocukluğunu Sighisoara'da geçirmiş.İlk ve Orta okulu burada bitirmiş. Bu da doğal olarak Sighişoara halkının övünme vesilesi olmuş.

Tepeye çıkıldığında 360 derece dönen teras dünyanın kulenin çeşitli Dünya kentlerine olan uzaklığı belirten plakalar var.İstanbul buradan 660 km uzaklıktaymış.Düşününce pek uzak değil. Manzara muhteşem. Eski şehir manzarası.

Bu güzel kuleden çıktıktan sonra hemen yandaki "Restaurant Casa Vlad-Dracul"a girip yemek yemek istiyoruz.Tahta merdivenlerden üst kattaki terasa çıkıyoruz.En ufacık aksesuvar bile Drakula figürü taşıyor.Romenler turizmde bu hikayeden fazlaca yararlanmışlar anlaşılan.Yemekler öyle süper olmasa da fena değil.İçerde tahtadan bir bar var.Aynı zamanda  üst katta çocuklar için bir canlandırmanın yapıldığı odaya ayrı bir ücret karşılığında çıkabiliyorsunuz. Tabutun içerisinde yatan biri Drakula'yı simgeliyor.Bana komik geldi ama çocuklar korkabiliyor.

Yemekten sonra tekrar dar sokaklardan aşağı şehre doğru yürüdük.Eski şehrin tarihi kapısından çıkınca güzel bir park rengarenk çiçekleriyle içimizi ferahlatıyor. Tarihi binalar ,değişik çatıları ve pencereleriyle bu güzel atmosfere eşlik ediyorlar.Saat kulesi uzaktan pek hoş gözüküyor.Buradaki ev çatıları oldukça değişik.Kiremitlerin arasında çatı katı pencereleri gözlere benzetilmiş.

Yeniden pansiyona dönüp biraz dinleniyoruz.Kaldığımız pansiyonun alt kısmında Teo'nun şarap mahzeni küçük ama şirin.Size kendi yaptığı şarap ve likörleri ikram ediyor.İsterseniz satın alabiliyorsunuz.

Akşama doğru araba ile tekrar aşağı şehre ineceğiz ama önce biraz daha eski şehri keşfetmek hoşumuza gidiyor.Ne de olsa yarın buradan ayrılıyoruz.Üzerinde 1902 tarihli sarı boyalı yapı çok hoş gözüküyor.

San José Katolik Katedrali Eski Şehrin sur duvarlarına çok yakın.Franciscan manastırı yıkılınca 1894'te buralı bir  mimar olan  Letz tarafından Eklektik stilde inşa edilmiş.Meydanda Macarların ünlü şairi Petöfi Sandor'un heykeli var. 1823 yılında doğan ve çok genç yaşta 26 yaşındayken ölen şair kısa ömründe birçok eser yazmış.Sighişoara'da ölmüş.Macarların devrimci ,ulusal kahramanı.

 

"Turnul Cizmarilor" Ayakkabıcılar Kulesi.1681 yılında yapılmış ve şehrin 7 kulesinden biri. O kadar güzel sokaklar ki kendimi Ortaçağ konulu bir tiyatro sahnesindeymiş gibi hissediyorum.

Yine bir kule.Croitorilor .XIV.yüzyılda inşa edilmiş "Terziler Kulesi" Buradan araba ile de geçebiliyorsunuz ama çok dar. Güzel köşeler,ince zevkler,ne kadar inanılmaz.

Daha sonra araba ile eski şehirden çıkıp Tarnava nehri boyunca ilerliyoruz. Neo-Romen tarzda yapılmış,beyaz ve siyah taşlardan Ordadoks katedrali dikkat çekiyor.1934 ve 1937 yılları arasında yapılmış olan Holy Trinity Katedrali.....Heybetli gözüküyor. Güzel bir restoran arıyoruz.

Ana caddede "Boulevard Restoran"a oturuyoruz.Çok hoş bir ortam ve nefis bir yemek yiyoruz.Çıkışta Romen tatlımızı "Papanaşi" yemeği ihmal etmiyoruz.

Gündüzü güzel,gecesi güzel Sighişoara ...

 

 

Yazı ile İlgili Yorumlar

Yurtiçi ve Yurtdışı uçak biletlerinizi www.biletbayisi.com dan alın, THY, Pegasus, Atlasjet havayollarından daha ucuza uçak bileti satın alın!
Haberler
Etkinlikler
Foto Analiz