Kendingez » Ülkeler » Romanya » Bükreş » Bükreş- Henri Coandă Havaalanı /Parlemento Sarayı / Satului Açık Hava Müzesi / Herăstrău Parkı/ Coltea Hastahanesi /Cantacuzino Sarayı /Lipscani caddesi/Ulusal Tarih Müzesi/Grigore Antipa Müzesi (Doğal Tarih Müzesi)
5224
Gezdiği Yerler:Almanya , Avusturya , Bosna-Hersek , Belçika , Bulgaristan , Birleşik Arap Emirlikleri Dubai, Estonya , Çek Cumhuriyeti , Fransa , Finlandiya, Fas , Hollanda, Hindistan, Hırvatistan, İspanya , İsviçre, İtalya , Karadağ , Kanada, Kamboçya , Kosova , Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Lüksemburg, Makedonya, Monako, Macaristan, Mısır, Nepal , San Marino , Slovenya , Slovakya, Sırbistan , Suriye , Polonya , Portekiz, Tayland , Türkiye , Ürdün, Vatikan, Yunanistan
Bu Yazının Gösterilme Sayısı : 0
Bu Yazıya Verilen Toplam Puan : 0

Bükreş- Henri Coandă Havaalanı /Parlemento Sarayı / Satului Açık Hava Müzesi / Herăstrău Parkı/ Coltea Hastahanesi /Cantacuzino Sarayı /Lipscani caddesi/Ulusal Tarih Müzesi/Grigore Antipa Müzesi (Doğal Tarih Müzesi)

Kategorisi: Genel
|
Gezi Tarihi: 00-00-0000
|
Yazı Tarihi: 07-09-2017

 

Romanya bize yakın olduğu için nasıl olsa istediğimiz zaman gidebiliriz diyerek bu güzel ülkeyi görmekte geçiktik.Ve ani bir kararla  2017'nin Temmuz ayında yaz tatilimizi burada geçirmek istedik. Birlikte çalıştığım Romen arkadaşım Roxana ve Fransa'da bir eğitimde dost olduğum Simona bu kararımı duyunca ülkeleri hakkında birçok bilgiyi benimle paylaştılar.Romanya'ya yıllar önce seyahat edenler ülke hakkında pek hoş şeyler söylemediler .Ama bana göre ülkeyi tek bir kelime ile ifade etmem gerekirse uygun sözcük "Mükemmel" olur.

Romanya  topraklarının tarihi çok eskilere dayanıyor.Hatta en eski insan fosillerinin burada bulunduğu söyleniyor. İlk olarak bu topraklarda yaşayan Traklar ,Daçya Krallığını kuruyorlar. O zamanlar Traklar bugün Türkiye'deTrakya denilen bölgede yaşamaktaymışlar. Trakya adı da buradan geliyormuş.Trakların  Roma imparatoru Trajan'a yenilmeleri burayı bir Roma eyaleti yapmış. Altın ve gümüş madenleri açısından çok zengin bir yer olduğu için Romalıların gözdesi haline gelmiş.Romalıların yerleşmesi latincenin yaygın olarak kullanılmasına neden olmuş.Bugün ülkede konuşulan Romencenin latinceden fazlasıyla etkilenen bir dil olmasının medeni buymuş.Daha sonra Gotlar'ın istilası ile Romalılar bölgeden çekilmişler.Birçok kavim tarafından kuşatılan ülke Hunların egemenliğine girmiş.Macar,Peçenek ,Tatar ve Kumanlar tarafından da istilaya uğramışlar.Romenler kendilerine ait devleti ancak XIV.yüzyılda kurmayı başarmışlar.XV.yüzyılda Osmanlı Devleti egemenliğine girmişler.Bu dönemde Eflak Beyliği Voyvadası ,Kazıklı Voyvada olarak bilinen III.Vlad Tepeş zalimliği ile ünlenmiş ve Osmanlı Devletine isyan etmiş.Daha sonra onun zalimliklerini anlatan "Dracula"adlı roman Bram Stoker tarafından 1897'de yazılmış.Ve Kont Dracula isminde birçok film çevrilmiş.Şimdilerde bu hikaye Romanya'nın en büyük turizm geliri olmuş.93 harbinde Osmanlıların Ruslara yenilmesi sonucu Romenler bağımsızlıklarını elde etmişler.1947'de Kızıl Ordu burayı işgal edince ülkenin yönetimi Ruslara geçmiş ve Komünist Romanya Halk Cumhuriyeti kurulmuş.1967'de Diktatör Nicolay Çavuşesku Romanya'nın devlet başkanı olmuş. 1989'da devrim ile Romanya demokrasiye geçmiş. 25 yıl hüküm süren Çavuşesku dönemi Romanya için üzücü anıların birikmesine neden olmuş.

O dönem halkın çoğu oturdukları evlerinden çıkartılmış ve tek odalı apartman dairelerine yerleştirilmiş.Bükreş'te gezerken bu apartmanlar dikkatinizi çekiyor. En üst katlarına reklam almışlar. Anlaşılan şimdilerde gerçek dünyaya dönmüşler.Ayrıca ünlü parlemento binasını yapmak amacıyla kiliseler ve 30.000 vivarında ev yıktırılmış. Gece dolaştığınızda bu evlerde insanlar yaşamıyor mu diye düşünüyorsunuz. Hiç ışık görmüyorsunuz.Bunun nedeni hala Komünizmden kalma alışkanlıklarmış.Lamba bir odada yanıyor ve onun etrafında toplanıyorlar. O dönemle halk karne ile yiyecek içecek alırmış.Çavuşesku Bükreş'te birçok kiliseyi yıktırmak istemiş.Çavuşevsku halkın isyanları sonucunda karısı ile birlikte kurşuna dizilmiş.Ülkenin demokrasiye geçişi oldukça yakın tarihe dayanıyor.Bugün Devlet Başkanı Klaus Iohannis.

Ülkemizde Pegasus Havayolları bu ülkeye en uygun fiyatlarla uçuş yapıyor.İzmir'den 19 Temmuz sabahı 06.55'te başlayan yolculuğumuz İstanbul aktarmalı olarak 11.35'te Romanya'nın başkenti Bükreş şehri (Otopeni Havalimanı)  Henri Coandă Uluslararası Havalimanı'na inmemizle son buluyor.İstanbul'dan uçuş yaklaşık bir saat.Daha binmemizle inmemiz bir oluyor.İzmir-İstanbul uçuşu gibi.

1910'da ilk jet motorlu uçağı yapan Romen kaşif mühendisin adı Havalimanına verilmiş. Çok büyük bir yer değil. Pasaporttan kolayca geçiyoruz. Türkiye'den kiraladığımız arabaya ulaşmak için bir servise biniyoruz. Bu servis kiralama şirketine ait.Çok düzenli çalışıyorlar. Havaalanına bir kilometre uzaklıkta güzel bir büroda arabayı teslim alıyoruz ve Romanya maceramız başlıyor.Trafik pek iyi değil.Araba kullanmak ilk etapta zor geliyor.Bazı kurallara uyuyorlar ama genelde ani hareket ediyorlar.Sonra alışılıyor ama dikkatli sürmek gerek.

Havalimanı Bükreş merkeze 18 km.uzaklıkta.Önce para bozduruyoruz. Para birimi Romen Lei.(Ron) Şeffaf ve plastik gibi bir maddeden.Tuhaf geliyor. Romenler her ne kadar Avrupa Birliğinde olsalar da kendi paralarını kullanıyorlar. Sadece otel ödemelerinde avro  kullandık.Hatta buralarda bile çoğu ödemeyi kendi para birimlerinde istediler. Ülkede her yerde kredi kartı kullanamıyorsunuz. Parayı peşin istiyorlar. Döviz bürolarının Romence adı"Amanet" bizim "emanet" sözcüğümüze benziyor.Birçok yerde bulabiliyorsunuz. Ama dikkat etmek gerek pazar günleri açık değiller.

Arabamızla yemyeşil caddelerde ilerliyoruz.Sağlı sollu ulu ağaçlar sıralanıyor.Şehir nefes alıyor."Ana Aslan" (1897-1988 yılları arasında yaşamış Romen profesör doktoru. Gerontolojide -Yaşlanma sürecini araştıran bilim dalı- dünyada öncü olan bir bilim insanı. ) güzellik ürünlerinin reklamını görüyorum. Ayrıca birçok Türk markasının reklamı.Anlaşılan burası Türkler için iyi bir pazar olmuş. Otelimiz Bükreş merkezde Cornelia caddesinde"Cherie Boutique Otel". Bahçenin içinde beyaz tonların hakim olduğu eski bir bina. Belli ki çok  iyi bir restorasyon görmüş.Zaten buradaki evlere bayıldık.Hepsi birbirinden güzel.Ama çoğu bakım istiyor. Hemen önünde park yeri var.Bu önemli çünkü Bükreş'te park yeri bulmak hiç kolay değil. Odalar ferah.Yerleştikten sonra bahçeye inip karnımızı doyurmak istedik.Yemekler güzel ama su fiyatları çok yüksek.İnanamadık.Burada "Sudan ucuz." lafı geçerli değil.Romanya seyahatimiz boyunca su içebilmek için hatırı sayılır meblalar ödedik.

Garson Türk'üz deyince hiç şaşırmadı.Anlattığına göre Bükreş'e gelen Türk turist sayısı fazla. Karnımızı doyurduktan sonra ilk olarak görmeyi hedeflediğimiz Parlemento Sarayına gitmek istiyoruz.Bükreş'e iki gün ayırdığımız için vaktimizi iyi değerlendirmek gerek.Pentagon'dan sonra Dünyanın ikinci büyük parlemento binası.Diktatör Çavuşesku gücünü göstermek adına bu binayı yaptırmış.Halkına seslenmek için yaptırdığı devasa bir balkon dikkat çekiyor.Çavuşesku'nun halkın sefalet içinde olmasına karşın zenginliğin simgesi olan bu sarayı yaptırması herkesin ondan biraz daha fazla nefret etmesine neden olmuş. Ancak bu devasa yapının keyfini sürememiş.Bilindiği gibi yargılanmış ve karısı ile birlikte idam edilmiş.Bina Unirii bulvarında. Bu cadde Paris'in "Champs-Élysées" sine benziyor.Zaten şehre küçük Paris diyorlarmış.Daha sonra zafer takını görünce böyle söylenmesinin nedenini anladım.Bükreş, Tuna nehrinin bir kolu olan Dambovita ırmağının geçtiği bir şehir. Parlemento binası Bükreş'in birçok yerinden görülebiliyor.Eyfel misali. Yapımına 1983'te başlanmış ve 1989'da bitirilmiş.48 m.yükseklikte.Asıl ilginç olanı binanın buzdağı gibi yer altında da yapılanması.Aydınlatma için 3500 ton kristal kullanılmış.12 katlı 270m.uzunluğunda ve 240m.genişliğinde.700 mimar ve 20.000 işçi binanın yapımında çalışmış.1100 odası olan yapının 40 asansörü bulunuyor.Az bir kısmı rehber eşliğinde gezilebiliyor.

Romanya seyahatimizde izlediğimiz güzergah.

Buradan Herăstrău Parkı içinde bir açıkhava müzesi olan Dimitrie Gusti Ulusal Köy Müzesine (Muzeul Satului) gidiyoruz. 1936 yılında açılmış. 

10 hektarlık bir alana yayılan müze, 17. ve 20. yüzyıl arasında inşa edilmiş otantik köy yapılarını barındırıyor.Ülkenin farklı yörelerinde bulunan evler eşyalarıyla hatta bahçe düzenleriyle birlikte buraya taşınmış.

 Romanya'nın köy yapılarını geziyor,girişlerinde bulunan açıklamalardan hangi yörenin evi olduğunu ve orada yaşayan kişiler hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz.

Çok güzel bir yer.Şimdiye kadar böyle bir yer gezmemiştim. Sadece evler değil tahta kiliseler ve değirmenler...Masal dünyası gibi. Bizim Karadeniz yöresinin evlerine benzer tahta evler.Değişik çatılar.,

Birçok yöresel el işlerini de görmek mümkün. Girişte  tüm bunların satıldığı bir mağaza var.Ağaçların arasında muhteşem bir müze.Tahta kiliseyi gezdiren Romen bayanla bir hatıra fotoğrafı çekiliyoruz.

Acaba diyorum böyle bir müze bizim ülkede yapılmış olsa kaç hektar arazi gerekirdi.Güzel olan asıl şey bu evlerin sanki içinde yaşanıyormuş gibi canlı olması.Bahçelerine ekilmiş çiçekler,sebzeler,inanılmaz.Tüm gününüzü burada geçirebilirsiniz.Sonuna kadar yürüdüğünüzde Herăstrău Parkına geçiyorsunuz. Park çok güzel.Şehrin kalbinde halkın gezip dolaşacağı dinleneceği nefes alacağı bir yer.Herăstrău gölünün çevresine kurulmuş.

İşin içine göl de girince burada gezinti yapan gemiler olması kaçınılmaz.1936'dan beri Romenlerin gezdiği dinlendiği bir yer.Biz de gemiye binip bir göl turu yapıyoruz.Sakin hoş bir tur. Huzur veriyor.Daha sonra parkta yürüyoruz.Çıkışta aslında girişte" Hard Rock Cafe" yi görünce bir kahve içelim diyoruz.Malum tüm ülkelerin başkentlerinde bu kafeler var.

Hava yavaş yavaş kararmaya başlıyor.Bu akşam yemeği "Hanu'lui Manuc" restoranda yiyeceğiz.Restoranın giriş kapısının hemen sağında bir Garanti Bankası matiğinin olması ilginç.Çok güzel eski bir yapı.

1804'de Ermeni tüccar Emanuel Marzaian 'ın yaptırdığı bir han.1812 yılında Türk-Rus savaşının sona ermesi görüşmeleri ve barış antlaşmaları bu handa yapılmış. Türk,Bulgar ,Yunanlı tüccarlar Transilvanya'ya giderken burada konaklarlarmış.1857'de aydınlatma ilk defa burada yapılmış,lambalar kullanılmış. Bina şimdi restoran ve otel olarak hizmet vermekte.Bükreş'in en popüler mekanlarından biri. Hanın ortasındaki bahçe masalar ile dolu.Biz rezarvasyon yaparak gittiğimiz halde bir yere oturabilmek için kapıdaki kuyruğa girmek zorunda kaldık.

Ama beklediğimize değdi.Çok güzel bir ortam.İyi bir aydınlatma ve dekor.Bir tarafta kızaran etler diğer tarafta sahnede Romen folklorü.Yemekler enfes.Bir hayli keyif aldık. Eminim burada kalmak da ayrı bir zevk olurdu.Gecenin sonuna doğru yanımıza yaklaşan Romen ekip Türk olduğumuzu anlayınca "Üsküdar'a giderken"şarkısını çalıyorlar.Ne hoş.

Menüdeki resimler. Romen arkadaşım resimlerdeki yazıları çevirdi ama ben pek yazmak istemiyorum.

Ertesi sabah kahvaltı yapmak için yer aramaya başlıyoruz. Ara sokaklardan ana caddeye ulaşmak isterken Romanya Merkez Bankasının karşı çaprazında "Antiques&Handmade" yazısı dikkatimizi çekiyor ve siyah taş binaya giriyoruz. Üst katta şehir kütüphanesi var.Binanın giriş katında el örgüsü şapkalar,örtüler ve daha birçok şey,içerdeki kubbeli kısımda ise antika objeler satılıyor.Girişte yerde iskambil kağıtları orijinal.Bu pazar günleri açılan bir pazarmış. Tavanlardaki eski işlemeler çok yıpranmış ama hala muhteşemler.

Nihayet Regina Elisabeta bulvarında"La mama"restoran hoşumuza gidiyor.Kahvaltı çeşitli ve leziz. Ama yumurtanın yanında pancar verilmesi pek alışık olmadığımız bir tat. İçerisi çok güzel ama hava sıcak olduğu için dışarıda oturmayı tercih ettik.Daha sonra cadde boyunca yürüdük. İzmir'de eskiden binilen traleybüs burada hala işliyor. Oldukça eski ama hoşuma gitti. Öğrencilik yıllarımı hatırladım.

La Mama Restoran

Caddeden dar sokaklara dalındığında binaların arasında restoranlar avluların içinde orijinal ve güzel dekorlara sahip. Bir tanesi o kadar ilgimizi çekiyor ki hemen içeriye giriyoruz.Çiçekler içinde .Tahta malzemenin bolca kullanıldığı restoran kırmızı ,pembe sardunyalar ile harika gözüküyor.Burada da bir sahne var. "Terasa Doamnei".Her noktada bir güzellik,bir ferahlık. Akşam yemeği için burası da tercih edilebilir.

Ağaçların arasından Rus Kilisesi"Biserica Sfantu Nicolae"bütün ihtişamıyla yükseliyor. Kilisede restorasyon yapılıyor.Eski şehirde erken Neo-Romen stilde yapılmış altın rengi çatısıyla insanı büyülüyor.

Üniversite Meydanı ile Unirii Meydanının kesiştiği yerde Bükreş'in ilk hastahanesi "Coltea" bulunuyor.Heybetli bir yapı.Binanın dış cephesinde bulunan kırmızı beyaz taş süslemeler dikkat çekiyor. Hastahane 1704'te yapılmış.İlk bakışta buranın bir hastahane olabileceğini düşünemiyorsunuz.Yapı o denli değişik.Hastahanenin önünde Mihail Cantacuzino'nun heykeli yükseliyor.Hastahanenin kurucusu. Avrupa'nın en eski ve soylu ailelerinden.Kökü Bizans'a kadar dayanıyor.Hastahane halen kullanılmakta.Hastahanenin yanında da bir kilisesi var.

Yürümeye devam ettiğimizde Cantacuzino Sarayı bizi renkli güzel süslemeleriyle karşılıyor.1833-1835 yılları arasında yapılmış.Yapı ilk başlarda yüksek sosyetenin toplandığı bir yermiş.I.Dünya Savaşında Almanlar tarafından kullanılmış.Şimdi ünlü  Romen kemancı George Enescu müzesi.Hakikaten zarif ve iç açıcı renklerin kullanıldığı bir saray.Özellikle girişi pek orijinal.

Eski şehir caddesi Lipscani'de ilerliyoruz taş binaların görünüşleri pek hoş.Eski şehirde gezinmeye devam ediyoruz. Vlad Tepes'in nam-ı değer Drakula'nın saray kalıntılarının yanında Bükreş'in en eski kilisesi Saint Antoine yer alıyor.1559 yılında Mircea Ciobanul tarafından yapılmış bir ortadoks kilisesi. 1847'deki yangından sonra kilise neo-gotik tarzda onarılmış.Çok güzel bir taş işçiliğine sahip. Demir parmaklıklar ile çevrilmiş bahçe içinde dini yapılar ayrı ayrı geziliyor.Saint-Dumitru Posta kilisesinin kapısının üzerinde buraya ait bilgiler yazıyor. 

Nereye gidersem gideyim,şehirlerdeki logar kapakları hep dikkatimi çekmiştir. Şehrin tarihini yansıtır... Bükreş'in Arnavut kaldırımı şeklinde döşenmiş sokaklarında kapaklar...

Sokak arasında yerel yemeklerin yapıldığı bir restoran görünce hemen içeri giriyoruz."Taverna Covacı" Romen el işi örtüleri ile süslenmiş ,karanlık bir yer. İçerde ağır bir koku var.Çorba fena değil.Romen mutfağı çok zengin değil ama çorbaları nefis."Ciorba de burta" İşkembe çorbası.Özellikle ekmek içinde sunulan sebze çorbasını tatmak gerek.

Yemekten sonra yine yola koyuluyoruz.Rengarenk bir kilise ilgimi çekiyor.Ulusal Sanat Müzesinin yakınında Stavropoleos Manastırı. Aziz Saint Michel ve Gabriel' e adanmış.1724'te yapılmış bir Ortadoks Kilisesi. Barok stilde yapıldığı için her köşesinde bir süs var.

Stavropoleos sokağında ilerliyor ve sonunda Bükreş'in tarihi restoranı "Caru'cu bere"ye ulaşıyoruz.Restoran mimar Zigfrid Kofczinski tarafından 1879'da yapılmış.Neogotik tarzda bir yer.Turistler oturmasalar bile içeriye fotoğraf çekmek için giriyorlar.

Gerçekten çok güzel.Ahşap malzemenin bolca kullanıldığı tarihi bir yer.Her tarafta bir şeyler asılı.Ortada bir bar var. Ayrıca tahta merdivenlerden ikinci kata çıkabiliyorsunuz.

Kahve eşliğinde leziz tatlıları yiyoruz.Akşam yemeğine kalmak mümkün değil.Rezarvasyon gerekiyor.Böyle tarihin içinde oturmak her zaman hoşuma gider.Özel önlükleriyle garsonlar mekanı renklendiriyorlar.

Sokaktan çıkınca "Calea Victorieri"caddesinde devasa bina dikkatimi çekiyor.CEC meydanında 1800  yılında yapımına başlanan ve 1900 yılında bitirilen bina Romanya'nın en eski bankasıymış.Değişik ve heybetli bir mimariye sahip.

Bu binanın karşısında ,1894'te yapılan muhteşem bir yapı daha var.Yapı 70 yıl boyunca postahane olarak kullanılmış.1972 yılında ise burada Ulusal Tarih Müzesini açılmış.Gezmeğe karar veriyoruz.Giriş merdivenlerinde elinde bir kurt taşıyan bronzdan acayip bir heykel var.Heykel imparator Trajan'ı elinde bir kurt tutarken simgeliyor. Roma'nın kurucuları Romus ve Romulus'u besleyen kurt.Heykeltraş Vasile Gorduz tarafından yapılmış.Eser Romen halkının orijinini göstermek amacıyla yapılmış ama Bükreş halkının fazla tepkisini almış. Müze adından da anlaşılacağı gibi Romen tarihinin tarih öncesi ve modern eserlerini barındırıyor.Romen kraliyet ailesinin mücevherleri burada sergileniyor.

Müzede benim favori heykellerim yer alıyor.Neolitik sanatın iki yapıtı."Düşünen Adam ve Oturan Kadın" 5000-6000 yıl öncesinden esintiler. Hamamcı kültürüne ait. 1956 yılında Cernova'da bir mezar içinde bir arada bulunmuş.Çok etkileyici.Onca yıl önce yapılmış ve hala güzeller. 

Romen köklerinin Roma'dan geldiği düşünüldüğü için bu müzede Antik Roma İmparatorluk dönemine ait Trajan Forumunundaki eserlerin kopyaları asıllarına çok uygun olarak yapılmış.Roma İmparatoru Trajan Daçya toprakları fatihi olarak elde ettiği tüm ganimetlerle Roma'da bu forumu yaptırmış.106-112 yılları arasında.Daçya seferini anlatan rölyeflerin olduğu bir de sütun bu alanda yükselmiş.Sütunun en üstünde önce kartal sonra Traianus'un ve daha sonra da Aziz Pietro'nın heykeli yerleştirilmiş

Romen yakın tarihini anlatan bölüm.

Müzeden çıktıktan sonra  yolumuzun üzerinde rastladığımız Zlatari Kilisesi ,şehrin yüksek binaları arasında kalmış zarif güzel bir yapı. Bir binanın köşesinde Banker Eugeniu Carada (1836-1910) heykeli gözüme çarpıyor. Bükreş'te beklediğim kadar çok heykel yok.

Akşam yemeği için Pierre de Coubertin bulvarında bulunan "Centrul Comercial Mega Mall" adlı büyük bir AVM'ye gittik. Ünlü markaların mağazaları var. Hatta Türk markalarını da bulabiliyorsunuz. Ama ürün çeşitliliği bakımından çok zengin değil. Ufak tefek birşeyler yedikten sonra günün sonunu otelimiz bahçesinde bir çay içerek bitiriyoruz.Tabii yanındaki şeker yerine verilen bal bu keyfe ayrı bir güzellik katıyor.

Ertesi sabah Bükreş'ten ayrılıp Romanya'nın diğer şehirlerini de görmeyi amaçlayan gezimize devam etmeyi planlıyoruz .Otele geldiğimizdeki sıcak karşılamayı ne yazık ki ayrılırken bulamıyoruz.Çok dar olan tahta merdivenlerden bavullarımızı indirebilmek için yardım istiyoruz ama oralı bile olmuyorlar.Anlaşılan hala eski rejimin kalıntıları var.

Ara sokaklarda Bükreş'in güzel evlerini seyrede seyrede ilerliyoruz.Evler bakım görseler çok daha güzel olacaklar.Yapılar harika.Alt yapıları konusunda bilgim yok ama tepelerde dolaşan elektrik ve telefon tellerinin sayısı bir hayli fazla.Ayrıca renkli dış cephe boyaları da dikkat çekici. Dantel gibi işlenmiş taş binaların detayları insanı hayran bırakıyor.

Bükreş Üniversitesi Edebiyat Fakültesi,Felsefe Fakültesi.Üniversite semtinde tarihi binaların arasında ilerliyoruz.Yolumuzun üstünde satılan el örgüsü yelekler,şapkalar ve meyve ,sebze satan satıcılar küçük bir pazar görünümü oluşturuyorlar.

 

Romen tiyatro yazarı Luca Caragiale'nin karekterlerini gösteren heykeller modern ve güzel bir kompozisyon oluşturmuş.

Bükreş Üniversite Meydanı Saati -

Saatin üzerindeki tarih 1459'u gösteriyor. Demir malzemenin çok kullanıldığı bu saatleri hemen hemen her meydanda görmeniz mümkün.Üzerlerinde bulundukları meydanların adları yazıyor.Hedefli olarak yürüyoruz ve tarihler boyunca bozulmamış dinazor iskeletinin bulunduğu Doğa Tarihi Ulusal Müzesi Antipa 'ya ulaşıyoruz.

Grigore Antipa Müzesi (Doğal Tarih Müzesi) 1893-1944             Muzeul de Istorie Naturala "Grigore Antipa"

Gördüğüm en güzel müzelerden bir tanesi.Hem insanlık tarihi hem de doğa .O kadar güzel sunulmuş ki...Dünyadaki her bölgenin hayvanları doldurulmuş bir halde vitrinlerde.Her bölgede yaşayan hayvanlar hakkındaki tüm bilgilere önlerinde bulunan levhalara dokunarak ulaşabiliyorsunuz.Birçok öğrenci topluluklarına rastladık.Ne kadar okunursa okunsun bu bilgiler ancak böyle bir sunumda akılda kalır.Canlı türlerini vitrinlerin içinde üç boyutlu olarak ışıkların içinde seyrediyor ,hayran kalıyoruz.

Müzenin kurucusu ve yöneticisi Doktor Grigore Antipa bu müzeyi 51 yıl boyunca yönetmiş.Grigore Antipa ünlü profesör Ernst Haeckel'in öğrencisi olmuş hatta doktora tezini ondan almış.Birçok araştırmaya katılan Antipa müzeyi araştırmalarını yaptığı evi gibi kullanarak yaşamını burada geçirmiş,bilimsel kolleksiyonlarını bağışlarla zenginleştirmiş.Müze veri tabanındaki çeşitlilik açısından dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alıyor.

Müzenin girişinde hatıralık eşyalar satan bir bölüm var.Çok güzel bir müze.Uzun uzun gezmek gerekir.Her köşede bir bilgi.Renkli,canlı...Artık Bükreş'ten çıkarak Sinaia'ya doğru yol alıyoruz.Şehri terk ederken Zafer Takını görünce şehre "Paris" denmesinin nedenini daha iyi anlıyorum. Dönüşte Bükreş'te gezmek istediğimiz bir yer daha var.

 

Fotoğraflar yazara aittir.

 

 

Yazı ile İlgili Yorumlar

Yurtiçi ve Yurtdışı uçak biletlerinizi www.biletbayisi.com dan alın, THY, Pegasus, Atlasjet havayollarından daha ucuza uçak bileti satın alın!
Haberler
Etkinlikler
Foto Analiz