» Kendingez » Forum » GEZMEK İÇİN GEREKLİ BİLGİLER » gezi yazılarını yazarken hangi yolu izliyorsunuz..

gezi yazılarını yazarken hangi yolu izliyorsunuz..

bütün araştırmalarımı yapmıştım ve artık yazıyı yazma zamanı geldi sanırım diyerek oturmuştum
bilgisayarın başına.. başlamıştım yazmaya ve fotoğrafları eklemeye büyük bir heyecanla.. yazdıkça keyif alıyor, keyif aldıkça da yazıyordum.. ama birden kararan ekran bütün keyfimi kaçırdı.. (sanırım bilgisayar kelek yaptı bana) tüm hevesim kaçtı.. ilk defa yazacağım için nasıl bi yol izliyeceğimide bilmiyordum.. hepsini bi kağıda yazdıktan sonra fotoğraflarla beraber siteye eklemeye karar verdim.. peki ya siz sevgili binrotalılar hangi yolu izliyorsunuz yazılarınızı bizimle paylaşırken... 

      umarım paylaşımlarınız ışık tutacaktır ben ve benim gibi ilk defa gezi yazısı yazacak olan arkadaşlara..
cnr_mtnt
29-11-2008
gezi yazılarını yazarken hangi yolu izliyorsunuz..
bütün araştırmalarımı yapmıştım ve artık yazıyı yazma zamanı geldi sanırım diyerek oturmuştum
bilgisayarın başına.. başlamıştım yazmaya ve fotoğrafları eklemeye büyük bir heyecanla.. yazdıkça keyif alıyor, keyif aldıkça da yazıyordum.. ama birden kararan ekran bütün keyfimi kaçırdı.. (sanırım bilgisayar kelek yaptı bana) tüm hevesim kaçtı.. ilk defa yazacağım için nasıl bi yol izliyeceğimide bilmiyordum.. hepsini bi kağıda yazdıktan sonra fotoğraflarla beraber siteye eklemeye karar verdim.. peki ya siz sevgili binrotalılar hangi yolu izliyorsunuz yazılarınızı bizimle paylaşırken... 

      umarım paylaşımlarınız ışık tutacaktır ben ve benim gibi ilk defa gezi yazısı yazacak olan arkadaşlara..
mctumer
29-11-2008

Sevgili Caner,
Böyle bir tartışma başlığı açmana kendi adıma sevindim. Dünkü sohbet odasındaki muhabbetten sonra sanırım sevgili Eniseye'deyol gösterici ve teşvik edici olur. Ayrıca bazı arkadaşlarımızın yazılarında da teknik anlamda eksiklikler ve kopukluklar var. Dün sohbet odasında yazdığım gibi BİNROTA okuyarak, tartışarak, yapıcı anlamda eleştirerek kendimizi ve birbirimizi gelişterebileceğimiz bir platform.
Bu girizgahtan sonra, ben nasıl yazıyorum.

1. Öncelikle gideceği yerler hakkında önceden internetten, gezi kitaplarından varsa broşürlerden ve daha önce o bölgeye gitmiş arkadaşlarımın deneyimlerinden gerekli bilgileri topluyorum. Sonra bunları o bölgede kalacağım süreyi dikkate alarak en verimli olacak şekilde planımı yapıyorum.
2. Gezi süresince elimdeki bilgiler haricinde yerel kaynaklardan ve rehberimden edindiğim bilgileri de not alıyorum.
3. Dönüşte ilham geldiğinde - insan her zaman yazı modunda olmuyor. örneğin stockholm -1 i yazdım ama henüz stockholm -2 i yazamadım.- önce kafanda ve ruhumda o gezi sırasında yaşadıklarımı, hissettiklerimi uygun kelimelerle kafamda yazıyorum Bu süreç bazen saatler bazen günler sürebiliyor.
4.Tüm bu alt yapı çalışmalarından sonra bir Ana TEMA belirliyorum. Ve kafamdaki yazıyı bu şablona oturtarak yazıyorum.Bu ana temayı belirlerken ana kriterim bu yazıda ne anlatmak istediğim oluyor.İlk hedef bu geziden ileri yıllara anılarımı aktarabilmek, ikinci hedef yazıyı okuyanlara deneyimlerimi aktarabilmek, gezdiğim mekanı coğrafyası, kültürü ve tarihi ile aktarabilmek bunu yaparkende okuyacak olanları fazla bilgiyle boğmamak.  Bu ana TEMA konusunda sevgili Ahmet Buğra'nın hoşgörüsüne sığınarak onun iki yazısı üzerinden örnek vermek istiyorum. Son iki yazısı , Akyaka ve cikcikli minibüs. Bu iki yazı da ana tema belirlenmeden yazılmış yazılar. Örneğin cikcikli minibüs yazısında ana tema nedir. Eğer ana tema başlıktaki gibi cikcikli minibüs ise fotoğrafları ile bile olsa Pamukkale 'ye yazık olmuş, arada kaynamış. Yok eğer ana tema Pamukkale ise yine pamukkaleye yazık olmuş minibüsün yanında çok eğreti kalmış. Keza aynı durum Akyaka ve çöp sorunu ile ilgili. Ben olsam örneğin ana Tema olarak pamukkale ya da Akyaka'yı seçer diğer minibü ve çöp olayını bu yazı içinde yedirirdim
5. Sonra elimdeki fotoğrafları değerlendiriyorum. Onlarca fotoğraf arasından yazıyla bütünlük sağlayanları seçiyorum, bunları Picas'da işliyorum ve yazının uygun yerlerine yerleştiriyorum
6. Ama benim için esas olan"
Ansiklopedik bilgiler vermek yerine yaşadıklarımı, hissettiklerimi, gönül gözüyle gördüklerimi ve beni etkileyenleri aynı coşku ve duygularla aktarabilmek ve bu duyguları okuyucuya geçirebilmek"

Her yiğidin bir yoğurt yemesi vardır, benim ki bu. Umarım yararlı olur. Sevgi ve saygılarımla

EYLÜLADA
29-11-2008

Bu forumu iki ayrı başlık altında toplamak isterim:

 

YAZININ OLUŞUM SÜRECİ

1. Benim disiplinim de Doktor'dan pek farklı değildir.

2. Seyahat öncesi, keşfedilecek yere dair kaynak taramaları yapar, eni konu gideceğim coğrafya hakkında çalışırım. Böylece gittiğim zaman yabancılık çekmem; görmek istediklerimi bilirim, yolumu bulurum. Çünkü notlarım elimde, rehber kitabım çantamdadır. Programım disiplinli ve tamdır.

3. Sonra seyahat süresince, yanımdaki defterime notlar alırım. Hissettiklerimi, bazı informatik bilgileri, yerel mutfakla ilgili tadımlarımı vb... Çünkü "verba volent, scripta manent. (Söz uçar, yazı kalır.)

4. Döndükten sonra, anlama / algılama yani bir anlamda sindirim dönemi başlar.

5. Arkasından ilk cümlenin / sözcüğün gelmesini beklerim. Ama bu bekleyiş bazen yıllar sürebilir.

6. Asal amacım gittiğim yeri ve orada yaşadıklarımı anlatmaktır elbette: Bende bıraktığı izleri, sokaklarını, binalarını, parklarını, çocuklarını, kuşlarını, görmüş olduğum müzelerini, kısacası duyumsadığım ne varsa hepsini... Ama bunu belli bir kurgu ve hikaye düzeni içinde planlarım. İlk cümlelerin ve giderek ilk paragrafın ilgi çekici - sürükleyici - merak uyandırıcı olmasını isterim.

7. Bu merakı, yazı boyunca bir motif olarak arada bir hatırlatır ve yazının sonunda ya açıklarım ya da yeni bir merak öğesi ile bitiririm.

8. Yazının genel olarak öznelliğine dikkat ederim. Sonuçta bu yazı benimdir, benim hissettiklerim üzerine kuruludur. Ama elbette giriş - gelişme - sonuç düzenine de uyarım. Ayrıca yazımın vereceği mesaj ya da mesajlara da dikkat ederim.

9. Bir takım bilgiler de veririm elbette. Ama ansiklopedik olmamasına özen gösteririm.

10. Sonuç olarak, yazımı okuyanının belli bir tat almasını amaçlarım. Anlattıklarım okuyucuyu etkilemişse, kendini anlattığım coğrafyada hissetmişse, bir an önce oraya gitmeyi içinden dilemişse ve günün birinde oraya gidip yazdıklarım ona rehber olacaksa, yazım hedefine ulaşmış demektir.

11. Ancak bazen, gidilen yeri yazmış da olsam yeterli gelmez. Çünkü o kent ya da ülke bir türlü peşinizi bırakmaz. O zaman başka açılardan o coğrafyayı tekrar masaya yatırırım. Misal; Paris ve İtalya seyahatlerimin tarihi 2003 Mayıs ve Kasım aylarıdır. Her ikisi de dönünce yazılmıştır. Ama arkasından defalarca daha spesifik açılardan yazılmaya devam edilmiştir: Paris üzerine yazılarım 4, İtalya 5 ve Prag şu anda 2 olmuştur. Ve biliyorum ki, bu kentler / coğrafyalar peşimi bırakmayacak. Daha da yazılacaklar. Elbette bu yeni yazıların Binrota sayesinde olduğunu da belirtmeliyim.

12. Tabii yazmak eşittir okumaktır benim için. İnsan okudukça yazar. (Binrota okudukça daha çok yazar.) 90’ların sonunda ve 2000’lerin başlarında, bundan böyle okumak istediğim kitapları şu açılarda belirlemiştim. Aynı yıllarda İzmir Life’ta yazmaya başlamam ve derginin içeriği de bu yönelişimde önemli bir etkendir: Tarih ve Tarihi Romanlar > Coğrafya > Anı ve Biyografiler > Kent Kültürleri... Bu temalar, birbirinden kesin çizgilerle ayrılamaz biliyorsunuz. İç içedir. Giderek bu seçimime Gezi Edebiyatı da eklenmiştir. Ve eğer bugün belli bir üsluba ulaşmışsam, bu tamamen okumalarım sayesinde olmuştur diyebilirim.

 

YAZININ SİTEYE GİRİŞ SÜRECİ

1. Yazı öncelikle word dokümanında yazılır.
2. En az iki kere okunur, imlası kontrol edilir. Çıkışı alınır, bir daha okunur.

3. Bittikten sonra kopyalanıp, site içindeki gerekli alana yapıştırılır.

4. Arkasından Binrota’daki alana göre biçimsel düzenlemeler yapılır: Font, punto gibi...

5. Times New Roman ve diğer “tırnaklı” karakterlerden özellikle kaçınılır. (Bunu bir reklamcı olarak söylüyorum. Okuma ve algılama düzeyi açısından en yorucu fonttur çünkü bu font. Helvetica / Arial / Tahoma ailesi en iyisidir. Tüm yazının “bold” olarak vurgulanmasının da tehlikeli olduğunu, çünkü gözü çok yorduğunu belirtmeliyim.)

6. Arkasından gezi süresince çekilmiş fotoğraflar değerlendirilir. Yazının bütünlüğüne göre gerekli aktarımlar yapılır. Eğer varsa kartpostallar taranır. Belki bazı özel belgeler ve objeler de aynı şekilde yazıya eklenir...

7. Ama elde hiçbir görsel veri yoksa ya da çok kötüyse o zaman internet üzerinden kamuya açık kaynaklara başvurulur.
8. Ya da görsel destek için doğrudan MCTUMER ve TALYA’ya danışılır.

9. Arkasından bir yorgunluk kahvesi ile yanında tütün içilir.

10. Artık paylaşım başlamıştır.

11. Yazıya verilen puanların hiçbir önemi yoktur.

12. Ama yazının altındaki iyi ya da kötü Yorumlar ne kadar çoksa, yazan kişi de o kadar mutludur.

 

mctumer
29-11-2008
İşte yeni bir şey daha öğrendim sevgili Oğuz'dan. Ben bütün yazılarımı New Times Roman karakterinde yazıyordum. Oysa neymiş;
Times New Roman ve diğer “tırnaklı” karakterinden özellikle kaçınılır. Bunu bir reklamcı olarak söylüyorum. Okuma ve algılama düzeyi açısından en yorucu fonttur çünkü bu font. Helvetica / Arial / Tahoma ailesi en iyisidir.
teşekkürler Oğuz..
cnr_mtnt
29-11-2008

sevgili mctumer ve eylülada abilerim paylaşımlarınız için çok teşekkür ediyorum çok yararlı olacak bunlar benim için.. yazıya hemen başlamak için sabırsızlanıyorum.. bu hafta vizeler biter bitmez bayram tatilinden önce zaman bulup yazmak istiyorum.. en büyük nedeni ise sizin yorumlarınızı merak ediyor olmam :) sevgiler..

arcadia
29-11-2008
Sevgili Mctumer,tam bayram tatili öncesi ne güzel oldu bu forum.Kendimi bildim bileli yazınla aram iyi olmamıstır.Sanırım çalışmak kadar yetenekle de ilgili birşey.Ama senin ve sevgili Eylülada'nın verdigi bilgiler ışığında bayramda yapacagım Küba gezisini binrotayla paylaşmak konusunda daha bir cesaretlendim.Her ikinizin de ağzına,eline ve yüregine saglık.
arcadia
29-11-2008

Özür dilerim Caner,forumu açan senmişsin:)))

BÜLTER
30-11-2008

....

tütü
30-11-2008

Bütün bunların yanına ben de bir şey ilave etmek istiyorum.
"Günlük tutma " alışkanlığı edinmek. Bu mutlaka her günü
yazmak değildir. Yaşadıklarını yazarken zamanlara , mekanlara
 ve duygulara ayna tutmaktır. Okuduğun bir kitabın, izlediğin bir
filmin, güzel bir yemeğin , tesadüfen tanıdığın ilginç bir insanın,
sonraki zamanlara daha net kalmasıdır. Benim günlük tutma  
alışkanlığım yirmili yaşlarımın ortalarında , okuduğum bazı
yazarların etkisiyle başladı ve hala devam ediyor.
Gezilerinin yanında bilgilerini de paylaşan binrotalı arkadaşlarıma
teşekkür ediyorum.
Ve de yazmadan önce okumak, çok okumak ve zenginleşmek
diyorum.

EYLÜLADA
10-02-2009
Sevgili Arcadia;
Küba'dan dönmedin mi hâlâ?!.