Kendingez » Ülkeler » Asya » Hindistan » Hindistan... bura oraya uzak...
Bu Yazının Gösterilme Sayısı : 5063
Bu Yazıya Verilen Toplam Puan : 321

Hindistan... bura oraya uzak...

Kategorisi: Macera
|
Gezi Tarihi: 10-09-2006
|
Yazı Tarihi: 21-01-2008
 

Okumadan önce…
Bu yazılar Hindistan’dan bir kısım yakın arkadaşa gezi notları şeklinde yazılmaya başlandı. Ve fakat, Hindistan’da Türkçe klavye bulmak mümkün olmadığından İngilizce karakterlerle yazıldı. Oralardan dönüldü, bu bir kısım arkadaşın da gazıyla bu mektupların yazı dizisi olmasına karar verildi.

Bu mektuparın size de gönderildiğini düşünmenizi istedim, olduğu gibi bıraktım.



Bura oraya uzak I



Helo maaay diyiiirrr fireennndzzzz:))

Evet aynen tahmin ettiginiz gibi artik bir ingilizcem yok...

Hayatimi fiilsiz kisa cumlelerle idare ediyorum ve gramere Indian super simple tense diye birsey ilave edilmesini talep ediyorum. Ex: "sir foto posibil?"

Zaten gunu yarisini 'no no!' ve 'same same' diyerek geciriyorsunuz burada. Bir de 'how much? too much!" ikilisi var ki, bilmeyen Hindistan'a hic gelmesin.

Burada herkesin Ingilizce konustugu efsanesi kulliyen yalan. Bence uyanik hintliler ingilizlere ve kulturunu benimsemis, dilini ogrenmis herkese killik olsun diye boyle bir efsane yaymislar. Iskence yaparak intikam aliyorlar.

 

Biraz once afiyetle yedigim samosanin serefine buradaki yemeklerin muhtesem oldugunu belirtmek isterim. 3. gunden itibaren yemeklerin ikinci lokmasinda kola istemeyi keserek ve hatta yemegin tamamini kolasiz yiyerek benden beklenmeyecek bir performans sergiledim. Buranin acisi oyle bildigimiz Adana acisina falan benzemiyor. Insanin damarlarini gidikliyor tatli tatli, orgazmik bir kasinti hissi birakiyor kulaklarinin dibinde. Yedikce yiyorsun, sicak basiyor, terliyorsun, sanki acilari yiyerek "el mi yaman, bey mi yaman" diye gunese meydan okuyorsun.

 

Iflaholmaz bir etobur olarak 10 gundur agzima zamaninda nefes almis ve ciftlesmis hicbir canli koymadim. Hic de ozlemedim. Burada vejeteryan olmaktan kolay birsey yok. Ayrica buradaki ineklere tapinma ve yememe halinin de orgutlu bir ulke politikasi oldugunu dusunmeye basladim. Herkesin yollara sictigi bir ulkede bir de etobur diskisi dusunemiyorum!

 

Cocuklari aglamayan ve kopekleri havlamayan bu ulkenin insanlari, varliklariyla mutlak kabullenmenin kendisi oluvermisler adeta. Hosgoru ve sevgi olunca, trafik kurallarina gerek olmuyormus mesela. Daha fazla kavraminin olmadigi bir toplumda, doyum ve tatmin kelimelerinin goreceden ote gereksizliginin farkina variyorsun. Cebindeki parayla kendini zengin zanneden dunyaya, inanc cuvalindaki birdolu cok kollu cok basli tanrisi ve paha bicilmez kulturuyle gercek zenginligin dersini vermeye gerek bile gormediklerine tanik oluyorsun. Trende uzanirken biri terliklerini giyip tuvalete gidebiliyor. Iste o zaman maddenin anlamini gercekten sorguluyorsun...

 

Bana gelince, buradaki ilk birkac gun kendi samimiyetimi sorgulamakla gecti. "Yok"u her anlamda dibine kadar yasayan bu insanlarin ulkesine, hayvanat bahcesi gezmeye gelmis turist egomu getirip getirmedigimi sorguladim. Ve hatta onlarin bunu bile anlayip kabul edermiscesine gozumden geriye bakmalarini hazmetmeye...

 

Evet, tatil icin Yunan adalarina gitmeyerek kismen erdemli bir yolculuga cikmistim belki. Ama dondugumde konforlu hayatimin beni bekliyor olmasi "benim bir insan olarak onlardan ne farkim var, neden ben daha iyi kosullarda yasayabiliyor olayim ki?" sorusunu kendime yeterince samimiyetle sormami engellemiyor muydu?

 

Birkac gunun sonunda, tek tanrili bati kulturuyle buyutulmus bir insan olarak, ne bu insanlarin temizlik anlayisini, ne de asgari yasam standartlarini yargilamanin bana ogretilen kadarla mumkun olmadigina karar verdim. Cunku farkettim ki, gorduklerimi kendime aciklamaya calisirken bile kullandigim kelimeler "kader" falan gibi, son derece tek tanrili ogretilerin kelimeleriydi. Sonunda sorgulamaktan vazgectim ve kulturleriyle ilgili yeterince bilgi sahibi olana kadar geleni almaya ve izlemeye karar verdim.

 

Cok uzun surmedi. Hemen arkasindan Hindistan beni kabul etti, musonla kutsadi. Ustune bir de tam gokkusagi gostererek yolumu onadi...

 

Tum bu sure zarfinda basina hic mi kotu birsey gelmedi diyeceksiniz mutlaka. Tabii ki geldi. Defalarca kokudan kusacak ve sicaktan bayilacak gibi oldum, pireli oldugunu farkettigim icin otel odami gece 12'de terkedip sabaha kadar tren istasyonunda bekledim, trende verilen biryaniyi (bir cesit pilav) elle yemeyi beceremedigim icin THY'nin ucakta verdigi plastik ayakkabi cekecegiyle yemek zorunda kaldim, 40 saat suren bir tren yolculugundan sonra dilencilerden dolayi cinnet gecirip elime bir kilden tas alarak dilendim (10 rupee kazandim:) yine trende uyurken ayagima bir bebek i$edi ve ayaklarimi yikamak icin tuvalete dogru giderken gunlugum calindi.

Evet aynen boyle oldu. Cocugun biri, icinde yuzlerce dolar, fotograf makinesi, telefon vs. olan cantayi kenara iterek altindaki gunlugumu caldi. O ana kadar her saniyeyi yazip binbir ozenle susledigim, yedigim her yemegin fisini yapistirdigim gunlugum herhalde olmasi gereken yere gittikten sonra bunu kendime bir isaret bildim. Bazen kelimelerden kopruler yapmaktansa akan suyu izlemek daha iyidir belki kimbilir?

(Bu arada buraya gelip de 24 saatten fazla bir tren yolculugu yapmamis kimse Hindistana geldim demesin.)

 

Dun 5400 yildir Ganga'nin kiyisinda olu yakma torenleri icin yakilan ates hic sonmemis, Shiva'nin kenti Varanassi'deydim; bugunse bilmemkacbin rakimda sirtini Himalayalara dayamis, Dalai Lama'nin ve Lamalarin dunya guzeli Dharamsala'sindayim.

 

Son on gundur yasadigim hersey o kadar cok ki, yazmak cizmek yetmedi, kendime agactan yapilma bir de flut aldim. Yarin selale kiyisinda sulara calacagim. Caylari bile tek icimlik kil kaplarda gelen bu suslu ulke insanin icindeki ifade organina hormon pompaliyor!

 

Simdilik bu kadar.

 

Isik ve sevgiyle,

 

Ilham kiz






Bura oraya uzak II



Shalooommm!!!

Biraz daha bu kelimeyi duyarsam ben de kendimi Israilli zannedebilirim saniyorum. Kimseyi Israilli olmadigima inandiramiyorum. Sahi kimim ben?

 

Bu yaziyi yollamak uzere internet cafeye girebilmek icin 10 dakika kadar kapinin onundeki inegin kalkmasini beklemem gerekti. Burada o kadar cayir cimen dururken bu hayvanlarin asfalt takintisini anlamak, araba egzoslari sayesinde sineklerden korunduklarini ogrenince mumkun oldu. Zavallilarin bir kuyrugu var, onunla da gozpinarlarina konan sinekleri kovalayamiyorlar haliyle. Aslinda sehir hayati onlar icin cok zor. Tezgah tezgah meyve sebze yollarin ortasinda duruyor, her yer manav dolu. Ama hayvancagizlarin onlarin satilmak uzere oldugunu anlamalari mumkun degil. Habire manavlar tarafindan kovalaniyorlar. Ac kalinca da duvarlardaki afisleri yiyip ishal oluyorlar. Dunya uzerinde yasiyorlar nihayetinde. Burada kutsal da olsan nafile...

 

Bir zamandir adini koymaya calisiyordum ve sonunda buldum: Havada nefret bulutlari dolasmayan bir ulke burasi. Kimsenin digerine nefreti yok. Dolayisiyla evrenle aranda hicbir engel de yok. Bu da karma enerjisini muazzam kuvetlendiriyor. Ama o da cok acaip bir durum. Ne istedigini bilip ona gore konusacaksin. Kelimelerin sihrine inanmadan duramazsin. Cunku burada cantana kufretsen sapi kopuyor, kaleme laf etsen akip ortaligi batiriyor, birini dusunsen sarkisi caliyor, bir hinlik yapmaya kalksan basina mutlak bir is geliyor. Kendini Truman Show'da gibi hissediyorsun...

 

Birkac gundur McLeod Ganj'dayim. Hindistan'in icine sIkIsmis kucuk bir Tibet kasabasi. Tibet kendi ozgurlugunu ele gecirememis ama Dharamsala’nin bir kismini ele gecirmeyi basarmis. Tuhaf bir harmoni olmusmus aralarinda. Hintli cocuklarin dilinde Tibetce sarkilar, Tibetli kizlarin burnunda hizma, ayaklarinda halhal...

Ben bundan once hic gunese ve diger yildizlara bu kadar yakin olmamistim. Ama bedelini oduyorum. Birkac gundur genzimin arkasindan ilik ilik akan eksi tadin kan oldugunu anladim. Sanirim rakim farkindan. Bugun alistim ama galiba. Henuz bisey yok.

 

Onca tozlu ve asiri sicak gunden sonra ilac gibi geldi burasi. Sola yurursen gol, saga yurursen bir selale cikiyor karsina. Yani onlar selale diyor, bence Lama hamami. (Bilmeyenler icin dipnot: Lamalar, Tibet budizminin rahipleri olarak bilinen, şu anda Dalai Lama’nin liderligini yaptigi, butun gun meditasyon yapan, bordo carsaflara sarilarak gezen ve surekli cocuk gibi gulen insan evlatlari) Dev kayalarin uzerinde bayrak gibi bordo carsaflar, selale suyunun altindaki golcuklerde don-paca, hopaya-ziplaya,  gule-oynaya banyo yapan cekik gozlu Lamalar... O kadar tatlilar ki!

 

Buradaki favori yemegim veg-tofu momo. Sabah, oglen, aksam momo! Buyuk ask yasiyoruz momoyla. Arada kur yapiyorum momoya. Ozleyelim birbirimizi diye bir ogun yine burada muazzam yapilan noodlelardan yiyorum. Sonra yine kavusuyoruz. Kur yapmayi hic beceremedim hayatimda. Momo sayesinde ogreniyorum. Evet itiraf ediyorum! Momo seni seviyorum!!!

 

Bir de konu acilmisken buraya geldigim gunden itibaren muptelasi oldugum Mango Lassiden bahsetmeden gecmeyecegim. Lassi bildigimiz ayran. Ama tuzlu degil. Basiyorlar icine meyveyi, oluyor sana mango lassi, banana lassi, pineapple lassi! Hepinizi ayaklanmaya cagiriyorum. Ayranin ille de tuzlu icilecegini bize dayatan zihniyete hayir diyelim. Muzlu ayran icelim, guzelleselim!

 

-Bak yine oldu, yanima oturan Tibetli cocuk bana “shalom!” dedi. Ben de ona momo dedim. Kacti:) -

 

Surekli ayni tempoda tiz perdeden devam eden ve illaki koro halinde soylenen mutlu sarkilari, sevecenlik ve merhamet dolu cekik gozleri, nokta vurusuyla adami nakavt eden sihirbaz masorleri ile Tibetliler Hindistan seyahatimin antrakt arasinda bana yasemin kokulu bir nefes aldirdi. Ama Hindistan’la isim bitmedi henuz. Yarin tekrar yolculuk var: Reshikesh. Dunyanin yoga baskenti.

 

Yani simdilik optum cok.

 

Hindistaaaaannn yavastaaaan kendini sevdiriiiir,

oyle degil mi Alanson? Bombilibilibilibom!

 

Ilham kiz.



Bura oraya uzak III


Tashi delek!

Hindistan'in sicak ve tozlu sokaklarina tekrar hosgeldim. Hani cocukken ogrettiler ya bize, gunes sistemi bir gaz ve toz bulutunun sIkIsIp patlamasindan olusmus diye? Iste o bulut aynen kalmis burda bence. Oylece...

 

Bu arada gecen gunlerden kucuk bir potpori (nasi yaziliyordu bu yahu?) yapayim isterseniz... Rishikesh'e varana kadar hayatimin en kotu yolculugunun yaptim. Hindistan'da otobuse binmek, lunaparktaki hoplayan oyuncaklarin birinde mahsur kalmak gibi birsey. Otobusun icinde yurumek, 9 siddetinde bir deprem aninda bir binanin 100. katinda olmak gibi. Tam daliyorsun uykuya, bir cukur, guuuum! Oldugun yerde 20 cm hoplayarak et gibi dusuyorsun yere. Miden beynine vurup asagi dusuyor. Cis kaka falan gibi ihtiyaclar icin ise sofor amca her zaman emre amade. Bir fren, cart diye duruyor. Tabii kicin yerse o karanlikta inip otlarin arasina dalmayi... Benim yemedi ama, Israilli kizlar patir patir takildi valla otlarin arasinda. (Bu Israilli konusuna bilahare donecegim) Yani anlayacaginiz Hindistan'da otobus trene rahmet okutuyor. Ve karma enerjisi yine sahneye cikiyor. Donene kadar bir daha hicbir sey hakkinda soylenmeyecegime soz veriyorum!

 

Burada oyle sehirlerarasi diye bisey yok. Yani oyle kilometrelerce gidip de agactan baska bisey gormediginiz yollar yok. Zaten istatistiken mumkun degil, koca ulkede kilometrekareye 400'e yakin insan dusuyor. Surekli Ege koyleri arasinda dolasiyor gibisiniz. Tek gidis-tek donus. Inegi saglayan esek arabasini saglayan otobus, karsidan gelen kamyonla opusence ancak seridine donuyor. Yola bakmazsaniz sorun yok, bir sekilde halloluyor, hic kaza yok...

 

Ganga is the life...

 

Varanassi'de gundogumu izlerken, olu yakma torenlerinin yapildigi Gaht'in duvarindaki bu yazi beni sapsala cevirmisti; Ganga'nin bulanik sularina karisan yanik et kokulariyla iki gun etkisinden cikamamistim. Yamyam toreni gibi kokan o yerde olumumle yuzlesmis, 5400 yildir sonmeyen atesin dumanini cigerlerime koyarak yola devam etmistim. Ama Ganga Rishikesh'te, kilometrelerce uzaktaki bir kiyida, piknige giden ilkokul cocuklari gibi coskulu, sabirsiz ve temiz, oyle bir akiyor ki... Sanki hic olu kulu ustune bulasmamis, hic Shiva heykellerini yalayip gecmemis gibi...

Ganga insan gibi. Yasiyor. Hintlilerin onu nehir tanri ana bellemelerine sasmamali...

 

Tum bu gezmeler tozmalar arasinda son derece stratejik ve sosyo-politik cikarimlar yapmayi da ihmal etmiyorum. Veee sizlere buyuk Israil planini acikliyorum! Israil, Hindistan'i ele gecirecek! "Askerden yeni ciktik, bunalimdayiz" ayagiyla yolladigi binlerce tabur genc burada yavas yavas yerlesip cogalacak ve Hintlilieri asimile edecek! O kadar coklar ki? Her kosebasinda bir Israil genci gormek mumkun. Vallahi oncu birlik hissi yaratiyorlar insanda. Biraz oturup konustugunda uc sene boyunca nasil beyinlerinin yikandigini anliyorsun. Mantiklari birseylerin ters gittigini soyluyor ama, ezberleri o kadar saglam ki, bir omur gezseler de Hindistan'i, bozamayacaklar biliyorsun...

 

Simdilik bu kadar, daha var yazacaklarim ama disarida sicak biraz gecmistir belki, cikip biraz gezeyim, belki aksama yazarim. Burada aksam Israilli cocuklarla ota takilmaktan baska yapacak birsey yok, o da beni hic sarmadigi icin yazip cizmek iyi geliyor. Hem su Lubnan meselesini burada bir Israilliyle daha tartisirsam korkarim kayiplara karisacagim!!!

 

Optum cok!

 

PS: Tashi delek Tibet dilinde merhabaya anlami en yakin olan kelimeymis...

 

Isik ve sevgiyle,

 

Ilham kiz.



 

Bura oraya uzak IV


Selammm!

Varanassi’den beri ben buradayim diye bagiran bademciklerim, barsaklarimla kartel kurarak yavas yavas atesi kesfetti ve kemiklerimi esir almaya basladi... Hindistan hasta olmak icin berbat bir yer. Bir kez oldun mu hic iyilesemeyecekmissin gibi geliyor.

 

Rishikesh’te kaldigim tahta yatakli, duvarinda Hannuman'i andiran dev bir nem lekesi olan ashram evimin yolundaki ayurveda doktoruna da aynen yukaridakileri soyledim. Hatta heryerim agriyor kurtar beni gibilerinden birseyler daha ekledim. Once buradaki masala isimli bir baharat karisimini nisan ayinda tarihi gectigini hafiyelik yaparak anladigim balla karistirip icirdi, sonra da basimi ovarak gecer uzulme gibilerinden gulumseyerek beni yolladi. Bu tedavi bende kismen tuttu ama yol arkadasim cok hasta oldu. Onun erken donmesine karar verdik ve apar topar bir taksiye atlayip Delhi'ye geldik. Yani Ganj'da rafting yapmak gibi fantastik bir aktiviteyi de zorunlu olarak olmeden once yapilacaklar listesine eklemek durumunda kaldim.

 

Burasi, yani Delhi cok kaotik. Ilk geldigimde kaldigim otelden cikmaya korktum vallahi. Kalabalik beni yutup saclarimi voodo buyusu yapmakta kullanacaklarmis gibi geldi.

Sehirde (ozellikle meydanlarda) bir Ingiliz parmagi var. Ama biri o parmagi yalayip bir guzel masala baharata bandirmis. Tum o cillop gibi Lacoste, Tag Heuer magazalari at seyine kelebek konmus gibi duruyor.

 

Olacak gibi olmayacagini, bu sehirde oyle elini kolunu sallaya sallaya dolasamayacagini anladiktan sonra, tozlu raflarimda duran ve cikarmaktan nefret ettigim 'city toura katilan zavalli saskin turist kimligi'mi cebime koydum ve bir hop on-hop off turuna katildim. Orada bile AC/Non AC ayrimi var bu ulkede. AC air conditioning, non AC, “parasini vermiyosan ol ulan, umrumda misin sanki?” demek. Yani burada. Delhi Hindistan'in harika karma ve hosgoru enerjisinden biraz mahrum kalmis maalesef? Insan konservesinden indigimdeki halimi tarif edecek kelimeleri en kisa zamanda lugatima ekleyecegim.

 

Bu arada bu sabah, CVlere yazilabilecek turden bir basari hikayesine imza attim. Brokersiz tren bileti almayi basararak. Hem de tum gar caycilarina, rickshawculara ve ne idugu bilinmez birtakim adamlara ragmen! Yani artik yavas yavas burali olma haline alisiyorum, ne yazik tam donerayak...

 

Size bu yaziyi sag elim kinali oldugu icin sol elimin isaret parmagiyla yaziyorum. Hatam olduysa affola!

 

Yarin Tac Mahal ve safaga Istanbul.

Veda etmeye gerek yok yani bu sefer?

 

Ilam kiz




Orasi burasi



Hoşbulduk!

Daha karşıma bir inek ya da motorsiklet çıktığında sağa mı sola mı kaçacağımı kestiremeden, vasat bir lokantanın menüsünde bulunabilecek standart yemek çeşitlerinin yarısını bile deneyemeden, gözlerini devirerek kafayı yana eğmenin evet mi hayır mı demek olduğunu anlayamadan döndüm Hindistan’dan.

Henüz bıraktığım hiçbir şeyi yeterince özleyemeden…

 

Korkarım, “yine döndük anasını satayım” edebiyatına geçmeden önce size Tac Mahal’i anlatmak zorundayım.

Evet, korkarım ve zorundayım.

Çünkü aşk böyle emrediyor!

 

Önce belirtmek gerek, Tac Mahal öyle Delhi’de falan değil, en azından pratikte. Yani Truva atı ne kadar İstanbul’daysa, Tac Mahal de o kadar Delhi’de. Padişahın huzuruna çıkacak cariye gibi, dört saatlik bir tren yolculuğuyla hazır ediyor ediyorsunuz kendinizi Tac Mahal’le olan randevunuza. Meşakatli ama lüzumlu bir yolculuk. Üstelik dönerken de hislerinizi hazmetmek için iyi geliyor.

 

Aşktan yapılmış, dev, beyaz, mermer kubbe, bütün ihtişamıyla yokmuş gibi duruyor. Evet yokmuş gibi. O kadar yok ki, gökyüzünün mavisinin gerçekten fakına vardırıyor. O kadar yok ki, alenen aşkı anlatıyor…

 

Yaratılanın aşkından yaratanının aşkına eriyen kollar gibi uzanıyor dev kubbe göğe, kendinden daha muhteşem bir şeye işaret eden parmak gibi, ama sakince. Poz vermek için yaratılmış bir manken gibi, güneşin kör edici spotlarını üzerine gururla yapıştırarak, ama güneşin kendisi olmadığının farkında olduğunu hissettirerek gizlice.

Ve aşkın ağır enerjisini bulutlardan halterler yaparak yıkıyor üzerinize sinsice.

 

Bulutları seyredeyim derken çimenlerin üzerinde çektiğim iki saatlik uyku ziyafetinin tadını asla unutmayacağıma dair huzurunuzda Şah Cihan’a söz veriyorum. Şah Cihan, Tac Mahal’i ikinci karısı Mümtaz Mahal için yaptırmış. Bu yazıyı okuyanların kendilerini hayatlarının hiçbir döneminde Şah Cihan’ın birinci karısı gibi hissetmemelerni sağlayacak bir büyü üzerinde çalışacağım bu yazıyı bitirince:)

 

Evet arkadaşlar… Sırtımda ondokuz kilo sekizyüz gram, elimde yedi kilo dörtyüz gram, vücudumda fazladan üç kilo, kameramda ve cdlere aktarılmış sekizyüz küsur fotoğraf, sayfalarca yazı ve not, gözlerimin gerisinde yüzlerce tanrının silüeti, burnumun ucunda sandal ağacının bağımlılık yaratan kokusu, ellerimde-kollarımda kınalar, boynumda kilolarca boncuk ve saçlarımda güvercin tüyleriyle döndüm.

Artık nihayet uzaylıyım!

Galiba kendim için çalışmanın da ötesinde, Cihangir’de café işletmek dünyanın en harika şeyi. Uzaylı gibi görünsem de bir işim var

 

Hindistan’dan dönmek diye adı konmamış bir fenomen var. Olduğunu anlamak için hakikaten Hindistan’dan dönmeniz gerek.

Beni gören herkes yürüyerek dolaştığıma şaşırır gibi acaip tepkiler gösterdi. Uzaktaki arkadaşlarım msn’de “Eee erdin mi? Nası gidiyo guruluk? Uçuyo musun bakalım?” gibi sorular sordu. “Ee nasıl geçti bakalım?” sorusuna ne yanıt verdiysem tatmin edici olamadım. Galiba “çözdüm olayı, tamamen değiştim, bambaşka biri oldum” diyene kadar da olamayacağım. Ben adamların gerek yaşam kültürlerine gerekse varlıklarını ifade etme biçimlerine sadece şahit olabildiğimi, dolayısıyla değil onlar gibi olabilmenin, onları anlayabilmenin bile içinde büyüdüğümüz düşünce disipliniyle mümkün olmadığını düşünürken, gidenlerin bir ayda neyi nasıl çözdüklerini anlayabilmek isterdim…

 

Beni sorarsanız şayet, David Bowie’nin sol gözü gibi oldum diyebilirim. Rengim aynı, hala maviyim, ama gözbebeğim büyüdü sadece, ondan insanlar beni kahverengi oldum sanıyor.

 

Şimdi “Ee Burçak, n’apalım biz şimdi, tavsiye ediyo musun yani, gidelim mi biz de Hindistan’a?” dediğinizi duyar gibiyim. Hatta duyar gibi olmanın da ötesinde duyuyorum geldiğimden beri her gün. Bu hususta vardığım nokta şudur ki, ben kimseye Hindistan’a gidin demiyorum. Hele sakın gitmeyin Hindistan’a hiç demiyorum. Ama ben tekrar gideceğim diyorum. Çünkü Hindistan, herkesin gidip kendi yargılarını kendilerinin inşa etmesi gereken bir ülke bence. Havasında her nevi önyargıyı boşa çıkartacak bir panzehir gaz halinde dolaşıyor nasıl olsa…

 

Sizlere günlüğüm çalındıktan sonra yazmaya başladığım için, ilk haftadaki Bombay,  Poona ve Varanassi maceralarımı aktaramamış bulunuyorum. Hele Osho ashramında geçen birbirinden eksantrik bir üç gün var ki anlatmazsam Khali kafamı kesip boynuna tespih boncuğu gibi dizer diye korkuyorum…

           

 

Ben vedaları sevmem.

 

Işık ve sevgiyle,

İlham kiz
























 

Yazı ile İlgili Yorumlar

- Okyanus 22-01-2008 11:43:50

Merhaba, Hinduizm'de, "bulunduğun kastta mutlu ol ve iyi bir birey ol ki, bir dahaki yaşamında bir üst kastta doğasın" inanışı var ve kanımca bu yüzden de Hindistan ve Nepal gibi ülkelerde hep gülen, kavga etmeyen, bitmez, tükenmez hoşgörüye sahip insanlar var ve gerçekten de oralarda herkesin "my sister& my brother"ısınız. Ve siz bunu ve daha pek çok şeyi yazınızla çok güzel ifade etmişsiniz.Yazınızdan büyük keyif aldım. Tebrikler ve devamını dilerim. Sibel Bilir
- aramis 22-01-2008 15:47:01

Çok keyifli bir yazı olmuş. Zevkle okudum:) Defne.
- cemms 18-02-2008 10:43:56

bunlar çok keyifli mektuplar gerçekten bana yazılmış gibi çok teşekkür ederim
- ERTDENİZ 01-03-2008 13:59:05

AĞZINIZA VE ELİNİZE SAĞLIK KENDİMİ O YOLLARDA YÜRÜYOR, O TRENDE SALLANIYOR GİBİ HİSSETTİM
- deryagazel 04-03-2008 11:20:18

Cokkkkkk guzeeelllll!!
- tandem 09-03-2008 22:54:14

Samosa evet,yarın ilk işim malzemelerimi kontrol ettikten sonra kendime samosa yapacağım.2004 yılında sarı otobüsle yaptığımız İstanbul-Katmandu gezisinin hindistan bölümünü yazılarınız ve fotoğraflarınızla tekrar yaşattığınız için teşekkürler.Bir de benim gibi motosiklet kiralayıp birkaç kez arabalarla ve diğer motosikletlerle kafa kafaya gelseydiniz hindistan da trafiğin ne olduğunu daha iyi anlardınız
- kariyer07 10-03-2008 12:07:33

Tebrikler, harika bir anlatımın baş kahramanısınız.
- HALİS 26-03-2008 20:12:48

iflah olmaz bır etobur olarak asla gitmem dediğim hindistana senin yüzünden gidecegim.kınalar yak emiiiiiiiii.:))) ellerine yüregine saglık.
- cosmicraver 21-04-2008 22:13:37

mektupları okuyanların hayatlarını degistirecek kadar etkileyci, sizin hayatınızı ne kadar degistirmistir kim bilir :)
- cenkesener 25-04-2008 13:35:44

kıssskanarak ve keyifle okudum... çokkkk güzel
- cherkesh 19-05-2008 16:33:58

Hindistan yorum ve fotograflarin oylesine guzel ki ...esprili yazi tarzin cok eglendirici ...kitap yazsan okunur.Tam puan.
- karyal 28-05-2008 16:04:36

merhaba,çok yıllar önce pablo neruda'nın anı kitabı olan ''yaşadığımı itiraf ediyorum'' u okumuştum.anıları kadar kitabın ismi de etkilemişti beni. şimdi sizin bana/bize yazdığınız mektupları okudumda o kitap geldi aklıma. yaşadığınızı itiraf eden yazılarınızı çok sevdim ama çook.hoşkalın
- hburcu 24-07-2008 02:15:13

Arkadaşlara katılıyorum gerçekten çok keyifli bir yazı. Tac Mahal 'e karşı uyku ziyafeti güzel fikir ;) Paylaşımınız için teşekkürler..
- esra3127 09-09-2008 22:41:11

harikaaa:) harika:) harika:))
- abt_smyrna 11-10-2008 20:23:54

Oldukça sürükleyici muhteşem!
- cherryblossomgirl 14-10-2008 11:02:23

bu güzel yazı bugün tekrar karşıma çıktı keyifle okudum. ilamkız nerelerdesin :)
- tro 21-10-2008 13:26:10

Ansıklopedık tarzdan oldukca uzak, gercekten hıssedılen ve yasanan gunluk seyahat yorumlarının kısıye ozgu esprılerı ıle yogrulmus muhtesem bır yazı, belkıde su ana kadar okuduklarımın en ıyısı.
- oymakas 04-11-2008 12:24:06

Muhtesem. Gecikmeyle de olsa bir solukta okudum.
- asust 04-11-2008 23:09:25

HİNDİSTAN'I ANLATMAK ÇOK ZORDUR. SİZ BUNU ÖYLESİNE GÜZEL BAŞARMIŞSINIZ Kİ...ÜSTELİK ÖZGÜR DİLİNİZ, YAZIM TARZINIZ KİMSEYE BENZEMEYEN AYRICALIKLI BİR RUH HALİ, YAZIYI DAHA DA ÇEKİCİ KILMIŞ...EVET SİZ DE HEP IŞIKLA VE SEVGİYLE KALIN, MUTLAKA BU HOŞ TARZINIZLA BİR KİTAP YAZIN. KUTLARIM...
- Özlem1001 05-12-2008 18:41:20

Merhaba Burçak. yazın mı daha ilginç yoksa fotoğrafların daha güzelı karar veremiyorum. Bu ülke benim de ilgimi çekiyor. Insanlarını çok merak ediyorum... mutfak kültüründe kullandıkları baharatlarına hayranım ama tabii ki yemeklerinden birazcık tatmış olmak yeterli değil. Bir de çocukluğumda bir hint dansı görmüştüm (alman - hint kültür derneğinde)...hiç unutamıyorum. Oraya gitmeden önce muhakkak senden birtakım öneriler almak lazım!
- viajera 25-12-2008 16:35:44

Çok güzel, çok akıcı ve inanılmaz eğlenceli bir yazı.
- ZİKO 03-03-2009 21:25:06

Ne diyeceğimi bilemiyorum.Tek kelime ile harika.Zevkle okudum.Paylaştığınız için teşekkürler..
- tütü 23-04-2009 14:21:27

Keşke başka yazılarınız da olsa, öyle zengin ve renkli bir anlatım ki...Hindistan gibi...
- pinto 30-04-2009 15:01:23

değişik bakış...akıcı anlatım...verdiğiniz keyif için teşekkürler...
- gulliblecow 17-10-2009 11:07:50

pakistan,butan,hindistan,nepal,çin bu yerleri benim için önemli kılan HİMALAYALAR dır.gezide yükseklere çıkılmamış sanki yada beni tatmin edecek yüksek dağlara.ama yine de güzel keyifli.:)ha bu arada hindistan deyince tabiki KANGCHENJUNGA (büyük karın beş hazineliri) dağı olmasıdır.
- TubaIsis 05-12-2009 21:43:50

:) Merhaba, Yazınız doğal, sevimli, çok akıcı ve eğlenceli olmuş; beğendim ve bunu yazmadan geçemedim. Selamlar! Ve, İngilizce olayınız, doğru mu gerçekten? :)
- sultanege 07-06-2010 14:03:49

Harika bir yazı olmuş roman gibi okudum..teşekkürler ve tebrikler..
- justinian 16-07-2010 00:59:00

Bu yazı gözüme onca zamandır takıldı durdu. Başlığı da hep ilgimi çekti! Hep sonra bakarım diye öteledim. "Ne çok şey kaçırmışım!" diyesim geldi şimdi ama demiyorum. Çünkü her şey zamanında olunca bir anlam kazanıyor. Hindistan'a gitme ihtimalimin arttığı şu günlerde bu satırları okumak ne iyi geldi! Nasıl da heveslendim şimdi!!! Yazınıza güzel demek yetersiz kalır. Bu sitede şu ana kadar okuduğum en iyi yazı diyebilirim. Aslında yazı da değil, mektup... Zaten samimiyeti de ordan geliyor. Yakın arkadaşlara yazılmış mektup. Aynen dediğiniz gibi kendime yazılmış gibi okudum ve de keyiften dört köşe oldum. Kelimelerle dans etmişsiniz çünkü... Tebrikler, teşekkürler.
- pirilyay 04-07-2011 21:52:34

Güzel yazmışsınız...dilinize sağlık:)
- ankares 28-05-2012 13:20:33

BU SAMİMİ PYLŞMDAN ÇOK BÜYÜK HAZ DYDM TEŞEKKRLR HİNDSTANN İLAMKIZZI ,)
- evelent 10-05-2013 13:52:13

Tebessümle okudum. Okumaya başlamadan önce de "3 idiots" u izlemiştim. Filmdeki hindistanla sizin hindistanınız oldukça farklı. Ama ikisi de güzel:)
- Macro 23-12-2016 15:21:51

Bayildim guzel yaziydi izmirden hindistana maceraya atilasim geldi