Kendingez » Ülkeler » Fransa » Paris » La Roche-sur-Yon / Paris
5224
Gezdiği Yerler:Almanya , Avusturya , Bosna-Hersek , Belçika , Bulgaristan , Birleşik Arap Emirlikleri Dubai, Estonya , Çek Cumhuriyeti , Fransa , Finlandiya, Fas , Hollanda, Hindistan, Hırvatistan, İspanya , İsviçre, İtalya , Karadağ , Kanada, Kamboçya , Kosova , Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Lüksemburg, Makedonya, Monako, Macaristan, Mısır, Nepal , San Marino , Slovenya , Slovakya, Sırbistan , Suriye , Polonya , Portekiz, Tayland , Türkiye , Ürdün, Vatikan, Yunanistan
Bu Yazının Gösterilme Sayısı : 0
Bu Yazıya Verilen Toplam Puan : 0

La Roche-sur-Yon / Paris

Kategorisi: Genel
|
Gezi Tarihi: 00-00-0000
|
Yazı Tarihi: 17-08-2017

14-16 Nisan

Sabah erkenden toparlandık. Köprünün yakınında yer alan tren garına (SNCF)geldik. Bizimle tüm festival boyunca ilgilenen Eve Marie bize çok yardımcı oldu. Bazı bavulları arabasına alarak rahatça gara ulaşmamızı sağladı.

Garın önünde fotoğraf çektirdikten sonra trene gittik. Güzel şehir La Roche-sur-Yon’a veda ettik. Saat 9’da hareket edeceğiz. Paris’te Montparnasse garında iniyoruz. Tren gelir gelmez bindik. İki kişinin geç kalması ve trene son anda binmeleri oldukça heyecan yarattı. Ama sonuçta çok keyifli bir yolculuk .. Tren oldukça konforlu ve rahat.

 Üç saat sonra öğlen saatlerinde Paris’e vardık. Montparnasse garının bir bölümünde tur otobüsleri park edebiliyor. Biz de otobüsümüze bindik ve otelimize doğru hareket ettik.

”Les İnvalides” “L’arc de Triomphe”, Paris’in eski binaları. I.François Meydanı.. Paris’i seyrederek yaptığımız yolculuk Courcelles sokağında “Hôtel du Collectionneur”’de son buluyor.

Otel Paris’in ünlü caddesi “Champs-Elysées” ‘ye çok yakın. Güzel bir otel ama oda anahtarını vermek için bizi o kadar çok beklettiler ki bir hayli sıkıldık ve yorulduk. Yerleştikten sonra sokağın köşesinde bulunan “Le Courcelles” adlı restorana gidiyoruz.

Dışarıda bulunan minik yuvarlak masaları tipik tenteleri ve antika avizeleri ile 1884 yılından beri hizmet veren tam bir Paris restoranı. Meşhur soğan çorbasını enfes yapıyorlar. Aslında tüm yemekler oldukça leziz. Restoran metro durağına üç adım mesafede.

Önce Eyfel Kulesini ziyaret etmeye karar verdik ve metroya bindik. “Hakeim “durağında indik. Aslında Eyfel'i, Paris’in birçok yerinden görülebiliyor. Son yıllarda olan terör Fransızların da önlem almasına neden olmuş. Eyfel’in ayaklarının bulunduğu meydan tümüyle çevrilmiş. Çantalar aranıyor. Belli ki korkuyorlar. Kuleye merdivenle çıkış için ayrı, asansörle çıkış için ayrı bilet alıyorsunuz. Yalnız biz 3.kata çıkacağımız için farklı ücret ödedik. Burası her zaman açık olmuyor. Şansımıza açıktı. Hava soğuk ve kuyruk uzun. İki saate yakın bekledik. Yavaş yavaş etraf  kararıyor. Beklerken zamanı değerlendirip bol bol fotoğraf çekiyoruz.

Kule Fransız Devriminin 100.yıl kutlamaları adına 1889’da Paris Fuarı için giriş kapısı olarak yapılmış. Aslında başlangıçta ömrü 20 yıl için düşünülmüş ama daha sonra kule Paris’e büyük bir turist kitlesi çekince üzerine bir radyo anteni eklenerek radyofonik değer kazandırılarak yıkımı engellenmiş. Başta bir demir yığını olduğu düşünenler tarafından hiç istenmemiş. Paris’te bulunan tarihi yapı düşünüldüğünde bu düşüncenin yanlış olmadığı açık. Kuleyi mühendis Gustave Eiffel yapmış. Kendisi aynı zamanda Amerika’daki Hürriyet Heykelini de mimarı. Eyfel'in  yapımına 1887’de başlanmış. En üste çıkabilmek için 1665 basamak tırmanmanız gerekiyor. Bir kersinde bunu denemiştim. O da ayrı bir zevk. Kule 324 m yüksekliğinde. Yükseklik korkusu olanların üçüncü kata çıkması pek iyi olmayabilir. İkinci katta ayrı bir asansör ile üçüncü kata çıkıyorsunuz. Eyfel Paris’te yapılan etkinliklere göre  çeşitli renklerle aydınlatılıyor. Eyfeli gece görmek bir başka güzel.

 

 Işıklar yanmaya başladı. Görünüm harika.3.katta M.Eiffel kendine bir ofis yapmış. Bu ofiste  kızı Claire'in, onu  ziyaret eden Thomas Edison'un ve kendisinin mumya heykelleri var. M.Eiffel burada çalışırmış.

Kızı da ona yardımcı olurmuş. Ayrıca burada ikinci katta bulunan “Jules Verne “restoranın ünlü şefi Alain Ducasse tarafından hazırlanan şampanyanın sunulduğu bir bar var.”Le Bar à Champaigne ”Ee Paris’e gelinir Eyfel kulesinin 3.katına çıkılr, Paris kuşbakışı seyredilir de üçken bardaklarda sunulan bu şampanyadan içilmez mi? Ayrıca katta Paris’in özgürlüğü için yazılmış bir plaket fark ediliyor. Bir de Dünyanın çeşitli başkentlerine olan uzaklıklar belirtilmiş.

Ankara 2607 km. Manzara muhteşem, büyülü. İndikten sonra Trocadéro Meydanına yöneliyoruz. Kuleyi elimizle tutmaktan tutun her türlü fotoğraflıyoruz. Her tarafta seyyar satıcılar küçük kuleler, Paris hatıraları satıyorlar. Geç vakte kadar yürüyor Paris sokaklarında yürüyor ve otele dönüyoruz.

Ertesi gün yine Courcelles’de kahvaltının ardından “Grévin”müzesine gitmek için tekrar metroya biniyoruz.Müzenin tarihi 135 yıla dayanıyor. XIX. Yüzyılın sonunda “Le Gaulois”gazetesinin kurucusu Arthur Meyer bu müzeyi tasarlıyor. O zamanlar fotoğraflar sadece  gazetelerde  yer alıyor. Arthur insanların üç boyutlu göstermek isteyip bu müzeyi tasarlıyor. Bu projeyi geliştirmek için Alfred Grévin’ i çağırıyor. Müze Haziran 1882’de açılıyor.1883’te Gabriel Thomas müzenin kurulması için finansal bir destekte bulunuyor. Müzenin benzerleri Montréal, Prague ve Séoul’de yer alıyor.

Montmartre ‘da bulunan bu büyülü müzede muhteşem bir ışık ve ses gösterisi var. O kadar güzel ki bizi çok başka dünyalara götürdü. Ünlü kişilerin balmumu heykelleri gerçeğe çok yakın. Dekorlar aynalarla beslenince boyutlar harika olmuş. Bir bakıyorsunuz bir sinema salonunda Charles Aznavour oturuyor, Louis de Funes, St Tropez’de, İngiltere Kraliçesi size bir şeyler anlatıyor. Günümüzün şarkıcıları, sporcuları politikacıları, edebiyatçıları yer alıyor.

Müzeden çıktıktan sonra Paris’in ünlü pasajlarından biri olan “Jouffroy” pasajına giriyoruz.

“La Cure Gourmande”Şekerleme ve çikolata satıcısının dükkânı harika. Çeşit çeşit şekerler ve Paskalya olması dolayısıyla hazırlanmış yumurta çikolatalar pek güzel. Antikacılar, kitap satıcıları… Çok güzel dükkânlar. Pasajdan çıkınca Montmartre tepesine çıkmak için yokuş tırmanıyoruz.

Ünlü ressamlar tepesine çıkmak için fünikülere binmek gerekiyor. Tepeye çıkmak hem zaman alıyor hem de çok dik. Tepede “Sacré-Cœur Bazilikası”beyaz renkte yükseliyor. Kilise Paris’in ünlü yapıtlarından.

Merdivenlerine oturup Paris’i seyretmek ayrı bir zevk.”Kutsal Kalp” anlamına geliyor. Yapımına 1875’te başlanmış ancak tam manasıyla 1923’te bitebilmiş. Kilisenin hemen arka tarafına yürüyerek ressamların bulunduğu bölgeye geliyoruz. Burası çok güzel. Tuvalini koymuş resim yapan çok sayıda ressam resimlerini sergiliyor. Sanki başka bir dünya.Yeteneklerin sergilendiği yer.Önüne oturur poz verirseniz kısa sürede mükemmel bir portreye sahip olabilirsiniz.

 Burada bir restorana giriyoruz."Au Clair de la Lune". Yemekler fena değil. 

 Paris’in bir başka güzelliği de her köşede hünerlerini sergileyen birilerinin olması. Aşağıya indikten sonra Champs Elysées caddesinde yürüyerek gecenin keyfini çıkarıyoruz. Ertesi gün ülkemize döneceğiz. Hava çok soğuk ama biz gezmekte kararlıyız. İki günde Paris gezimiz gece geç vakit son buluyor. Yeniden gelmeyi dileyerek “Au revoir ! “ diyoruz.

 

 

Yazı ile İlgili Yorumlar

Yurtiçi ve Yurtdışı uçak biletlerinizi www.biletbayisi.com dan alın, THY, Pegasus, Atlasjet havayollarından daha ucuza uçak bileti satın alın!
Haberler
Etkinlikler
Foto Analiz