Kendingez » Ülkeler » Fransa » Nantes » Nantes (Petit-Beurre )Bisküvi , Düşes Anne ,Jules Verne
5224
Gezdiği Yerler:Almanya , Avusturya , Bosna-Hersek , Belçika , Bulgaristan , Birleşik Arap Emirlikleri Dubai, Estonya , Çek Cumhuriyeti , Fransa , Finlandiya, Fas , Hollanda, Hindistan, Hırvatistan, İspanya , İsviçre, İtalya , Karadağ , Kanada, Kamboçya , Kosova , Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Lüksemburg, Makedonya, Monako, Macaristan, Mısır, Nepal , San Marino , Slovenya , Slovakya, Sırbistan , Suriye , Polonya , Portekiz, Tayland , Türkiye , Ürdün, Vatikan, Yunanistan
Bu Yazının Gösterilme Sayısı : 0
Bu Yazıya Verilen Toplam Puan : 0

Nantes (Petit-Beurre )Bisküvi , Düşes Anne ,Jules Verne

Kategorisi: Genel
|
Gezi Tarihi: 00-00-0000
|
Yazı Tarihi: 19-06-2017

5 Nisan 2017 sabahı erkenden İzmir Adnan Menderes Havalimanındayız.Yine Fransa,yine Fransızca.Sevgili öğrencilerimle Fransa'da Uluslararası Fransızca Tiyatro Festivalinde Ülkemizi temsil edeceğiz.THY ile önce İstanbul oradan da Paris Charles De Gaulle Havaalanına iniyoruz.Günün erken saatlerinde başlayan yolculuğumuz saat 17.00'de Paris'e varış ile son buluyor.

Her zaman güzel yemekleriyle ünlü THY bu sefer bizi hüsrana uğratıyor.Hem miktarlar az hem de lezzet yok.İstediğimiz gibi bir hizmet alamıyoruz.Alanda bizi karşılayan otobüsümüz ile Nantes şehrine doğru yola çıkıyoruz.Şöförümüz uzun yıllardır Paris'te yaşayan bir Türk.Sohbet ederek yol alıyoruz." Cœur de Blé" restoran zincirinin bulunduğu bir yerde akşam yemeği yiyoruz.Bu arada saati 21.00 yapıyoruz.

Paris - Nantes oldukça uzun bir etap.Ancak saat 22.30'da Nantes şehrine gelebildik.Gece şehri şöyle bir gördük ama daha sonraki izlenimlerimi de birleştirerek söyleyebilirim ki Nantes tam da yaşanabilecek bir yer. Öğrencilerimizi Fransız ailelere teslim ettikten sonra Nantes merkezinde eski bir apartmanın bir katında yorgun bir gece geçiriyoruz.Apartmanın baktığı caddede tüm evler restorasyon görmüş.Apartmanın giriş kapısı oldukça ağır.Eski İstanbul evlerine benziyor.Tavanlar yüksek.Evin önündeki cadde trafiğe kapalı.Çiçekler içinde yemyeşil.Evlerin balkonları demir işlemeli ve binalar taş.Burası"Le cours Franklin-Roosevelt "caddesi.1930 ve 1940 yılları arasında yapılmış yapılar hoş bir görünüm oluşturuyorlar.

Evin önünden geçen tranway 1879 yılında hizmete girmiş.Avrupa'nın ve Fransa'nın en eski tranway hattı olduğu söyleniyor. Nantes Fransa'nın batısında Atlantik kıyısına 50 km mesafede bir şehir. Loire ve Erdre nehirlerinin birleşim noktası.Yeşilin her tonu ve rengarenk çiçekler içinde.

Sabah tranwaya binerek Nelson Mandela Lisesine gidiyoruz.Lise binası Fransa'nın ve Bretagne Bölgesinin en modern ve en yeni yapılarından biri.

2014 yılında eğitim öğretime başlamış.Uluslararası bir lise.Fransız,Alman,İngiliz ve İspanyol öğrenciler var.Hatta Türk öğrenciler de az da olsa bulunuyor.Onlardan bir tanesi bizim tüm grubumuzu ağırladı.Ülkemin insanları her yerde misafirperver. Burası aynı zamanda yatılı bir okul. Öğle yemeğimizi okul yemekhanesinde yiyoruz.Öğrenciler derslere giriyor. Okulun hemen yakınındaki  park"Jardins des cinq sens" çocuklar için çok yaratıcı ve eğitici oyun alanlarını barındırıyor.Okul çıkışı yürüyerek şehrin merkezine gitmeyi planlıyoruz.Okulun karşı çaprazında büyük bir alışveriş merkezi dikkat çekiyor.."Beaulieu de Nantes".Uzun metalik yapraklarla süslü değişik bir yapı.

Loire nehrinin üzerindeki "Rotonde" köprüsünü geçmeden önce hemen sağda tarihi bisküvi fabrikası "LU" rengarenk süslemeleriyle değişik mimarisiyle ilgi çekiyor.1885 yılında  Louis Lefèvre-Utile tarafından kurulmuş. Bizim "Petit-Beurre" bisküvi ilk defa burada yapılmış.Şimdilerde bina sanat merkezi olarak kullanılıyormuş.

Köprüyü geçerken poz vermeyi ihmal etmiyorum.Nantes köprüler şehri. 

Köprüyü geçince sağ tarafa dönerseniz "Malakoff"'a düz devam ederseniz şehir merkezine varıyorsunuz.Oldukça modern binaların çevrelediği bir yol.Merkezde büyük bir ortaçağ şatosuna varıyorsunuz.Burası Nantes'ın simgesi."Château des Ducs de Bretagne" "Bretagne Düklerinin Şatosu".Etrafı çimenler ve suyla çevrili.Halk çimlerde piknik yapıyor.Muazzam bir dinginlik,çok güzel bir ortam.

Şatonun girişinin karşı tarafında Nantes Turizm Bürosundan şehri ve çevreyi tanıtan birçok hediyelik eşya almak mümkün. Buradan bir rehber bize şatoyu ve eski şehri gezdirecek.Açılıp kapanan bir köprü ile şatonun avlusuna giriyorsunuz.Adeta bir Ortaçağ masalının kahramanı oluveriyorsunuz.

Şatonun yapımına XIII.yüzyılda başlanmış.Bretagne Bölgesinin son dükü olan II.François tarafından yaptırılmış.François'nın kızı Anne iki kez Fransa Kraliçesi olmuş.Nedeni ise Fransa kralları VIII.Charles ve XII.Louis ile yaptığı evliliklermiş.Şatonun mimarisinde çeşitli stiller kullanılmış.Özellikle de İtalyan Rönesansının mimarisinden yararlanılmış.

1532'de Bretagne'nın tam olarak Fransa'ya bağlanmasıyla birlikte burası XVI. ve XVII.yüzyıllarda Fransa krallarının yazlık ikametgahı olarak kullanılmış.Daha sonraları askeri karargah ve hapishane olarak hizmet vermiş.Aynı zamanda müze ve bir kütüphane barındırıyor.Bahçesindeki kuyunun üzerinde demirden yapılmış bir taç oldukça güzel.Surların üzerinden şehir manzarası seyretmek mümkün.

Çıkıştan hemen sağa döndüğünüzde sizi sokakta doğduğu şatoya doğru yürüyen Kral II.François'nın büyük kızı Anne karşılıyor. Anne Nantes'lılar için oldukça önemli tarihi bir kişilik.11 yaşında düşeş ünvanını alıyor ve daha önce de söz ettiğim gibi iki defa Fransa Kraliçesi oluyor. 1491-1498 ve 1499-1514 yılları arasında.Bronz heykel sanatçı Jean Fréour tarafından yapılmış.Heykellerin kaideler üzerinde yükselmesine alıştığımız için böyle sizinle aynı durumda yürüyen kraliçe çok hoş bir görüntü oluşturuyor.

Dar sokaklarda ilerliyoruz.Kolaylık olsun diye turistlerin izlemesi gereken yollar yerlerde sarı bir çizgi ile belirtilmiş.İyi bir fikir.

Rehberimiz en eski bölgelerden en yeni bölgelere doğru bizi gezdiriyor.Dar bir sokaktan çıktığımızda Nantes Katedrali ile karşılaşıyoruz.(Saint-Pierre ve Saint Paul) Katedrali.Gotik tarzda yapılmış,beyaz taşların kullanıldığı bir yapı.Ön yüzünde iki kulesi var. Mimarisi Paris'teki Notre-Dame katedraline benziyor.İçersinde II.François ve onun ikinci hanımı olan Marguerite de Foix'nın mezarları var.Katedralin inşası 450 yıldan fazla sürmüş.Bu mezarlar binanın altında mahzen mezarlar olarak gezilebiliyor.Orada birçok değerli eşya var.Katedral II.Dünya savaşı bombardımanı ve yangına maruz kalmış.Daha sonra restorasyon çalışmalarıyla eski haline getirilmiş.Fransa'da restorasyon çalışmalarının en iyi örneklerinden biri olarak bu katedral gösteriliyor.

II.François ve hanımının yattığı yerde onları simgeleyen heykeller var. Başlarının altına yastık koyan melekler.Ve etraflarında Kardinalin dört erdemini temsil eden heykeller.Bir tanesi çok ilginç.Baş ön ve arka kısmında başka bir yüz taşıyor.Yaşlı bir yüz geçmişin gücünü ,genç yüz ise bilgeliği simgeliyor.Heykeller adalet,güçlü bir ahlak,özen ve bilgelik erdemlerini ifade ediyorlar.Neden bilmem ama bu heykeller beni çok etkiledi.

Ayrıca renkli ışık demetlerinin süzülerek içeri girmesini sağlayan devasa pencerelerin vitrayları muhteşem.Güç simgesi arslan heykeli pençelerinin arasında krallığın bayrağını taşıyor.

Katedralde oldukça büyük sayılacak bir de org var. Oradan çıktıktan sonra eski şehirde dolaşıyoruz. Bouffay semtinde Ortaçağdan kalma evler tahta kirişleriyle pek hoş gözüküyor.Eski evlerin çoğu sahipleri tarafından modern binalar yapmak adına yıkılarak yenilenmiş. Onun için tarihi evler tek tük aralarda sıkışmışlar.

Juiverie sokağına girdiğimizde restorasyon çalışmalarının olduğu "Sainte Croix" kilisesinin üst kısmını görüyoruz.XVII.yüzyılın sonlarına doğru yapılmış.Kiliseye daha sonra 1860 yılında ağırlığı sekiz ton olan bir çan ilave edilmiş.Bu dar sokaklarda oldukça fazla restoran var.Change meydanında siyah taşlardan yapılmış original bir bina hoşuma gidiyor.

Maison de l'apothicaire

Marne sokağında ise daha yeni binaları görüyoruz.Ünlü romancı Jules Verne'nin doğduğu şehir Nantes.Clisson caddesinde doğduğu evi görünce heyecanlanıyorum.Çocukluğumda tüm eserlerini heyecenla okumuş ve çok etkilenmiştim.

Eskiden burası bir adacıkmış.Feydau adacığı diye geçiyor. Daha sonra ana kara ile birleşmiş.Nantes nehirlerden etkilenerek başkalaşım geçirmiş bir şehir. XVIII.yüzyılda zengin ev sahipleri armatörler özellikle de köle ticareti sayesinde servetlerine servet katmış kişiler kapılarının üzerine kendi masklarını yaptırmışlar.Bunlar kurnaz bakışlı ve genelde pek ruhu olmayan suratlarmış.Kervégan sokağında .Gerçekten ilginç.

Bu sokaktan çıkınca Villestreux Otelini görüyoruz.Bu neo-klasik tarzda XVIII.yüzyılda yapılmış tarihi bir otel."La Petite-Hollande" Meydanında.Bir armatör tarafından yaptırılmış.Buradan Nantes'ın ünlü Pommeraye Pasajına gidiyoruz.Burası mimari bir şaheser olarak kabul ediliyor.1843 yılında yapılmış.Adını genç bir noter olan Louis Pommeraye'dan almış. Noterin tüm servetini burayı yapabilmek için harcadığı söyleniyormuş.Gerçekten muhteşem bir yer.Noter Paris'te çokça olan pasajlara benzer bir yer yaptırmak istemiş.İnşaat üç yıl sürmüş.Pasajın içinde altmıştan fazla lüks mağaza bulunuyor.Neo-klasik stilde yapılmış.

Onaltı melek çocuk heykelleri ile süslü.Pasaj Commerce  semti ile Graslin semtini birbirine bağlıyor.Alçaktan yükseğe doğru kot farkı ile yapıldığı için çok ilginç bir yer.Yapının mimarları Jean-Baptiste Buron ve Hippolyte Durand Gasselin.Güzel bir duvar saati göze çarpıyor.Gerçekten Nantes'a gelindiğinde görülmezse olmaz yerlerden.

Çıkışta Graslin Meydanında Opera binasının hemen karşısında 1895'ten beri hizmet veren tarihi "La Cigale" "Ağustos Böceği"restoranı inanılmaz güzel.André Breton ,Jacques Prévert gibi ünlü edebiyatçılar burada buluşurlarmış.Biz de bu tarihi yaşayalım ,soluyalım istedik. İçersi 1900 'lü yıllardan kalma dekorlar,resimler,seramiklerle süslü. Uzun önlükleriyle nazik garsonlar,beyaz masa örtüleri kısacası her nokta bir başka güzel. Yemek için gelirseniz mutlaka yer ayırtmalısınız.Restoranın önünde masaların bulunduğu bir bölüm de var ama içerde olmak daha iyi.

Cigale'in hemen yanında Cambronne parkında Pierre Jacques Etienne Cambronne adlı imparatorluğun bir generalinin heykeli yükseliyor.Burada biraz oturup doğayı dinliyoruz.Akşam yemeği için "Cours des 50 otages"'da "Le Break"adlı restoranda enfes tatlar eşliğinde sakin bir yemeğin ardından evimize dönüyoruz. Yarın Le Mont Saint-Michel'e gideceğiz.

Fotoğraflar yazara aittir.

 

Yazı ile İlgili Yorumlar

Yurtiçi ve Yurtdışı uçak biletlerinizi www.biletbayisi.com dan alın, THY, Pegasus, Atlasjet havayollarından daha ucuza uçak bileti satın alın!
Haberler
Etkinlikler
Foto Analiz