Kendingez » Ülkeler » Fransa » Paris » Paris ....(Ağustos 2011)
702
Gezdiği Yerler:Almanya, Paris, İtalya, Bakü, Mısır, Tunus, Stockholm, Yunanistan, Yunan adaları
Bu Yazının Gösterilme Sayısı : 913
Bu Yazıya Verilen Toplam Puan : 35

Paris ....(Ağustos 2011)

Kategorisi: Genel
|
Gezi Tarihi: 14-08-2011
|
Yazı Tarihi: 26-11-2012

Paris gezisi (Ağustos 2011)

 

Bayram tatilini değerlendirip ikimizinde yaklaşık on yıl önce gördüğü Paris’e bir kez daha gittik. Daha önce Roma gezilerimizden birisinde ve Sakız gezimizde bize eşlik eden sevgili İnanlı ailesi ile birlikte 27.08.2011 de Fransa saati ile 13.30’da Charles de Gaulle havaalanına indik. Daha önce Türkiye’den internet  aracılığıyla ayarladığımız Paris dolmuşu (www.parisdolmusu.com) görevlisi bizi havaalanında karşıladı. Beş kişi olduğumuzdan metro ile otele gitmek yerine bu şirketin şık aracı ile gitmeyi tercih ettik. Kişi başı 15 Euro karşılığında yaklaşık otuz dakikalık bir seyahat ile  Paris’in giriş kapılarından birinin hemen yakınında bulunan, internetten yaptığımız araştırma sonucunda (www.tripadvisor.com)  konaklamaya karar verdiğimiz Hotel De La Porte Doree’ ye ulaştık.

 

İçinde iki güzel gölü olan Vincennes parkına yakın olan otelin  bulunduğu   Avenue Daumesnil  oldukça şık bir cadde.  Porte Doree metro istasyonunun tam yanında bulunan otelin çevresinde yemek yenecek çeşitli restaurantlar ve fast food dükkanları var.Bina eski olmasına karşılık oldukça bakımlı ve şık. Odalar caddeye bakan Fransız balkonları ve döşenme tarzıyla tam da hayal ettiğimiz gibi, Paris’in ruhunu yansıtıyor. Kahvaltısı peynir ve meyve çeşitleri ile oldukça doyurucu.Paris içinde kalınabilecek en güzel otellerden birisi.Kesinlikle tavsiye ederiz.

Otelin yakınındaki metro istasyonundan Paris Visit ( 1-3 zonları beş günlük olanı ) bileti alıyoruz.Bu bileti metro istasyonlarında bulunan makinelerden kredi kartınız ile alabiliyorsunuz. Paris'te görülebilecek hemen hemen bir çok yer 1-3 zonları arasında. Kişi başı 29,90 Euro ödeyerek beş gün boyunca sınırsız metroya ve otobüse biniyoruz. Paris'i gezmek için en ekonomik ve rahat yöntem bu. Paris metrosu inanılmaz bir ağ, şehrin her yerine bir yada iki aktarmayla çok kısa sürede ulaşılabiliyor. Hemen bir metro haritası edinip nerelere hangi duraklardan ulaşabileceğimize bakıyoruz.

Valizlerimizi yerleştirdikten sonra Paris sokaklarına akıyoruz. İlk durak Paris’in doğduğu yer olan ve tüm turistlerin seyahate başlarken ilk ziyaret ettikleri Seine nehri üzerinde bulunan Ile de la Cite ve Ile St-Louis adaları. Notre-Dame kilisesinin de üzerinde bulunduğu bu birbirine köprüler ile bağlı iki adadan Ile de la Cite’den ve Conciergerie isimli Gotik saraydan başlıyoruz. Bilet gişesinden ilk olarak dört günlük Paris Museum Pass ediniyoruz.(www.parismuseumpass.fr). Bu kartlara kişi başı 50 euro ödüyoruz. 60'dan fazla müzeye sıra beklemeden girmenizi sağlayan bu kartın, iki, dört ve altı günlüğü var. Daha sonra müzelere girerken  kuyrukları gördüğümüzde bu kartı almakla çok isabetli bir karar verdiğimizi anlıyoruz.Eğer 4'ten fazla müze gezecekseniz bu kartı mutlaka alın.

1301-15 yılları arasında inşa edilen heybetli gotik saray Conciergerie  Fransız devrimi sırasında  binlerce kişinin giyotine gidecekleri anı bekledikleri bir mekana dönüşmüş. Marie-Antoinette’in tutulduğu hücre ve diğer devrim hikayeleri sergilenmekte. Hergün açık ve giriş 10 Euro.

 

Conciergerie'nin yakınında Sainte Chapelle bulunuyor. 1248 yılında kutsal emanetlerin muhafazası için yapılan bu baş yapıt görmeye değer bir kilise. 15 mt kubbesi, 15 ayrı vitray penceresi ile Paris’in en güzel kilisesi olarak kabul ediliyor. Kenarlarda 12 havariyi betimleyen heykeller ve yaradılıştan İsa’nın çarmıha gerilişine kadar geçen süreyi anlatan vitraylar iç mekanı renk cümbüşü haline getirmiş. Üst şapele daha önce hiçbir kilisede rastlamadığımız şekilde dar ve döner merdivenlerle ulaşılıyor. Giriş 7,5 Euro.

Sainte Chapelle’den sonra hafif atıştıran yağmur altında Notre-Dame’a yürüyoruz.Ülkenin ruhani kalbi olan katedral , 1163 yılında yapılmaya başlanmış ve yapımı 170 yıl sürmüş. 130mt uzunluktaki nefi ve iki yan koridoruyla oldukça görkemli bir Gotik yapı. Taş oyma dekorasyonu ile taç kapı, 15mt açıklıklı uçan payandalar, kötülüğü def etmek için yapılmış canavar şekilli çörtenleri, gül penceresi, ve kuleleri  görülmeye değer. Katedral gezisi ücretsiz ama kulelere çıkıp Paris’i izlemek isterseniz,7,5 Euro ödemelisiniz.

Notre-Dame’dan çıkıp, Paris’in belediye binası olan Hotel de Ville’nin bulunduğu IV.Henri’ye suikast yapan Ravaillac’ın canlı canlı dört ata bağlanıp parçalandığı meydana geliyoruz.

Rue du Renard boyunca yürüyüp dünyanın en ünlü modern mimari örneklerinden biri olan ve mimar Renzo Piano tarafından tasarlanan Centre Georges Pompidou’ya ulaşıyoruz. Bina parlak renkli tesisat borularıyla kaplı cephesi ile oldukça dikkat çekici, cephede bulunan şeffaf tonozlarla örtülü yürüyen merdivenlerden çıkarak en üst katta yer alan modern sanatlar müzesine giriyoruz.

Giriş ücretli yine Museum Pass’i kullanıyoruz.İlk katta modern sanat eserlerinden sonra ikinci katta, Matisse, Joan Miro, Picasso gibi ünlü ressamların eserleri ile karşılaşıyoruz. Binanın heykellerle süslü terasından Paris’i izliyoruz. Aşağıya baktığımızda Place Igor Stravinsky’deki , ateş kuşu balesinden esinlenen havuzun fıskiyesini görüyoruz. Sanat merkezinin önündeki meydan kalabalık, sokak göstericileri ile dolu.

Acıkmış olduğumuzu hissederek Les Halles’e doğru yürüyoruz. Forum Les Halles  Avrupanın en büyük kapalı kentsel alanı olan bir alışveriş merkezi. Metal ve cam binalardan oluşmuş Ancak şu anda renevasyona başlanmış. Bu meydanda  Pizza Ennio’da  5 pizza, bir şişe şarap, bir suya 87 Euro ödüyoruz. Paris’in  Roma’ya göre çok pahalı bir şehir olduğunu düşünüyoruz. Les Halles’den metro ile Champs- Elysees’e geliyoruz.

Burası Paris’in ve hatta dünyanın en ünlü caddesi, kentin zenginlik ve gücünü simgeliyor. 12 adet bulvarın kesiştiği L’etoile(yıldız) denilen meydana kadar uzanıyor. Meydanda Arc de Triomphe (dünyanın en tanınmış zafer takı) yükseliyor. Yüksekliği 50 mt yi bulan 1806’da yapımına başlanan ancak Napoleon’un iktidarı kaybetmesi nedeniyle 1836’da bitirilen takın, rölyefleri görülmeye değer.

Meydanın ortasındaki zafer takına caddeleri geçerek ulaşmak mümkün değil, yer altı geçitleri ile ulaşılıyor. Biz zafer takına çıkmayı daha sonraki günlere bırakarak caddedeki zengin butiklere ve Paris’in meşhur cafelerine bakarak yürüyoruz. Caddenin sonundaki Concorde meydanından metro ile otelimize dönüyoruz.

Pazar

Bu gün ilk durak Louvre müzesi.( giriş 10 Euro ) Metrodan inip müzenin önündeki kuyruğu gördüğümüzde Paris Museum Pass ‘e bir kez daha dua ediyoruz. Cam piramitten girişe ulaştığınızda mutlaka bir müze haritası edinin, bir günde bütün müzeyi görmek imkansız gibi, istediğiniz bölümleri bulup sıraya koyun, bölümler arasında gitmek bile oldukça yorucu.  Müze 350.000 den fazla esere ev sahipliği yapıyor. Müze binası başlı başına bir sanat eseri.  1190’da kale olarak yaptırılan bina daha sonra Rönesans tarzında yenilenmiş. Kısa süre sonrada Napoleon Louvre’u müzeye dönüştürmüş.

Fransız tabloları,heykelleri, Antik Mısır, Antik Yunan, Doğu sanatı, İtalyan tabloları,heykelleri,Flemenk resimleri gibi bölümler mevcut. Biz daha çok tablolarla ilgileniyoruz.

Van Gogh, Da Vinci, Seurat, Monet, Dürer, Ingres, Van Eyck, Vermeer  gibi ressamların eserlerini heyecanla izledik. Mona Lisa’ya yaklaşmak mümkün değil izleyicisi çok fazla idi.(Sanki bütün uzakdoğu burada herkes çekik gözlü ellerinde irili ufaklı fotoğraf makinaları her şeyi çekiyorlar:) Ayrıca Hamurabi kanunları, 2. Ramses, Milo Venüs’ü gibi eserleri gördük. Öğlen saatlerinde müzeden çıktık. Artık güneş iyice yüzünü gösterdi ama Paris’in havasına asla güvenmeyin mutlaka yağmurluk ve şemsiye yanınızda bulundurun. Parisliler abartıp bir anda mont ve çizmelere bürünüyorlar.

Louvre’den çıktığımızda karşımıza Palais Royale çıkıyor.Bu eski bir kraliyet sarayı, üç tarafı, 60 adet evle sarmalanmış bir meydan, Ulusal tiyatro Comedie Françeise burada yer alıyor. Halka açık bir yer burası. Paris’in en şık caddelerinden Rue Saint Honere’den yürüyerek Place Vendome’e ulaşıyoruz.

Versailles’in mimarı tarafından tasarlanan şık malikanelerle çevrili meydanın ortasında üstünde Napoleon’un heykelinin bulunduğu bir sütun yer almakta. Napoleon orada küçükken  okuduğumuz masalındaki kadar  yalnız görünüyor. Meydandaki binalar şık mücevher mağazaları ama Pazar olduğundan kapalı.Place Vendome’den yürüyüp Place de la Madeleine'e geliyoruz.

Korint düzeninde 52 sütunla çevrili Madeleine kilisesi eski Yunan tapınakları şeklinde inşa edilmiş. Kıyamet gününü tasvir eden alınlık görülmeye değer.

Madeleine’den Concorde meydanına doğru yürürken, Paris’in renk renk macaronlarının satıldığı meşhur Laduree’ pastanesi ile karşılaştığımızda adeta vitrine yapışıyoruz. Ama ceviz büyüklüğünde küçük bir macaron 1,65 Euro gözümüz doyuyor, birkaç renk macaron alıp tadına bakıyoruz.

Concorde meydanı 8 hektardan fazla bir alana yayılmış. Bir tarafında Tuileries bahçeleri yer alıyor. Devrim sırasında meydanın ortasında yer alan giyotinin yerini şu anda 23mt yüksekliğinde Mısır’ın 3300 yıllık Luksor tapınağından getirilen dikilitaş almış. Meydana daha sonra iki çeşme ve Fransız kentlerini temsil eden sekiz heykel eklenmiş.

Biz meydanın bir kenarında yer alan l’Orangerie müzesine gidiyoruz. ( Giriş 7,5 Euro )  Renoir,Picasso,Modigliani gibi ressamların eserlerini barındıran bu muhteşem müzenin en önemli parçası Monet'in sekiz parçadan oluşan nilüfer tabloları.Bu müzeyi mutlaka gezin.

Müzenin bahçesinde Rodin heykellerinin altında oturup, Place de la Concorde ve 17. Yüzyılın ünlü Tuileries bahçelerini izleyip Paris’i içimize çekiyoruz.

Otele dönüp akşam için dinlendikten sonra metro ile Trocadero bahçelerine uzanıyoruz. Burası kat kat düzenlenmiş bir meydan. Eiffel’i en güzel görüp fotoğraflayabileceğiniz yer burası. Yürüyerek Eiffel’e doğru iniyoruz. Paris’in sembolü olan eser 320 mt yüksekliğinde. 10100 ton ağırlığındaki kule, Empire State (1931)yapılana kadar dünyanın en yüksek binasıymış. 2,5 milyon perçinle tutturulmuş demir konstrüksiyon binayı altından hayranlıkla izliyoruz. Üç ayrı platformdan Paris’i en güzel izleyebileceğiniz binaya daha önce çıkmış olduğumuzdan bu kez çıkmıyoruz. Çıkış 4,5-11 Euro(katlara göre) Museum pass geçmiyor.  Yemeği Avenue de la Bourdonnais üzerindeki cafelerden biri olan Le Champ de Mars’da yiyiyoruz. Beş adet kızarmış tavuk, patates, bir şişe şaraba 93 Euro ödüyoruz.

Pazartesi

Sabah Hotel Des İnvalides’e gidiyoruz. Asıl amacımız Musee Dorsay idi, ama pazartesi olduğundan müze kapalı. 17.yüzyılda savaş gazilerine tahsis edilen malikanede Napoleon’un mezarı, Musee de l!armee, Dome kilisesi, Musee de l’ordre de la Liberation, Musee des plans –Reliefs yer alıyor. Biz savaş müzesi ve mezarları geziyoruz.

Kilisenin altın kubbesi görülmeye değer. Giriş 8 euro musee pass geçerli. Hotel des İnvalides’in önünden otobüse binip Pantheon’a gidiyoruz.

Roma’daki Pantheon’a benzeyeceğine Londra’daki St.Paul katedraline benzeyen bina, ünlülerin mozolelerine ev sahipliği yapıyor. Korint düzeninde 22 sütundan oluşan ön cephe revağı, Azize Genevive freskleri, üç kattan oluşan kubbesiyle kilise görmeye değer.

Kriptada Emile Zola,Voltaire, Victor Hugo,Marie ve Pierre Curie gibi ünlülerin mezarları bulunmakta. Pantheon yakınlarında bir yerden lezzetli tavuklu sandviçlerimizi alarak kentin gözde parkı, Jardin du Luxembourg’a gidiyoruz. Sekizgen gölün etrafını sarmış muhteşem renkli çiçekleri ile burası cennetten farksız. Bahçenin her yeri heykellerle süslenmiş, etraf çimenlere oturmuş güneşlenen Parisliler ile dolu.

Parkın yakınındaki  Melekler şapeli St-Sulpice’ye yürüyoruz.

Burası Delaxroix tarafından yapılan freskleri,6500 borulu orgu, iki farklı stilde yapılmış kuleleri ile çok heybetli bir ibadet mekanı.St.Germain’den çok az yürüyüp ara sokaktaki Musee Delaxroix’e varıyoruz.

Burası sanatçının yaşadığı evi ve aynı zamanda atölyesi. Değerli tabloları izledikten sonra Delaxroix’in evinin arka bahçesinde oturup o güzel eserleri yaratırken baktığı gözle etrafı görmeye çalışıyoruz. Burada girişte Musee Pass yine geçerli. St Germain’e çıkıp Paris’in bu yakasındaki en şık caddesinde yürüyoruz. St.Michel ve turistik lokantalara ev sahipliği yapan Rue Houchet’i boydan boya geçip, Seine nehrinin kenarı boyunca dizilmiş, sahaf ve hediyelik eşya satan yerleri izleyerek şehrin en eski köprüsü Pont Neuf’e ulaşıyoruz. 12 kemerli 275 metrelik köprü 1607 yılında tamamlanmış. Köprünün üzerinden, Ile de Cite adasının en uç noktasındaki parka iniyoruz. Seine nehrine çok yakınız. Ayaklarımızı nehire uzatıp, geçen gezi teknelerini izliyoruz. Otele dönüp akşam için tekrar çıkıyoruz.

Metro’ya binip Anvers’de iniyoruz. Bu kez Paris’in en yüksek tepesinde kurulu Sacre-Coeur’a geldik. Tepeye çıkmak için fünikülere biniyoruz. Paris Visit burada da geçerli. Bazilikanın kendine özgü yumurta biçimli kulesi, 80mt’lik çan kulesi, girişteki İsa heykeli, bronz kapıları, muhteşem İsa mozaiği görülmeye değer. Ayrıca burası güzel bir seyir terası, bazilikanın merdiveninde oturan kalabalığa katılıp bizde Paris’i seyrediyoruz. Buradan Montmartre’ye inip aklımızda şirin bir mekan olarak kalan Place du Terre’ye gidiyoruz. Buradaki sokak ressamları yerlerini cafelere terk etmiş, hayal kırıklığına uğruyoruz, sanat turizme teslim olmuş adeta. Sacre-Coeur ‘den hayal kırıklığı ile ayrılıyoruz.

Salı

Bugün Musee d’Orsay ‘dayız. Müthiş empresyonistleri görmek için sabırsızlanıyoruz. Sabah müze açılmadan oradayız. Şimdiden uzun kuyruklar oluşmuş bile. Eski bir tren istasyonundan dönüştürülen bina 1900 Paris  sergisi için açılmış. Empresyonistler  Manet, Monet, Renoir, Post-empresyonist Matisse, Lautrec , Van Gogh, Sembolist Klimbt,Whistler, romantik Delacroix gibi sanatçıların eserlerine ev sahipliği yapan binada her salonda yıllardır kitaplarda gördüğümüz tabloların aslını gördük. Rodin’in heykelleri Paris’in heryerinde olduğu gibi buradada izlenebiliyor. Müzenin içinde güzel bir cafe yer alıyor.P.tesi hariç hergün açık olan müzenin girişi 8 Euro.

d'Orsay’dan çıkıp yakınlarda bulunan Musee Rodin’e gidiyoruz birbirine çok yakın mesafedeler. Güller arasında dolaşarak Rodin’in düşünen adam ve Calaisliler gibi eserlerini görebilirsiniz.

Rodin, dokuz yıl, ölümüne kadar otel olarak kullanılan bu binada yaşamış. Çok güzel bir bahçesi olan müzenin içinde açık havada bir cafede şarap,bira ve sandviç yiyerek karnımızı doyurduk. Müzelerden sonra bugün kendimize serbest gün verip meşhur Paris’in kurtarıcısı olarak sayabileceğimiz Haussmann caddesine gidiyoruz.

Amacımız Paris’in alışveriş simgesi haline gelen Galeries La-Fayette ‘yi gezmek. Binası ve cam çatı ışıklığı muhteşem binayı geziyoruz.Pahalı markalar el yakıyor. Terasına çıkıp fotoğraf çekiyoruz. Oradan çıkıp meşhur zafer takı ve Champs-Elysees’e gidiyoruz. Bu kez zafer takına çıkıp Paris’in meşhur bulvarlarını ve siluetini fotoğraflıyoruz. Museum Pass bizi burada da kuyruktan kurtarıyor. Otele dönüp akşam arkadaşlarımızın tavsiyesi üzerine gitmeyi düşündüğümüz  etleriyle meşhur Le Relais de l'Entrecote için hazırlanıyoruz.

Yediden evvel gidip kapısındaki kuyruğa girmemiz söylendi. Ancak bir biraz geç kalıyoruz.Saat 20.00’de restauranta yaklaşırken gözlerimize inanamadık, kuyruk oldukça uzamıştı. Bir saatten fazla bekledikten sonra sıra bize geldi. Türkçe bir iki kelime konuşan sevimli bir hanım patates kızartma ve yanında cafe de paris soslu  nefis bir et sundu. Yemeğin sonunda  hepimiz yemeğin beklemeye değdiğini düşündük.

 

 

Şarap,yemek ve  nefis profiterol  toplam beş kişi 180 euro ödedik. Paris’te Le’antrikot adı altında başka bir restaurant  zinciri var, burası  Champ-Elysees’yi kesen  Rue  Marbeuf üzerinde (www.relaisentrecote.fr)

Çarşamba

Bugün Disneyland’a giden arkadaşlarımızdan ayrılıyoruz, daha önce gittiğimiz için tekrar görmek istemedik. Tamamen programsız bir gün bizi bekliyor.  Metroya binip otele çok uzak olmayan Paris’in en büyük mezarlıklarından biri olan Cimetiere du Pere Lachaise’ye gidiyoruz.

Paris'in en büyük mezarlığı olan yer  birçok ünlüye ev sahipliği yapıyor. Görmek istediğiniz mezarları önceden belirlemeli ve mutlaka bir mezarlık haritası elde etmelisiniz. Çevredeki büfelerden harita alınabiliyor. Günün erken saati olmasına rağmen ellerinde haritalarla yürüyen oldukça büyük bir kalabalık var. Herkes koşturarak bir yerleri arıyor.

Biz Chopin,Oscar Wilde, Delaxroix, Yves Montand, Simon Signoret, La Fonteine, Moliere, Jim Morrison,Honore De Balzac,Vincenzo Bellini,Bizet,Gilbert Becaud ve daha bir çok ünlünün mezarını ziyaret ediyoruz. Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney'de buradalar ancak broşürde olmadıkları için mezarlarını bulamıyoruz.Mezarlık çıkışında otobüs ile Bastille meydanına gidiyoruz. 

Palace de la Bastille çok hızlı trafiğin olduğu bir meydan, adını siyasi mahkumların bulunduğu Bastille hapisanesinden alan meydanın şöhreti oldukça kötü. 1789 da halk galeyana gelerek Bastille'e saldırmış ve bu zulüm sembolünü yıkarak Fransız devrimini başlatmış. Meydanda 52 mt yüksekliğindeki kolonun üzerinde devrimlerde hayatını yitirenlere adanmış özgürlük meleği yer alır. Şimdi meydan hapishanenin yerine yapılan Opera Bastille ile ünlü. Rue de Farbourg boyunca yürüyüp vitrinleri  seyrediyoruz. Bu caddeden, Rue dela RoQuette ve Rue de Lappe’de yürüyoruz. Bu cadde bugün Bastille'in hareketli gece hayatının merkezi. Bu dar ve kısa sokaklar popüler bar ve restaurantlarla dolu. Biz bu bölgede yemek için Bofinger’i tavsiye ederiz.1864 yılında açılan restaurant midye ve biberli bifteği ile ünlü. Fiyatlar oldukça pahalı. (5-7 Rue de La Bastille )

Bastille meydanından çok yakın mesafede bulunan Palace Des Vosges’e yürüyoruz. En hoşumuza giden meydan burası. Bir rivayete göre dünyanın en güzel meydanlarından biri. Yeşilliklere yayılıp, etrafı seyre dalıyoruz. Meydanı saran kırmızı-altın rengi tuğlalı, taş ön cepheli, arduvaz çatılı, çatı pencereli 36 adet ev 1612 yılından kalma. Oyun yazarı Moliere gibi ünlü şahsiyetler yerleşince üst sınıfa ait bir hale gelmiş, alt katlarında sanat galerileri ile binalar çok şık. Yakınlarda Musee Picasso var ama tadilatta olduğundan giremiyoruz.  Rue de Rivoli’ye inip şehrin bu cıvıl cıvıl alışveriş merkezini geziyoruz. Caddeden ara sokaklara giriyoruz. Burası kentin Yahudi mahallesi, çok küçük ama her şeyi bulabileceğiniz dükkanlarla dolu, kemeraltını hatırlatıyor.Rue des Rosiers ve Rue des Ecouffes 13. Yüzyıldan kalma. Tekrar Bastille meydanına dönüyoruz.

Akşam yemeğini meşhur Brüksel’li midyeci Leon’da yiyiyoruz. Rokfor peynirli midyeye bayılıyoruz.  Üzerine yediğimiz krem brule’de harika.

Perşembe

Bu gün uçağımız öğleden sonra kalkacağı için şehir merkezine inmeden otele yakın çevrelerde geziyoruz.Otelin tam karşısındaki caddede çok güzel bir pazar kuruluyor. Bu pazarı geziyoruz. Yakın çevrede bulunan süpermarketlere uğrayıp eve biraz şarap alıyoruz. Daha önceden ayarladığımız Paris dolmuşu otelimizden bizi alıyor. Güzel anılarla İstanbul’a dönüyor, oradanda arabamızla  dünyanın yaşanacak en güzel yeri Çeşmealtı'na dönüyoruz...

 

Yazı ile İlgili Yorumlar

- NEŞE 26-11-2012 15:00:09

Çok güzel bir Paris rehberi olmuş....Yıllar önce çok kez gittiğim Paris i özlediğimi anladım ...Ben görmeyeli fiyatlar gerçekten fırlamış,ama bence çok keyifli bir gezi olmuş,çok teşekkürler..
- enisnuhoglu 26-11-2012 16:36:56

Favori paris yazım olucak gibi ,gitmeden mutlaka tekrar ıokunmalı
- arkutbay 27-11-2012 10:20:34

Paris'i sizle birlikte bir kez daha gezdim . Dolu dolu bir yazı olmuş , herşey var . Ellerinize sağlık .
- ayca42 27-11-2012 15:15:15

Okuması oldukça keyifli bir yazı olmuş , bu arada Paris'i çok özlediğimi farkettim , teşekkürler...
Yurtiçi ve Yurtdışı uçak biletlerinizi www.biletbayisi.com dan alın, THY, Pegasus, Atlasjet havayollarından daha ucuza uçak bileti satın alın!
Haberler
Etkinlikler
Foto Analiz