Kendingez » Ülkeler » Fransa » Paris » Paris: Aşk,tarih, alışveriş yada gurme. Ne şehri olduğuna siz karar verin
Bu Yazının Gösterilme Sayısı : 12491
Bu Yazıya Verilen Toplam Puan : 54

Paris: Aşk,tarih, alışveriş yada gurme. Ne şehri olduğuna siz karar verin

Kategorisi: Genel
|
Gezi Tarihi: 01-01-2008
|
Yazı Tarihi: 07-08-2008

Aşıklar şehrimi desem yoksa alışveriş cennetimi ? Tarihi yapılarıda yok sayamayızda. Leziz yemeklerinide unutmamak lazım. İşte bunca özellikten sadece birini seçip, onunla Paris'i tanıtmak Avrupa'nın başkentine haksızlık yapmak olur. Ne dediğinizi duyar gibiyim. Paris, Aşıklar şehri! Bırakın aşkı maşkı. Kim ufak cilveler arasında alışveriş yapmayı istemez ki? Yada Chanel'den güzel bir kıyafet bakmayı kim reddedebilir? Gelin ben size neyi nerde yapılacağını anlatayım Paris'teki rüya günlerinizin planlarınıda siz yapın.

Paris'e Türkiye'den ulaşım doğal olarak uçakla sağlanıyor. Hemen hemen bütün havayolları şirketleriyle direkt/aktarmalı olarak uçma şansınız var. Uzun sürmesiyle birlikte trenlede ulaşımı sağlayabilirsiniz. Havalimanından ( Charles de Gaulle yada Orly havalimanları) şehre ulaşımı trenle, shuttlela veya taksiyle yapabilirsiniz. Treni ve shuttle'ı daha hesaplı olacağından dolayı bu ulaşım araçlarını tavsiye ederim. Şimdi gelelim konaklama işine. Aklınıza gelebilecek her yerde otel bulabilirsiniz Paris'te. Yeni eski modern yada lüks. Her bütçeye yada zevke uygun otel bulabilirsiniz. Bu konuda iki noktaya dikkat etmeniz gerekiyor. Birincisi otelin konumu ve kalitesi. Saint Lazard çevresindeki otelleri tavsiye edebilirim. Diğer önemli noktaysa rezervasyon. Sezon boyunca yer bulmak sorun olabilir. Eğer bir turla gelmeyecekseniz, otel rezervasyonunuzu en az bir ay öncesinden gerçekleşitirin.

Bu sıkıcı konuları geçtikten sonra asıl zevkli mevzulara gelelim. Ama başlamadan önce kafanızda nasıl bir Paris imajı var bilmek isterim. Acaba Seine nehrinde bir nehir gemisinde öpüşen bir çift mi yoksa Eiffel'in ikinci katından insanı hipnotize eden Paris manzarasını izleyen bir çocuk mu? Ya da son derece modern bir biçimde Louvre'un bahçesinde Da Vinci'nin şifresini arayan bir genç mi? Kabul edelim Paris hepimiz için bir rüya şehirdir. Altın tabakta sunulmuş bir leziz şaraplı et yemeği gibi yıllar boyunca şarkılarıyla filmleriyle bilinçaltımızda yerini edinmiştir. Ufakken Paris denince aklıma iki görüntü gelirdi. Birincisi eskiden TRT 2'de pazar günleri gösterilen fransız filmlerindeki Paris sokakları. Bu filmlerde devamla hava kapalıdır. İnsanları bizden farklıdır. Altıüstü bir filmden bile hayatlarındaki "bohem"liği hissedebilirdiniz. İkincisiyse açılışı televizyonda canlı olarak verilen Disneyland Paris. O ışıl ışıl Disneyland şatosunun önünde Mikiler, Gufyler, Donald Ducklar,.... Heralde o yaştaki çocuklar oraya gidebilmek için bütün oyuncaklarından vazgeçebilirdi. Size bu iki küçük kafamda oluşmuş enstanteneyi paylaşmamın nedeni şudur. Hepimizin kafasında paris'le ilgili yaşamak istediği bir an vardır. Ve bu an çok iyi belirlenmelirdir. Unutmayın ki tatiller hayalleri gerçekleştirmek için gereğinden fazla kısadır.

Paris denince akla gelen birkaç yer vardır:

Eiffel kulesi

Louvre müzesi

Seine nehri

Champs Elysees meydanı

Notre Dame kilisesi

 

Paris'i simgeleyen yerleri dahada artırabiliriz. Opera binasını en iyi gören Cafe de la Paix'de bir kadeh şarap içmeden Parise gelmiş sayılmazsınız. Bu yüzden güzelce bir araştırın ve orda kaldığınız günlere göre bölün. Size tavsiyem bir günü alışveriş, bir günü Disneyland (çocuğunuz varsa kesin görün) ve geri kalan günleriyse gezmeye ayırın. Ama sakın unutmayın müzeler pazar açık olmasına karşı en büyük markalar yada alışveriş merkezleri pazarları kapalıdır. Opera binasından başlayarak ( Saint lazard garının hemen önüdür) Champs Elysees'ye kadar yürüyerek , arada bir ufak molalarla, gezmek sizi zorlamayacaktır. Bu istikamette görebileceğiniz yerlerse Opera Binası, Pantheon, Elysee sarayı ( Küçük Sarkozy'nin büyük malikanesi) ve Louvre müzesi. Diğer bir istikametse Notre Dame kilisesinden başlayan nehir ve çeresi turu. Notre Dame kilisesinden şehrin güneyine doğru yürüyerek hem Sorbonne üniversitesini hemde senatonun bulunduğu Luxembourg bahçesini gezebilirsiniz. Bunun yanında sakın Seine nehir turu yapmayı unutmayın. Bu turuysa akşam güneşin batışına doğru Eiffel kulesinin üstüne çıkarak taçlandıradabilirsiniz. Eiffele çıkarken bir süre kuyruk beklemeniz gerektğinide unutmayın. Eğer kuyruğa takılmak istemiyorsanız tur rehberinizden size yardımcı olmasını bekleyin. Eğer söylediğim bu yerleri gezerseniz klasik bir paris turu yapmış olursunuz. Ama hala gezmediğiniz bir ton yer var:

Bilim müzesi: Avrupa'nın en büyük bilim müzelerinden biri olan Cité de Science, özellikle Geode adındaki devasa sinemasıyla insanların özelliklede benim ilgimi çekiyor. Fransızca bilmiyor olsanız bile o devasa sinemada film izleme deneyimini yaşamalısınız.

Doğa tarihi müzesi: Orjinal adı Musée nationale d'histoire naturel olan yüzyıllık müze doğa bilimleri aşıklarının çekim merkezi durumunda. Özellikle binlerce fosilin ve tür örneğinin sergilendiği bu müzede bilimin b'sinden anlamayanlar için bile cazip bir yer.

Montparnasse: Amelie'yi izlemiş olanların görünce hemen tanıyacağı "sanatçılar tepesi". Fransız yada değil bütün sanatçıların buluşma noktası olan ve Sacre Coeur adlı kiliseyle sembolleşen bu tepede sayısız cafe'sinden birinde oturup sanatın tadını çıkartabilirsiniz. Burda birde dipnot düşeyim. Sacre coeur Fransa'nın politik olarak sağ'a kaydığı dönemlerde Fransa'nın devrim sırasında işlediği günahlardan arınması için yaptırılmış.

Moulin Rouge: Paris'in günahkar yanıyla tanışın. Özellikle aynı adla filmle ünlenen bu fransız revüsü hala eski ihtişamını sürdürüyor. Aslına bakarsanız Paris'teki tek revü Moulin Rouge değil. Aynı caddede onlarca striptiz clup veya sex shop bulabilirsiniz. Aynı caddede birde seks müzesi bulabilirsiniz. İlginçtir ama seks müzesindeki bir çok eser Anadolu'dan getirilmiş!

Defense: Bir fransız mimar defense bölgesi için şunu söylemişti: " Paris'in merkezinde yapamadığımız herşeyi Defense'ta yaptık". Defense Fransa'nın modern yüzü. Modern mimarıyı Paris'te belkide Avrupada en cüratkar haliyle yalnızca Defense'ta görebilirsiniz.

Size gördüğüm, bildiğim bir kaç tane alternatif adres vermeye çalıştım. Bu adresleri sizde çoğaltabilirsiniz. Ama bunun için iyi bir araştırma yapmanız lazım. Şimdi gezilecek yerler bittiğine göre bayan arkadaşlarımızın seviceği bölüme geldik: Alışveriş. Malum, Paris dünyanın moda başkentlerinden biri hatta " Haute couture"ün doğum yeri. Böyle bir şehirde kıyafet alışverişi yapılmaz mı? Yapılır tabi ama artık Türkiye'de 10 sene öncesinin türkiyesi değil. Artık bizimde Kanyon'umuz İstinye Parkı'mız yada Nişantaşımız var. Orda bulabileceğiniz bütün markalar, belkide fazlsaıyla, İstanbulda'da var. Ama ben sizi daha üzmeden gerekli adresleri vereyim. Belkide Türkiye'de hiç olmamış belkide olmayacak iki devasa mağza var. Bu mağzalardan biri Türkiye'de daha önceden açılmış olsada asla Paris etkisini yaratamadı. Neler mi bu markalar? Tabikide LaFayette'le Printemps. Opera binasının karşısında devasa iki mağza. Bu mağzalarda aradığınız kıyafeti bulamıyorsanız bence o kıyafeti aramayı kesin! Çünkü lafayette'e ve Printemps'da yoksa hiç bir yerde yoktur. Beni bu mağzalarda en çok etkileyen şey düzeniydi. Kıyafetler markalarına göre değil aradığınız ürüne göre düzenlenmesi. Eğer v yaka t shirt arıyorsanız onlarca markada onlarca çeşit t shirt önünüze serilir. Hediyelik eşya arıyorsanız şanslısınız çünkü paris kendi kendine hediyelik eşya gibi. Herköşede ufak bir eiffel heykeli yada "chat noir" çantası satan birini bulabilirsiniz. Ama daha orjinal olmak istiyorsanız Seine nehri kenarındaki satıcıları denemeniz gerekiyor. Eski kartpostallar, resimler, gazeteler,... Ne ararsanız bulabileceğiniz bu seyyar züccaciyeleri kesin ziyaret edin. Son olarak tavsiye edeceğim yer biraz farklı. Paris'in kuzeyinde doğru tati adlı bir mağza bulunur. Size orayı şöyle anlatayım. Bizim salı yada perşembe pazarlarını alın ve 2-3 katlı binalara yerleştirin. Pazar'da dolaşan bayanları, arap yada zenci bayanlarla değiştirin ve fiyatları türkiye'dekinin yarısına düşürüm. Alın size Paris usulü pazar alışverişi. Yer olarak Arap mahalesinde bulunması sizi rahatsız edebilir ama etmiyorsa kesinlikle bir yarım saatinizi ayırın. Siz sormadan ben söyleyeyim büyük mağzaların mabedinin nerde olduğunu. Saint germain des pres hem Paris'in en lüks semtidir hemde büyük markaların toplanma noktasıdır. Saint germain de pres'den Champs Elysees'ye kadar olan kısımda Prada'sından Armani'sine bütün markaları bulabilirsiniz. Alışveriş kapanışınıysa zamanının mısır tarlası, günümüzün en ünlü caddelerinden biriyle yapıcam. Champs Elysees cadde olarak büyük bir reklam panosu gibi. Bütün büyük markaların (haute couture değil ama) en büyük mağzaları burda yer alır. Burda amaç alışverişten çok gösteriştir. Örnek olarak Louis Vuitton'un mağzası. Dünyadaki bütün Louis Vuitton sahiplerini toplasakta Champs elyseBes mağzasını dolduramayız. Ama yinede bu devasa caddenin ruhunu oluşturan önemli markalardan biri Louis Vuitton. Champs Elysees'de alışveriş yapar mısınız bilmem ama kesinlikle başından sonuna kadar yürümenizi tavsiye ederim. İnanın bana yürürken fransız havasının ciğerlerinize dolduğunu farkedeceksiniz.

Şimdide benim en çok sevdiğim yerdeyiz. Nerde miyiz? tabikide yeme-içme bölümünde. İlk başta Fransız mutfağınıni o ünlü fransız mutfağının başkentine hoşgeldiniz demek istiyorum. Soslu ve şaraplı etler diyarına geldiğinize göre bir fransız yemeği yemeden dönmek olmaz. Ama ufak bir sorun var. Afilli bir frasnız yemeği yemek istiyorsanız kişi başı 100 euro'luk bir parayı gözden çıkarmanız lazım. Buna karşın brasseri denilen ve fransızların esnaf lokantası gibi olan, fiyatları ünlü şeflerin restoranları kadar pahalı olmaya ama tat konusunda başarılı restoranlara gidebilirsiniz. Bu brasserielere şehrin hemen hemen her yerinde raslayabilirsiniz. Dikkat etmeniz gereken şeyse fiyatlarıyla açılış kapanış saatleri. İki konudada kötü süprizle karşılaşmanızı ikimizde istemeyiz değil mi gezgin arkadaşım? Fransız lokantası dışında şehirde İtalyan restoranlarının fazlalığı dikkati çekiyor. Bistro romain adlı italyan restoranlar zincirinde ucuza carpacio yiyebilirsiniz. Hemde tek bir fiyata istediğiniz kadar. Tam Türklere uygun bir seçenek değil mi? Son olarak favorimden bahsetmek istiyorum. Belki içinizde duyan olmuştur brüksel midyecisi Leon'u. Türkiye'de yiyemeyeceğiniz midyelerin satıldığı Leon'da tencerede soslu midye yemeyi sakın ihmal etmeyin. Unutmadan söyleyim tencerede midye önünüze yanlız gelmiyor. Güzel midyelerinize leziz kendi yapımları olan patates kızartması eşlik ediyor. İçecek olarak tavsiyemse Leon birası. Bizim Efes'i andıran Leon birası üstüne midye patates sonuç yemekten alınan tarifi olmayan bir zevk. Gece yaşantısına fazla girmek istemiyorum çünkü eminimki günm boyu çok yorulacaksınız. Ama illada ben yemekten sonra eğlenmeye giderim diyorsanız ünlü fransız revülerini deneyebilirsiniz. Yada gitmeden internetten araştırıp tarihi Olympia'da bir gösteride izleyebilirsiniz. Gittiğiniz yerlerde şarap içmeye özen gösterin ama kafanızıda ne içsem diye karıştırmayın. Fiyat ve tad olarak, kendi deneyimlerime göre, en iyi şaraplar restoranın açık şarapları oluyor. Tabi Fransa'ya gelip bohem gibi açık şarap içmemek olmaz.

 

İşte bütün bildiklerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım. Biliyorum biraz uzun oldu ama 1500 yıllık bu rüya şehri daha kısa anlatabilir miydim bilmiyorum. Umarım sizi sıkmamıştım ve yine umarımki verdiğim bilgiler işinize yarar. Size düşense bir uçağa atlayıp Paris'e gitmek. Tabikii benim yada başkalarının söylediklerini göz ardı etmeyin ama japon bir turist gibide olmayın. Bırakın istediğiniz kendinizi paris sokaklarına ve inanın Paris size tatillerin en güzelini yaşatacaktır. Şimdiden iyi tatiller, kendinize iyi bakın Binrotalı arkadaşlarım.

 

 

 

Yazı ile İlgili Yorumlar

- justinian 07-08-2008 22:05:37

Çok güzel bir yazı olmuş. Ayrıntılı yazmanz bilakis daha iyi. Bu muhteşem şehrin hakkı nasıl verilebilir ki... Paris'i gezmiş biri olarak sizden daha çok şey anlatamam açıkçası. İyi bir çalışma olmuş. Tek eksik bir kaç fotoğraf eklememiş olmanız.
- Allegra 14-04-2009 22:13:52

Ben biraz geç yorum yazıyorum farkındayım ama çok güzel ve çok faydalı bir yazı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim :)
- karablacksea 28-09-2009 09:45:50

harika bir yazı. ayrı ayrı görmeye değer yerleri ve damak tadlarını belirtmeniz faydalı olmuş. tekrarı gelsin lütfen.
- NEŞE 12-02-2010 22:15:12

Ünlü siyahi sanatçı Josephine Baker, şöyle demişti"İki aşkım var :Vatanım ve Paris" Fransızlar bu kadına taparlar,o da Paris e...Haksız sayılmaz diye düşünüyorum.Alışveriş faslına bir ekleme de benden :Rue de Paradis de Limoges porselenleri satan seri sonu dükkanlar var,çok ucuz ,bol ve zevkli parçalar var,tabii taşıyabilene !
- LadyDreamer 23-02-2010 15:25:03

Güze bir yazı fakat küçük bir hata var. Amelie'nin çekildği ve Sacre Coure Katedrali'nin bulunduğu tepe Montparnasse değil, Montrmartre tepesidir. Montparnasse Nehrin sol yakasında, St. Germain'in üst tarafında yer alır. Montmartre ise sağ yakada, Pigalle'den sonra gelir. Hatta 1930'larda Picasso ve arkadaşları gibi Paris bohemini yaşayan sanatçılar, ressamlar tepesi de denilen Montmartre'dan sonra Montparnasse'ı mesken tutmuşlardı...
- mugeyidogan 23-02-2010 17:53:43

yorumlarınıza ve Binrota' daki bilgilerin doğruluğuna katkınıza teşekkürler NEŞE hanım ve LadyDreamer...
- halilce 07-10-2011 13:33:58

Sevgili Umutk. Bu yazı benim için çok iyi oldu. Gereken notları aldım. Çünkü önümüzdeki bayram orada olacağım. Çok faydalı olacağını düşünüyorum. Teşekkürler.
Yurtiçi ve Yurtdışı uçak biletlerinizi www.biletbayisi.com dan alın, THY, Pegasus, Atlasjet havayollarından daha ucuza uçak bileti satın alın!
Haberler
Etkinlikler
Foto Analiz