Kendingez » Ülkeler » Fransa » Paris » Paris / Paris´in adaları
25057
Gezdiği Yerler:Önemli olan niteliktir .
Bu Yazının Gösterilme Sayısı : 0
Bu Yazıya Verilen Toplam Puan : 75

Paris / Paris´in adaları

Kategorisi: Genel
|
Gezi Tarihi: 06-08-2009
|
Yazı Tarihi: 01-09-2013


Bundan tam 18 yıl önceydi . İç Hastalıkları asistanlığımın son yılında , 3 aylık Göğüs Hastalıkları rotasyonumu yaparken tanışmıştım meslektaşımla . Adını şimdi hatırlayamıyorum , ne yazık . Uzmanlığını ABD'de almış , yıllarca Birleşmiş Milletler'de gönüllü doktor olarak çalışmış ve dünyayı dolaşmıştı . Daha sonra bir kitap yazdığını da hatırlıyorum . Türkiye'ye yerleşip denklik sınavına girmek istediğinde Göğüs Hastalıkları rotasyonu yapmadan uzmanlığını kabul etmeyiz demişler . Bu yüzden benimle beraber Heybeliada Göğüs Hastalıkları Hastanesi'ne gidip geliyordu .

Bu 3 ay içinde , özellikle Bostancı-Heybeliada vapurunda ve hastaneye giden yolu yürüyerek inip çıkarken -faytonla çıkacak ne halimiz ne paramız vardı- konuşacak bol bol vaktimiz oldu . Yurdışına hiç çıkmamış biri olarak anlattıkları çok ilgimi çekiyordu , benim için hayal gibiydi . Hiç unutmuyorum , bir gün şöyle demişti : ''Dünyanın her yerinde dilinden , dininden , renginden , ırkından dolayı seni dışlayacak birilerini görebilirsin , ama New York'ta asla . New York'a gidip beni içlerine almadılar , dışladılar diyen birini duyarsan , inan ki problem ondadır'' Amerika'yı görmediğim için bilmiyorum , 11 Eylül'den sonra da durum böylemi ? Veni-vidi planlarımda ABD son sıralarda yeraldığı için muhtemelen göremeden manitunun çayırlarında at koşturuyor olacağım . Artık orada , o toprakların gerçek sahiplerine anlattırırım ülkelerini .

Ada derken , rahatlık derken ben de bir turist olarak -bir insan olarak demiyorum- kendimi en rahat hissettiğim şehirleri düşünürken aklıma önce Paris geldi . Çünkü burada sizin gezdiğiniz saatlerde ve yerlerde herkes turist . Sanki sizin için yapılmış bir şehirde geziyorsunuz . Bir de bu şehrin garip bir havası var , öyle bir pohpohlanmış ki , insanlar sürekli Paristeyiz , çok mutluyuz edasıyla dolaşıp teknelerden , köprülerden , otobüslerden birbirlerine el sallıyorlar , özellikle Japonlar bu işten çok eğleniyorlar . Garsonlar bile hesabı aldıktan sonra Paris'te iyi eğlenceler ve mutluluklar diliyorlar . Böylece şehri beğenmeme veya mutsuz olma ihtimaliniz kalmıyor :)

Pekiyi bu şehrin yaşayanları nerede ? Aslında çok uzakta değiller , beyaz yakalı Parisliler ile tanışmak isterseniz öğlen yemeği saatlerinde iş arkadaşları ile şaraplarını yudumlarken görebilirsiniz onları , özellikle Place Vendome'daki lokantalarda . Biraz daha tecrübeli yaşlardakiler ise civardaki parklarda dama ,satranç , petanque oynuyorlar . Perifere giden metrolarda ise binbir çeşit dünya vatandaşı Parisli mevcut .

Şehir sanki sizin için hazırlanmış demiştik ya , işte bu yüzden Paris'te asla sıkılmazsınız . Bazen burada yazılarımızda haksızlık ediyoruz , farkındayım , şu şehir iki günde biter , bu şehire bir gün fazla diye . Bütün bunları belli standartlara göre söylüyoruz , şurası burası görülür , belki de şu bu müze gezilir . Sonuçta zaman ve para sözkonusu . Gönül ister ki her yerde günlerce kalalım . Ama Paris için gün verme şansı olmadığı gibi anlatırken de yazılara sığdırma şansınız olmuyor . Bu yüzden ben de aklıma geldikçe ufak ufak yazıyorum buraya .

Bugünkü konumuz Paris'in adaları . Paris'te ada mı var diye soran arkadaşlar , ben de gidene kadar bilmiyordum . Seine Nehri'nin ortasında , hem de Paris'in çekirdeği olarak kabul edilen 2 adet ada var , İle de la Cite ve İle St.Louis . Yanyana bu iki adacık birbirinden o kadar farklı ki , İle de la Cite gezmekle bitmezken İle St. Louis bir o kadar sakin . Paris'te nerede oturmak istersin deseler İle St.Louis dedirtir insana  ( çok mu şey istiyorum acaba )



İle de la Cite Paris'e ismini veren kelt kabilelerinden Parisii'lerin MÖ 3. yüzyılda ilk yerleştikleri yer . Savunmanın ve nehri geçmenin en kolay olduğu bölge . Bir uçtan diğer uca uzunluğu 1180 metre , en geniş yeri ise 250 metre . Diğer ada İle St. Louis ise biraz daha ufak bu adaya göre .



İle de la Cite'ye metro işle ulaşmak isterseniz adada tek metro istasyonu var : Cite . 4 numaralı Porte d'Orleans-Porte de Clignancourt hattı bu istasyondan geçiyor . Ama otelinize yakın başka hatlarla gelmek isterseniz adanın güneyindeki St.Michel ve Latin Quartier , kuzeyindeki Marais bölgesindeki birçok istasyonda inip küçük köprülerden adaya geçebilirsiniz .


St. Louis Köprüsü / Arkasında Hotel de Ville

Bu köprülerin en ünlüsü Pont Neuf . Ayrıca adayı kuzeye bağlayan 3 , güneye bağlayan 4 , diğer adacık St. Louis'ye bağlayan 1 köprü daha var .



Adanın en batısındaki Pont Neuf ''yeni köprü'' anlamına gelse de Paris'in en eski köprüsü . 1578 yılında temeli atılmış ama 1607 yılında IV. Henry zamanında bitirilebilmiş . Köprünün tam ortasında kendilerinin heykelini görebilirsiniz .


Pont Neuf (kuzey bölümü)


Pont Neuf (güney bölümü)


Bu 12 kemerli , 275 metrelik köprü adanın batısında küçük bir parçayı kopartıyor ve Paris'te benim oturup dinlenmekten en çok hoşlandığım yeri , Square du Vert-Galant'ı oluşturuyor . Çevremden kim Paris'e gitse heykelin yanındaki merdivenlerden buraya inmesini ve oradaki banklardan birine oturup ağaçların altında en sevdiği şeyi yaparak -uyuklayarak , düşünerek , atıştırarak , belki de sigara içerek- bir süre dinlenmesini öneririm . Burası çok huzurlu bir yer . İlginçtir , adı Kral IV. Henry'nin lakabı olan ''yaşlı çapkın''dan geliyormuş . Bizim için böyle bir durum geçerli değil .


Square du Vert-Galant

Kralımızın heykelinin arkasındaki , aşağıdaki resimde gördüğünüz ikiz evlerin arasındaki sokağa girince adanın yoğunluğu ile zıt , üçgen şeklinde bir park bulacaksınız : Place Dauphine .



Bu parkta Fransızlar petanque oynarlarmış . Biz daha çok güneydeki tatil yörelerimizde görürüz bu oyunu . Boccia olarak biliriz . Ortaya bir küçük top atılır , oynayanlar ellerindeki demir toplar ile en yakınına ulaşmaya çalışırlar . Bu sırada birbirlerinin toplarını da vurup merkezdeki toptan uzaklaştırabilirler . Daha çok yaşlıların oyunu olarak bilinir . Barcelona'da bu oyunu oynayanların ellerinde ucunda mıknatıs olan zincirler görmüştüm , eğilmeden mıknatısı değdirip toplarını yerden alabiliyorlardı . Meydanın resmi elimde yoktu , internetten aldım . Bir Fransızdan , teşekkürler Mösyö Jacques .


Place Dauphin

Şimdi bir blok öteye geçelim adada . Büyük bir tarihi binalar kompleksi ile karşılaşacaksınız burada .



Aralarında bir de Cennete Açılan Kapı / St.  Chapelle var , konuşmuştuk daha önce mutlaka görülmeli diye . 14. yüzyıla kadar Kraliyet Sarayı olarak kullanılan bu binalar günümüzde Adalet Sarayı olarak işlev görüyor . Korkmayın , etrafında birbirlerine saldıranlar , silah atanlar , övünenler , dövünenler yok . Rahatça gezebilirsiniz içini , dışını .


Adalet Sarayı / Solda St. Chapelle Kilisesi

Binaların Seine Nehri'ne kuzeydeki , Seine Nehri'ne bakan kısmı ise Conciergerie . 1301-15 yıllarında saray muhafızlarının evi olarak yapılmış , 14. yüzyılda cezaevine daha doğrusu zindana çevrilmiş , giyotin öncesi son durak .



1914 yılına kadar hapishane olarak kalan bina bugün bir müze ve işkencehaneleri dahil gezilebiliyormuş .


Conciergerie

Paris'i görmeden önce Paris denilince ilk olarak aklıma Eiffel Kulesi geliyordu . Paris'e otobüs ile ilk girişimizde gözlerim hep Eiffel'i aradı işte geldik demek için . Halbuki o sırada Champ Elysees'den geçiyorduk . Paris'i biraz gezip tanıyınca Eiffel Kulesi'nin aslında bir ayrıntı , bir figüran olduğunu hissedeceksiniz . Elbette gidip göreceksiniz , en üst katına tırmanmak için savaş vereceksiniz ama sonrasında bu kuleyi her görüşünüzde küçük bir gülümseme ile başınızı diğer güzelliklere çevireceksiniz .



İşte bu güzelliklerden birisi de adamızda bulunuyor : Notre Dame Katedrali . Önce söyleyeyim , sol yakadan yani güneyden çok daha güzel poz veriyor Notre Dame . Hıristiyan cemaatine ''cennetin güzelliğini uzaklardan bile gösterebilen'' bir gotik katedral .



İkinci binyılın başlarından itibaren Avrupa'da ticaretin canlanması ile kent nüfusu artmış ve doğal olarak para ve güç münzevi manastırlardan kentlere taşınmış . Burada yaşayan insanlar için de büyük kilise ve katedral yapımı bir prestij haline gelivermiş . Daha önceki üslup olan Romanesk'i bir Sicilya yazımızda konuşmuştuk . Zamanla yerini alacak olan Gotik üslup , işte bu topraklarda , Kuzey Fransa'da ortaya çıkmış .



Kilise yapıcılarının amacı büyüyebilmek ve yükselebilmek . İnsan zekası , kilise tavanlarının kapatılması için çapraz kemerleri kullanınca tavanın ağırlığı azalmış ve daha ince ayaklar ve dar kaburgalar ile tavan tonozunun ağırlığı taşınabilir hale gelmiş .



O zaman arada kullanılan taş dolgular gereksizleşmiş . Yerlerini de neler doldurmuş , elbette muhteşem vitraylar ve gülpencereler . Daha fazla yükselebilmek için kemerler sivrildikçe sivrilmiş , vitraylar arasındaki mesafeler iyice daralmış .





Tavanın yanlara doğru yaptığı basıncı azaltmak için de dışarıdan uçan payandalar ile destekler yapılmış . Ve işte en basit anlatımıyla gotik mimarinin özellikleri bu şekilde ortaya çıkmış : Sivri kemerler , kaburga tonozlar , uçan payandalar ve vitraylar .







Katedralin olduğu yerde eskiden 2 ayrı bazilika varmış . Zamanın Paris piskoposu Maurice de Sully , bunların nyıkılarak yerine tek ve büyük bir katedral yapılması fikrini ortaya atmış ve 1163 yılında Papa III. Alexander tarafından temel atılmış .



Batıdaki ana cephede 69 metre yüksekliğinde iki kulesi var . Aslında bunlara gotik mimarinin özelliklerinden sivri külahlar yapılacakmış ama olmamış . Bugün kulelere çıkıp etrafı seyredebilirsiniz -387 merdiveni göze alırsanız- Güneydeki kulede 13 tonluk ağırlığı ile Emmanuel Çanı çanlıyor , tıpkı kendisi gibi isimleri olan diğer arkadaşları gibi . 1396 yılının Nisan ayında Niğbolu'da Yıldırım'ın orduları kibirli Fransızları kılıçtan geçirdiğinde , haber ulaşınca Paris'in tüm çanları ile beraber gün boyunca çalarak fazla mesai yapmış Emmanuel .


Katedralin orgu

İki kulenin arasında türünün en görkemlilerinden sayılan gülpenceresi var . Katedralin kuzey ve güney cephelerinde , transeptin iki ucunda 13. yüzyıldan kalan iki ayrı gülpenceresi daha var . Erken gotik vitrayların ağırlıklı renkleri olan kırmızı ve mavi renkler yoğun kullanılmış .



Romanesk katedrallerdeki batı cephesindeki tek kapı yerine üç kapı görüyoruz artık . Bu kiliseler Meryem'e adandığı için kapılarda Meryem imgesi standart olmuş . Soldaki kapının adı ''Bakire Taçkapısı'' .


Bakire Taçkapısı



Katedralin dış cephesinin dantel gibi işlenmesi 170 yıl almış . Çörtenleri de ayrı bir konu . Meraklısına hatırlatayım ''Fransa ve Çörtenler'' yazısını .







Napoleon'un 1804 yılında taç giydiği - tören uzayınca tacı Papa'nın elinden alıp kendi başına takıvermiş ve imparatorluğunu ilan etmiş- bu katedral birara ölümden dönmüş . İçinde serseriler yaşar hale gelmiş. Victor Hugo'nun , ''ülkenin ruhani kalbi'' olarak gördüğü bu katedrale ilgiyi çekebilmek için Notre Dame'ın Kamburu'nu yazdığı söyleniyor . Ve amacına ulaşan Hugo , katedralin restore edilmesini sağlamış , Quassimodo'ya su veren Esmeralda misali . Mimar Viollet Le Duc , 23 yılda katedrali restore etmiş .



Katedral ülkenin ruhani kalbi deniyor ama katedral önündeki meydanda ayak basabileceğiniz sıfır noktası da ülkenin dini , siyasi ve coğrafi merkezi kabul ediliyor . Ve buranın altı da bir arkeolojik bölge . Bir otopark yapımı sırasında ''çanak-çömlek'' çıkınca Gal ve Roma dönemine ait mahzenleri turistik bir atraksiyona dönüştürüvermiş Fransızlar .


Hotel Dieu (nehirden)

Şimdi ayağınızı sıfır noktasından kaldırıp -biliyorum ayağınızı oraya basarken fotoğrafladınız- başınızı sola çevirin . Gene şatafatlı bir bina göreceksiniz , kapısında Hotel Dieu yazıyor .



Nasıl ki Fransa'da hep en merkezi yerlerde bulunan Hotel de Ville ''zincirinde'' kalamıyorsanız -bunlar belediye saraylarıdır , hükümet konağı da diyebilirsiniz- Hotel Dieu'de kalmanızı da ben tavsiye etmem , çünkü adı Tanrı'nın Evi anlamına gelen bu bina Paris'in en eski hastanesi .



651 yılında Aziz Landry tarafından kurulmuş . O dönemlerde olabileceği kadar tıbbi bakımın yanısıra yoksullara yemek ve barınacak yer olanağı da sağlamış . 1580 yılında 3500 hasta kapasitesi varmış . Bina 1772 yılında büyük oranda yanmış . Mevcut görünümü 1877 yılından kalma . Daha önce de ''Eski bir tren garının anlattıkları'' yazısında konuşmuştuk bu Fransızların kafası hiç çalışmıyor diye . Sen gel , bu kadar kıymetli bir araziye hastane yap ve 21. yüzyılda bile çalıştır . Burada bir AVM hayal edebiliyormusunuz , modanın başkentinde , merkezin merkezinde . Bu hastane özellikle Paris'teki acil durumlar için hizmet veriyormuş . Ayrıca Diabet ve Hormon Bilimi üzerine uzmanlaşmış .


Dupuytren Heykeli

Hastanenin kapısından girmenizi öneririm çünkü içeride ilginç bir şeyle karşılaşacaksınız : Kendingezde ilk defa ; karşınızda hastanenin ünlü hocalarından Dupuytren'in heykeli . Bu bir şirin mi ? Evet bu sene şirin , ama Fredy Kruger , Ninja kaplumbağa , Joker , Batman de olmuş . Heykelin orijinal halini internetten bulabilirsiniz , her dönem sonunda öğrenciler bu eski hocalarını değişik bir karaktere büründürüyorlarmış . Hoşgörülü yeni hocalar da buna ses çıkarmıyorlar . Sadece heykeli yapan kişinin varislerinden biri bu işten pek memnun değilmiş diye okudum .



Yorulduysanız katedralin doğu ucuna geçin . Hem uçan payandaları daha iyi görürsünüz , hem de 23. Jean Meydanı denilen parkta biraz oturup havuzun karşısında soluklanırsınız . Bu parkın da yürüyüş yolları tüm Paris parklarında olduğu gibi toprak . Nasıl olduğunu bilemiyorum ama sıkıştırılmış gibi , yağmurda bile çamur olmuyor , ayağınıza yapışmıyor . Bizim nadir kalan parklarımızdaki beton dökülerek yapılmış yürüyüş yolları geliyor aklıma . Ne çok seviyoruz betonu , tuğlayı , asfaltı ; hafriyat cenneti ülkemizde . Harika bir miras çocuklar için .

Bugün gazetede okudum , son yerel seçimlerde Kadıköy'den aday olup kazanamayan bir ''ünlü'' mimarımız konuşuyor -seçimler yaklaşırken biryerlere mesaj yolluyor herhalde - ''ağaçlardan Ayasofya , Sultanahmet Camisi görünmüyor'' diye ve ekliyor ''Paris'te Louvre Müzesinde , tarihi yapıların etrafında ağaç gördünüzmü hiç manzarayı kapatan'' diye . Cevap veriyorum , evet gördüm . Ve hiçbir ağaç arkasındaki taştan daha değersiz değildir . Ayrıca buradan ihbar ediyorum , Topkapı Sarayında da haremin görüntüsünü kapatan 600 yıllık bir çınar var , derhal boynu vurula . Ayrıca geçen gün kafama kozalaklarından birini bırakan mahallemizdeki çam ağacına ve o sırada gülen arkadaşlarına da haddi bildirile . Yolda yürürken önümden geçen karakedi hakkında da suç duyurusunda bulunuyorum . Resimlere bir daha bakın arkadaşlar , bin yıllık katedrale yaslanan ,''görüntüsünü bozan'' , tarihin en ünlü gülpenceresinin önünü kapatmak üzere olan ağaçlara , etrafındaki yeşilliğin yoğunluğuna bakın . Ve ekliyorum , herşey yeşille güzeldir diye . Korkmayın diyorum yeşilden , ağaçtan . Ama korkun onlara zarar verirseniz , inanıyorsanız eğer iki dalları yakanızda olacak gitmeyi umduğunuz yerlerde .

Yazının son cümlesinde de beni tarif ediyor mimarımız , bazı kişiler kolaycı bir yolu seçip beni doğa sevgisi yok diye suçlayacaklar diyor . Eleştiriyi önceden önlemek için çok basit bir yöntem ama moda bu , budamak ile kesmek arasındaki fark gibi . Ama son söze ne demeli : ''Ağacı , doğayı severim ama İstanbul gibi bir şehrin içinde değil ? '' Eyvallah hocam , bundan sonra direktifleriniz doğrultusunda ağaç görmek için ormana gideriz , kaldıysa tabii . Size başarılar diliyor , bir yazıda o güzelim tarihin o güzelim ağaçlarla buluştuğu fotoğraflarda görüşmek üzere diyorum . Bakın , bakmasını bilene ikisi birden ne güzel görünür . Seçimlerden önce de gidip çekeyim bari , sandık bu belli olmaz .



Dinlendiniz mi biraz , haydi o zaman Pont St. Louis'den diğer adaya geçin ve sakin sokaklarında yürüyün , insanların oturduğu binalara bakın , kafelerde birşeyler içmeyi de ihmal etmeyin . Adanın ucuna kadar da gidiverin geçmişken .



Bu kadar gezdikten sonra akşam ne mi yapabiliriz . St. Michel'in hemen yanındasınız arkadaşlar , şu nehrin kenarına bir bakın .



Sağlıcakla kalın dostlar ... Ve ağaçsız kalmayın...



















 

 

Yazı ile İlgili Yorumlar

- NEŞE 01-09-2013 23:39:28

Sevgili Doktor,önce şu meşhur mimar dan başlayalım,kendilerini çoook iyi tanırım,yaşlandıkça saçmalamaya ve acayip işler yapmaya başladı,iktidar partisinin Kadıköy belediye başkan adayı oldu,seçilemeyince de böyle oldu,ne diyeyim bilmem ki...Paris in en ünlü adasını ve buradaki eserleri topluca ne kadar güzel anlattınız,hoşgörülü hocaya ve heykeline şapka çıkarttım.Hatırladığım kadarı ile buradaki metro istasyonu,Paris in en derin istasyonlarından,nehir altında olduğu için ,in in bitmez..Notre Dame ın anıları ile akşamı bitirmek şahane oldu,çok yaşa Doktor..
- REDGREEN 02-09-2013 15:26:32

Elinize sağlık.Ben notre dam a bakarken ayağımın altındaki (0) noktasını görememişim.Sayenizde farkına vardım.teşekkürler.
- arkutbay 07-09-2013 09:34:44

Neşe Hocam , sevgili redgreen ; güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim .
- gezmen 23-09-2013 15:07:57

Hocam, elinize sağlık. Yazılarınızı okumaktan büyük keyif alıyorum. Bu aralar siteden uzak kaldım. Okunacak çok yazı birikmiş.
- NEVRAOZ 25-09-2013 23:24:52

Hocam, ısrarlarınız sayesinde ben de Square du Vert-Galant'ın ucundaki banklardan birine oturup yorgunluk sigarası tüttürmüştüm. Çok huzurlu bir 10 dakika idi. Herhalde ömrümce hatırlarım. Teşekkürler...
Yurtiçi ve Yurtdışı uçak biletlerinizi www.biletbayisi.com dan alın, THY, Pegasus, Atlasjet havayollarından daha ucuza uçak bileti satın alın!
Haberler
Etkinlikler
Foto Analiz