» Kendingez » Forum » GEZMEK İÇİN GEREKLİ BİLGİLER » Siz Mardin'i Nasıl Bilirsiniz?

Siz Mardin'i Nasıl Bilirsiniz?


Günlerdir içim acıyor... Mardin'de yaşananları okuyamıyorum, dinleyemiyorum, bakamıyorum. Beynimin bir köşesi bunu reddediyor sanki. Hani terör olayı olsa rahat edeceğim gibi geliyor bazen... Utanıyorum...

Ben sekiz kuşak İstanbulluyum ama bazı şehirler benim şehrimmiş gibi gelir ya bazen insana... Mardin de benim şehirlerimden biridir işte.

Ama benim Mardin'im Mezopotamya'nın tacıdır;

Benim Mardin'im neredeyse MÖ 4500'lerden beri yaşar;

Benim Mardin'imde tarih boyunca güneşe tapanlardan günümüze bir din olgusu sıcacıktır;

Benim Mardin'imde bugün de Süryaniler, Yezidiler, Şemsler, Ermeniler, Keldaniler ve Müslümanlar içiçe yer, içer, yaşarlar;

Benim Mardin'imde, düğünler, cenazeler, törenler, kahkahalar, gözyaşları ortaktır;

Benim Mardin'im Kurtuluş Savaşı'nda tek yürek olup kan dökmeden işgal altından kurtulmuştur;

Benim Mardin'imde Zinciriye Medresesi'nden Mezopotamya'ya doğru bakınca çıldırtıcı güzellikte bir güneş batar;

Benim Mardin'imde Kasımiye Medresesi aynı günbatımında sizi başka dünyalara götürür, geri dönmekte zorlanırsınız;

Benim Mardin'imde Kızıltepe Ulucami'inde nişin içindeki kandil motifi yüreğinize kazınır, bir daha da silemezsiniz;

Benim Mardin'imde insan emeğinin taşı nasıl şekillendirdiğine tanık olursunuz;

Benim Mardin'imde kanaviçe zarafetinde tel işlenir, ziynet olup boyunları, kolları, kulakları süsler;

Benim Mardin'imde kavrulmuş nohut kokusu, bakır döven tokmakların sesi duyulur;

Benim Mardin'im Süzi'nin, Nami'nin, Murathan Mungan'ın Mardin'idir.

Böyle kalsın isterim...







abayvas
07-05-2009
Siz Mardin'i Nasıl Bilirsiniz?

Günlerdir içim acıyor... Mardin'de yaşananları okuyamıyorum, dinleyemiyorum, bakamıyorum. Beynimin bir köşesi bunu reddediyor sanki. Hani terör olayı olsa rahat edeceğim gibi geliyor bazen... Utanıyorum...

Ben sekiz kuşak İstanbulluyum ama bazı şehirler benim şehrimmiş gibi gelir ya bazen insana... Mardin de benim şehirlerimden biridir işte.

Ama benim Mardin'im Mezopotamya'nın tacıdır;

Benim Mardin'im neredeyse MÖ 4500'lerden beri yaşar;

Benim Mardin'imde tarih boyunca güneşe tapanlardan günümüze bir din olgusu sıcacıktır;

Benim Mardin'imde bugün de Süryaniler, Yezidiler, Şemsler, Ermeniler, Keldaniler ve Müslümanlar içiçe yer, içer, yaşarlar;

Benim Mardin'imde, düğünler, cenazeler, törenler, kahkahalar, gözyaşları ortaktır;

Benim Mardin'im Kurtuluş Savaşı'nda tek yürek olup kan dökmeden işgal altından kurtulmuştur;

Benim Mardin'imde Zinciriye Medresesi'nden Mezopotamya'ya doğru bakınca çıldırtıcı güzellikte bir güneş batar;

Benim Mardin'imde Kasımiye Medresesi aynı günbatımında sizi başka dünyalara götürür, geri dönmekte zorlanırsınız;

Benim Mardin'imde Kızıltepe Ulucami'inde nişin içindeki kandil motifi yüreğinize kazınır, bir daha da silemezsiniz;

Benim Mardin'imde insan emeğinin taşı nasıl şekillendirdiğine tanık olursunuz;

Benim Mardin'imde kanaviçe zarafetinde tel işlenir, ziynet olup boyunları, kolları, kulakları süsler;

Benim Mardin'imde kavrulmuş nohut kokusu, bakır döven tokmakların sesi duyulur;

Benim Mardin'im Süzi'nin, Nami'nin, Murathan Mungan'ın Mardin'idir.

Böyle kalsın isterim...







EYLÜLADA
07-05-2009
En samimi duygularımla ben de.
maliho
07-05-2009

İzninizle yazınızı 2 Mardin'li dostuma göndermek istiyorum.

ayşegül-
07-05-2009
Dün bir gazete olayı ifade etmek için "TÖRERİZM"  diye manşet atmıştı. Beterin beteri derler ya öyle bir şey işte...
abayvas
07-05-2009
Yazımı Mardinli arkadaşlarınıza tabii ki gönderebilirsiniz. Çok sevinirim, teşekkürler...
everest
07-05-2009

Mardin katliamının nedeni konusundaki belirsizlik sürüyor, ama Hürriyet’te Saygı Öztürk’ün haberine bakılırsa katliamın kökeninde “kız meselesi” var.
Habere göre baskının elebaşı, sorgusunda katliamın nedenini şöyle açıklamış:
“O kızı gelin istedik. Onlar kanlımıza verdiler.”

Üzerine söylenecek çok şey var:
Cehalet, töre, gelenek, erkek kültürü, kan davası, korucu sistemi, silahlanma, toprak reformu, nüfus planlaması...
Sayısız melanet bir araya toplaşıp bu trajik sonucu hazırlamışa benziyor.
Hepsini uzun süredir tartışıyoruz; daha da yıllarca tartışacağa benziyoruz. Ama hiçbiri konusunda ciddi bir şey yapmadığımız da ortada...
Bu başlıklar içinde bir tanesinin giderek özel önem taşımaya başladığını düşünüyorum:
“Kız meselesi...”
Liselerde “kız yüzünden” çıkan kavgalardan farklı bir şeyden söz ediyorum.
“Kadın sorunu”, kronik bir çatışma alanı gibi görünse de son yıllarda bu çatışmanın hepten azgınlaştığı gözleniyor.
Bunun nedeni, özellikle son kuşakta, kadınların özgürlük talebinin hepten yükselmesi...
Geleneksel yapıların çökmesi, göç, dışa açılma, eğitim imkânlarının artması, evin ek gelir ihtiyacı ve özellikle de televizyonun “başka hayatlar”ı her evin oturma odasına sokması, kadının asırlık esaret zincirinin parçalamasına yol açtı.
Erkeğin yüzyıllardır oturduğu egemenlik tahtı sallandı.
Erkek, hem küçük yaşta alıp sattığı bir “meta”dan oldu; hem toplumsal koşulların söktüğü tırnaklarıyla, atalarından devraldığı hegemonyasını kaybetti.
“Hayır” diyebilen, tercih kullanabilen, okumak, çalışmak, istediği adamla yaşamak isteyen, olmadığında evden kaçan, canına kıyan ya da dağa çıkan bir kadınla karşılaştı.
Erkek dünyası bunu hazmetmeye hazır değil.
Kadın temalı cinayetlerin artmasının da, o cinayetlere katılanların bunca vahşileşebilmesinin de altında bu hazımsızlığın yattığını düşünüyorum.
Son zamanlardan birkaç örnek verirsek:
Başı kesilerek öldürülen Münevver cinayetinde de, Ergenekon soruşturmasının taşradaki kızların okuması mücadelesini veren örgütlenmelere uzanmasında da, Güneydoğu’da okula gönderilmeyen kızın intiharında da, nihayet Mardin katliamında da ben, “kızların dizginlenme ihtiyacı”nın, temel etken olduğuna inanıyorum.
Tarif ettiğim anlamda bu, aslında bir “erkek sorunu”dur.

Ne olursa olsun; tarihsel süreç kaçınılmaz bir şekilde işliyor.
Kadının özgürleşme talebini durdurmak mümkün değil.
Lakin geçiş sürecinde erkek tutuculuğunun direnişi giderek vahşileşen bir şekilde sürecektir.
Neyse ki, yenilgiye mahkûm bir direniş bu...
Bize çok çektirecek, çok kan dökecek, ama sonunda mecburen boyun eğecek bir mukavemet...
Bu direniş bitip de erkek, “töre” dediği savaş baltasını toprağa gömdüğünde, harp alanında yen içinde kalmış milyonlarca kırık kol bulacağız;
Yol kenarında kurşunlanmış genç kız bedenleri...
Yatak odalarında saklanmış aile içi tecavüz sırları...
Başlık paraları... Namus cinayetleri... Kuma düzeni...
Kanlı bir hükümranlığın berbat anıları olarak, tarihin çöplüğünü boylayacaklar.

CAN DÜNDAR'ın konuyla ilgili güzel bir yazısı...Bence başarılı bir analiz olmuş...Paylaşmak için tam yeri diye düşündüm... Mikro düzeyde bakarsak sadece Mardin değil tüm doğu sınırındaki iller,ilçeler,mecraalar ya da Anadolu'nun her yerindeki köyler için geçerlidir bu yazı...Kasabalar, ilçeler, iller için geçerlidir...Daha makro düzeyde bakarsak olaya, Avrupa'dan, Balkanlar'dan bakarsak tüm Türkiye için geçerlidir bu yazı...

moyiss
07-05-2009

Ayşe Hanım öncelikle size teşekkür etmemiz gerekiyor ki gündemimizde böylesine önemli bir konuyu foruma da taşıdığınız için. Ve sevgili everest öyle güzel bir alıntı olmuş ki Can Dündar'ın yazısı ne yazık ki haklısın. Ataerkil bir toplumdan gelmekteyiz; insanların haksızlığa karşı sesini yükseltmesinin suç olarak görüldüğü günümüzde hele de kadınlar için hakkını aramak lüks görünse de artık bir şeylerin değişmekte olduğunu farketmek zorundayız.Onlar ister kendini hazır hissetsin isterlerse hala daha gerici kafalarıyla hegomanyalarını sürdürmeye çalışsınlar sadece sözde değil hayatın her alanında kadın da saygı görmesi gereken ve hakkını savunmakta özgür bir bireydir. Benzer bir durum olan işsizliğin artma konusunu da ekleyebiliriz... Hatırlarsınız ki kadınların da artık sorumluluklarının bilincine ulaşıp iş arama haklarını en doğal şekilde kullanmaya başlamaları gösterilmişti bu sorunun kaynağı olarak gösterilmişti. Çünkü nedense bilinçlenmekten korkan bir toplumumuz var. Ne kadar kabuslar karabasanlar da görse uyanmaktan korkan uykucu bir toplumda yaşıyoruz çünkü. Saygılar.

everest
08-05-2009
Teşekkürler moyiss... Bu söylediklerimizin sadece sözde kalmaması gerekiyor aslında...İcraat ve eylemlilik de lazım... Bakalım...
abayvas
08-05-2009
Şahane paylaşımlar oldu, herkese çok teşekkürler... Pekçoğuna katılıyorum. Ancak batıdan bakınca doğu tüm çıplaklığıyla görünmüyor aslında. Batıdaki eğitimli ya da eğitimsiz bir kadının kimliği ve ihtiyaçları da, batıdaki eğitimli ya da eğitimsiz doğulu bir kadının kimliği ve ihtiyaçları da, bunun tam tersi de birbirinden çok farklı. Ben doğuda da güneydoğuda da gezdim, köylerde de kentlerde de çeşitli konukluklar yaşadım, sayısız kadınla konuştum ya da birlikte sustum. Anlıyorum, hak da veriyorum ama emin olun kabul etmiyorum. Kabul etmiyorum çünkü ben insana herhangi bir cinsiyet ayrımı olmaksızın önce insan olarak bakılması gerektiğine inanıyorum. Gelgelelim bu ülkede batılı da olsan, eğitimli de olsan kadın olmanın ne kadar güç olduğunu bizzat biliyorum. Bu ülkenin ne kadar çok şeye ihtiyacı olduğunu hepimiz biliyoruz, güçsüz olmanın ne olduğunu da... Bu satırlara, bu güzel paylaşımlara siyaset sokmak istemiyorum, en azından yazdığım yazıya ters düşerim o zaman. Sadece şunu söylemek istiyorum. Doğulu bir kadının ne yaşadığını, ne hissettiğini gerçekten anlamak istiyorsanız.... gidin... Urfa'ya gidin, Ağrı'ya gidin, Mardin'e gidin, köylere gidin, kapıları çalın, ve onlara konuk olun. Çaylarını için, bazlamalarını paylaşın, çocukların burnunu silin, kış günü derede çamaşır yıkayın ya da sadece yıkayışlarını seyredin. Ben yaptım... Bir gün anlatırım belki size de...