Kendingez » Ülkeler » Türkiye » Sivas » Uçsuz bucaksız Anadolu - 4.Bölüm (5000km) Kangal Balıklı Kaplıca /Karasar Geçidi / Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası
5224
Gezdiği Yerler:Almanya , Avusturya , Bosna-Hersek , Belçika , Bulgaristan , Birleşik Arap Emirlikleri Dubai, Estonya , Çek Cumhuriyeti , Fransa , Finlandiya, Fas , Hollanda, Hindistan, Hırvatistan, İspanya , İsviçre, İtalya , Karadağ , Kanada, Kamboçya , Kosova , Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Lüksemburg, Makedonya, Monako, Macaristan, Mısır, Nepal , San Marino , Slovenya , Slovakya, Sırbistan , Suriye , Polonya , Portekiz, Tayland , Türkiye , Ürdün, Vatikan, Yunanistan
Bu Yazının Gösterilme Sayısı : 0
Bu Yazıya Verilen Toplam Puan : 0

Uçsuz bucaksız Anadolu - 4.Bölüm (5000km) Kangal Balıklı Kaplıca /Karasar Geçidi / Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası

Kategorisi: Alışveriş
|
Gezi Tarihi: 00-00-0000
|
Yazı Tarihi: 27-11-2018

12 Temmuz sabahı Sivas'tan yeni yerler görmek heyecanıyla yollara düştük yeniden. Tüm Dünyada ünlü bir cins olan Kangal köpeklerinin bulunduğu Kangal ilçesi ilk durağımız.Ortada bir Kangal köpeği heykeline şaşırmadık doğal olarak.Ayrıca merkezde bulunan Atatürk heykeli ilgimi çekti.Küçük ,sevimli bir yer. Esas hedef buraya 13km uzaklıktaki Kangal Kaplıcaları'na gitmek.

Halkın "Doktor balıklar "dediği balıkların bulunduğu kaplıcalar. Kaynağın başta sedef hastalığı olmak üzere birçok hastalığa iyi geldiği söyleniyor. 37 derece sıcaklıkta yaşayan ve akan suda bulunan balıklar ölü derileri yiyerek cildin su ile temasını sağlıyorlar.1917 yılına kadar buraları sazlıkmış ve şahıslar tarafından mesire yeri olarak işletiliyormuş.Seksenli yıllardan beri Ünsallar A.Ş tarafından işletilmeye başlanmış ve halen devam ediyor. Suya ayaklarımızı sokuyoruz. Kendimizi hiç bu kadar rahat hissetmemiştik.Sanki ayaklarımız yok.Kuşlar gibi hafifledik. Güzel bir otel  ve yeşillikler içinde bir kafe.

Otelin girişinde birçok güzellik ürünü satılıyor. Vaktimiz bol olabilseydi çok daha fazla kalabilirdik.Tesis yeterince modern değil ama beklediğimizden çok daha iyi. Havuzlara girmedik. Oldukça kalabalık.Kaplıcaya giriş ucuz. Suyun içine sandalyeler koymuşlar. Oturup ayağınızı soktuğunuzda balıklar hemen etrafını sarıyor.Asya ülkelerinde cam havuzların içinde bulunanlar kadar küçük değilller. Tuhaf bir his .İnsan bir süre sonra alışıyor.

Artık Divriği bizi bekler. Geçtiğimiz yollarda doğa o kadar güzel hava o kadar temiz ki...Özlemişiz bu temizliği.Sarının tonları mavinin tonlarıyla birleşmiş.Rakım 1950. Yükseklerdeyiz. Karasar Geçidi'nden geçiyoruz. Görmeye alışık olmadığımız yeryüzü şekilleri. Sivas Divriği arası çok yakın değil.174km.'yi göze almak gerek.

Divriği'nin tarihi Roma devrine kadar dayanıyor.Yöre Hititlerin zamanından beri yerleşim yeri.IX.yüzyılda Bizans hakimiyetine geçen bu yere Türklerin yerleşmesi Malazgirt Zaferinden sonra olmuş.1516 yılında ise tamamen Osmanlı hakimiyetine geçmiş.Kalesi erken zamanlara dayanıyor .Birçok medeniyete şahitlik etmiş. Halk önceleri bu kalenin içine yerleşmiş.Daha sonra kale dışında yerleşim başlamış.1228 yılında Divriği Ulu Camiinin yapımı ile halk kale dışında oturmaya başlamış.Ulu Camii Anadolu Selçuklu Döneminde Süleyman Şah'ın oğlu Ahmet Şah tarafından,Darüşşifa ise eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmış.Eser 1985 yılında UNESCO Dünya Mirasları listesinde girmiş.

Divriği'ye girdikten sonra eski şehire doğru tırmanıyoruz.Vakit öğle oldu. Karnımızı doyurmak için Divriği Konak adlı restorana giriyoruz. Sahibi güler yüzlü bizimle hemen sohbete başlıyor.Kızı İzmir'de okumuş. Öğretmen olmuş.Otel sorunca bizi bir tanıdığının oteline yönlendiriyor. Ulu Camii ziyaretinden sonra gideceğiz.Nefis bir ayran eşliğinde kebap yiyoruz.Anadolu'nun etleri bir başka leziz.Son yıllarda buralara eskisi gibi çok sayıda turistin gelmediğinden söz ediyor. Sonra da "Belki Ulu Camiinin restorasyonu biterse gelirler" diyor.Ne kadar üzücü.Halbuki burası o kadar güzel bir yer ki...

Artık beklediğimiz an geldi Divriği Ulu Camii'yi görebilme çabası başlıyor.Camii tepede .Atina'nın Akrapol'ü misali.Etrafı metal levhalarla çevrili.Kapı da kapalı. Bizim gibi bu eseri görmeye gelen bir İngiliz çift ve yöreden bir aile ümitsizce bekliyor.Belki kapı açılır diye. Daha önce de söz ettiğim gibi ben hiç umudumu yitirmedim.Ve beklenen an geliyor.Kapıyı aralayan bir  mimar ,çok kısa bir süre de olsa onun eşliğinde gezmemize izin veriyor.İnanamıyorum.Bu kadar mı güzel bu kadar mı görkem olur.Eserde kapıların zerafetini anlatmak için kelimeler yetersiz.

Cennet Kapısı içlerinde en şatafatlı olanı.Üzerindeki tüm motifler cenneti temsil ediyor.Kapıların tek bir adı yok.Zamanla takılan birçok adları var. Tekstil Kapı 'da ince taş işlemeciliği mükemmel.Bir kilim ya da seccadeyi anımsatıyor ve dantel örnekleri var. Anadolu'da yaygın olan çift başlı kartal figürü kullanılmış. Kapıların diğer bir özelliği de üzerlerindeki figürlerin çoğunun tekrarının olmaması. Herbir figür bir başka şeyi temsil ediyor.

 

Şah Kapısı en sade olan kapı ve klasik Selçuklu motifleriyle süslenmiş.Darüşşifa'nın Taç Kapısı yıldız ve hilaller ile işlenmiş.Ne yazık ki içeriyi gezemedik. Restorasyon yapıldığı için tehlikeliymiş.Aslında bu çalışma gerçekten gerekiyormuş.Eser zaman içinde çok yıpranmış.Anlatılanlara göre eserin çevresine bir yürüme bandı konacakmış.Böylece onu korumayı planlıyorlarmış.Yenilenme çalışmaları bittikten sonra  burayı bir kez daha ziyaret etmeyi planlayarak ayrıldık. Güzelliği karşısında büyülendiğimiz yapının bizde bıraktığı huzur ile tekrar eski evlerin bulunduğu merkeze döndük. Bir kafe dikkatimizi çekti.İçeri de buyur edince pek hoşumuza gitti.Kaman'ın Yeri. Yöresel eşyaların bulunduğu bir yer. Duvalarda fotoğraflar,kilimler,eski eşyalar.Çok keyifli bir yer. Sahibi Divriğili Kaman Bey çok candan ve aydın bir kişi Demli bir çay eşliğinde sohbet başlıyor. O sırada Divriği'nin yaşlılarından bir kişi kahveye geliyor. Divriğili Araştırmacı-Yazar  Ruhan Özaygün..Eser konusunda bir kitap yazmış.Ama çok az bastırabildiği için elinde kalmamış.Buna üzüldüm.Ondan dinlediklerimize bakılırsa hemen alabilirdik.Bizim meraklı sorularımız karşısında başlıyor anlatmaya.

XVII.yüzyılda yaşamış olan Türk ve Dünya tarihinin büyük gezgini Osmanlı toprakları dolaşarak yazılarını topladığıSeyahatname adlı eserinin 3.cildinde bu bölgeyi anlatıyormuş.Orta Asya ve Dünyanın her yerinden gelen bilim adamları Divriği kalesine yerleşmiş. O zamanlar burada 300 hane varmış. Yani  karı koca olarak düşünürsek burada 600 kişi burada yaşamaya başlamış.Sanat ve bilim ile uğraşıyorlarmış. O zamanlar sanat babadan oğula geçermiş ve babanın oğluna "Usta "diyebilmesi için kendinden daha ileri bir düzeye gelmesi gerekirmiş. Böylece sanat nesilden nesile aktarılıyormuş.Bilim insanları Kuran'da adı geçen 27 ilim ile uğraşırlarmış.Bu camii yapan Ahmed Şah ve hanımı da bilim insanlarıymış.Burayı yapabilmek için 2 yıl hazırlık yapmışlar. Bu süre içinde her gün güneşin doğuşundan batışına kadar olan zamanı incelemişler. Güneşin batışında kapılarda oluşan insan siluetleri tam bir hesap işiymiş ve bu inceleme süresinde bilgiler edinilmiş.

1226 yılında başlayan çalışmaların sonunda 1228 yılında temelin atılmasıyla eserin yapımına başlanılmış. Hazırlığıyla birlikte  tamamlanması 15 yıl sürmüş.Ruhan Hoca bu deneyi bir yıl boyunca kendi bahçesinde yaparak gölgeleri takip etmiş.Onların ne kadar iyi bir gözlemci olduklarına bizzat şahit olmuş. Konuşmasına şöyle devam ediyor;"Kainatı yaratan Allah'tır ve o bütün mahlukatı insanların hizmetine sunmuştur.Tüm canlıların içinde en zalim olan insandır.Bu nedenle doğru yolu gösterebilmek için Allah kitapları yollamıştır. Onun için bir insanın diğerinden farkı yoktur. İnancı ne olursa olsun.İşte bu eser yapılırken üç temel öge buradan hareketle işlenmiştir ;"İnsan,kainat ve Kuran"."Yapımda tamamen matematiksel hesaplar kullanılmış.Örneğin Kuran'daki ayet sayısı Pi sayısına bölündüğünde Camii ve Darüşşifanın alanı çıkıyormuş.

 

Yazı ile İlgili Yorumlar

Yurtiçi ve Yurtdışı uçak biletlerinizi www.biletbayisi.com dan alın, THY, Pegasus, Atlasjet havayollarından daha ucuza uçak bileti satın alın!
Haberler
Etkinlikler
Foto Analiz