Kendingez » Ülkeler » Bulgaristan » Varna » VARNA DA SONBAHAR
17316
Gezdiği Yerler:USA, ingiltere, norveç, isveç, danimarka, almanya, fransa, belçika, hollanda, polonya, rusya, macaristan, çek cum.italya, isviçre, malta, ispanya, portekiz, yunanistan, bulgaristan, romanya, fas, ırak, tayland, singapur, hırvatistan, bosna-hersek, andorra, lüksemburg,
Bu Yazının Gösterilme Sayısı : 862
Bu Yazıya Verilen Toplam Puan : 22

VARNA DA SONBAHAR

Kategorisi: Genel
|
Gezi Tarihi: 20-10-2014
|
Yazı Tarihi: 15-11-2014



                              

                    VARNA DA SONBAHAR

 

 Geçen sonbahar canım arkadaşım N.. nin Kırklarelinin bir köyündeki hafta sonu evine gittiğimde sıkı bir araştırma yapmış,”buradan Bulgaristan a kendimizi atsak,yiyip-içip bir güzel gezsek “ demiştik..Bir yıl boyunca araştırdık,okuduk,sanki aylar sürecek keşif gezisine çıkacağız,öylesine önem verdik ..

    Rezervasyon zamanı geldiğinde dört eski arkadaş toplanmış,para hesapları yapılmıştı…Plan hazır,2 gece Kırklarelinde evde kalacağız ve sonra “Ver elini Varna”.Kırklarelinde kalmakla yolu yarıyarıya da kısaltmış olacağız,cepte götüreceğimiz leva ları da Kırklarelinden alıp,Bulgaristan ın “kandırıkçı” döviz bürolarından kurtulacağız.

     Hava ılık ve güneşli,sonbaharın en güzel günlerini yaşıyoruz,Kırklareli nin yerel otobüs firması “Nişikli”İstanbul Esenler otogarından kalkıyor ve öğlen 13.00 civarı Kırklarelinde oluyor.Bilet fiyatı çok makul,İstanbul dan veya Kırklarelinden biniş farketmiyor,tek yön gidiş 75.tl..Otobüsümüzün ön bölümünde aşağı yukarı bizim yaşımızda kabarık saçlı 10-15 hanım oturuyor,”bunlar kimdir?” diye merak ederken sonradan öğreniyoruz ki,hanımlar Varna ya kumar oynamaya gidiyor,üstelik te aynı otelde kalacağız,Kömünist devirde,1970 lerde yapılan 15 katlı ,en altta şehrin en büyük kumarhanesini barındıran “İnterhotel Cherno More”..Türkçe adıyla “Karadeniz”..

      Dereköy sınır kapısı yarım saat mesafede,hepimiz iniyor ve tek tek pasaportlarımızı damgalattırıyoruz,Bulgar polisi ise bizi indirmeden pasaportları toplayıp götürüyor ve birer damga basıp geri getiriyor.Dereköy den sonra virajlı ve dar bir yolla,minik köyler ve rengarenk ormanlar arasından Burgas a doğru alçalıyoruz.Kahverengi,turuncuya,turuncu sarıya dönüşüyor,arada hardal renkli yapraklar el sallıyor,koyu yeşil çamlar  sivri tepeleri ile “biz de buradayız..” diyor..

   Burgas ilginç lagün göllerinin ortasına kurulmuş..Bu göllerin bazılarından tuz elde ediliyor,bazılarında ise kara renkli volkan çamurları ile tedavi merkezleri var..Tüm çevre koruma altında ,yaban hayatı titizlikle kontrol ediliyormuş.Büyük liman vinçlerini görüyoruz,küçük şehirde hemen Gar binasını geçerek,ana cadde üzerinde Nişikli şirketinin bir baraka görünümündeki ofisinde duruyor otobüsümüz.İnenlerin yerine yeni yolcular biniyor,otobüs Varna dan sonra Silistre ye devam edecek…Eski İmparatorluk topraklarına,Tuna boylarına  gidiyor genci yaşlısı soydaşlarımız..Oradan ayrılmamışlar,İstanbul daki akrabaya ,eşe dosta yapılan ziyaretlerden dönüşte anılarını da yüklenmişler dönüyorlar güzel kasabalarına ,köylerine..

   Burgas dan çıkışta Karadenizin yazlık “resort” ları da başlıyor.Önce Pomorie,sonra Nesebar ve ardından Slanchev Bryag.Nesebar Unesco korumasında bir güzellik olduğu için eski kentin üzerinde yer aldığı minik yarımadada yapılaşma yasağı var ama diğer iki yazlık kasaba bizimkilerden de berbat durumda,denizi görmenize imkan bırakmayan yüzlerce metre uzunluğundaki beton blok oteller,altın yaldızlı kapıları,çirkin kule ve kubbeleri ile Rus turistleri bekliyor..Dedikodulara göre AB nin verdiği krediler Milletvekilleri arasında pay edilmiş ve milletin vekilleri bu ucube otellere böyle sahip olmuşlar…Hiç şaşırmadık,biz bu filmi gördük…

      Slanchev Bryag dan sonra müthiş virajlara tırmanıyoruz,neyse ki milletvekilleri ormanlara el atmamışlar,kumsallarda kalmışlar,bu güzelim ormanların rengi akşamın kızıllığı ile de birleşince  yolun nasıl geçtiğini anlamıyoruz.

    Önceden yaptığım plana göre otobüsümüzün bizi bırakacağı Varna Avtogara dan bir taksi ile otele gelecektik,ama otobüsümüzün önündeki hanımların “tur lideri” onları otelde bekleyecekmiş,işte bu iş bize yaradı tabii,koca otobüs Cherno More otelin önünde durdu,böylece zahmetsizce otelimize geldik.
     

      www.booking.com dan geceliği iki kişi ,kahvaltı dahil 37 euro ya yaptım rezervasyonu.Cherno More otel ,şehrin en güzel yeri,yaya caddesi Slivnitza nın tam başında.Komünizmin büyüklük hastalığından nasibini almış,15 katlı,eski dekorasyonlu,resepsiyonun büyüklüğü bir havaalanı bekleme salonu havasında,kahvaltı katı en tepedeki teras,(kapalı teras) müthiş bir manzara eşliğinde kahvaltı ediyorsunuz..Yorumlarda bazı Türk yolcular kahvaltıyı beğenmemişler ama bence çok güzeldi,2 çeşit domuz salam,2 çeşit tavuk salam,4 çeşit peynir,reçeller,meyva ve komposto,çeşitli minik çörekler hiç fena değildi.Bizim millet demleme çay bulamayınca herşeyi hepten olumsuz buluyor..Odalarımız hergün temizlendi,4 gecede bir kez yataklar değişti…37 euroya daha ne olsun..
        

        

        
                 ODAMIZDAN VARNA


     Varna da 4 gece,3 tam gün kalacağız,2 gün şehir,bir gün de Romanya sınırındaki şirin Balchık kasabasına gideceğiz.

     Otelimizin tam karşısında Bulgaristan ın çeşitli şehirlerinde birçok şubesi olan Happy Grill var..İlk akşam ve daha sonra bir gece daha burada yedik,çok memnun kaldık,çeşit çok fazla ,porsiyonlar büyük ve lezzetli,garson kızlar süper mini etekleri ile çok çekici,etekler öylesine kısa ki servis sırasında öne eğilmemeye özen gösteriyorlar.4 kişi çılgın gibi yedik ilk gece,otobüste öğleni atlayınca iyica acıkmışız..En pahalı yemek 12 leva=6 euro..yarım litre bira 2.50 leva=1.25 euro..toplam olarak 80 leva=40 euro ödedik,adam başı 10 euro…Bu ucuzluk Yunanistanı da geçti..
        
         

   İlk sabahımızda,  ekim güneşinin en güzel saatinde otelimizin önündeki yaya caddesi Slivnitza ya attık kendimizi.
         
         

         

         
                               SLİVNİTZA DAN..
         


Varna nın sahil şeridini boydan boya kaplayan müthiş park Primorski ye=sea garden ana giriş buradan başlıyor.Park değil de belki koru diyebiliriz bu alana..Merdivenli ,kademeli inişlerle kumsaldaki plajlara iniliyor.Mevsiminde burada çok keyifli günler yaşanabilir,kıyıdaki lokantalarda yemek,kumsalda plajlar..Bir-iki plaj halen açık,ılık havada hanımlar son güneş banyolarını yapıyorlar,suya giren yok.
        
         

         

         
                            VARNA PLAJLARI


.1930-40 ların mimari stillerinde plaj binalarından aşağı kumsala süzülüyoruz,güzel bir yürüyüş sonrası merdivenlerden tekrar park girişine çıkarak mini tren i yakalıyoruz.Biletler adam başı 3 leva..(1,5 euro)eh bu paraya şöyle bir gider geliriz derken trenimiz tüm parkı 45 dakika boyunca dolaştırıyor,en ince noktalara kadar görüyoruz,dereler,şelaleler,köprüler,heykeller arasında dönüp duruyoruz.(Her saat başı kalkıyor).
        
         

         
                              PRİMORSKİ PARK

      Şimdi istikamet yaya caddesinin ana meydana giden yönü,Knyaz Boris caddesi…İki taraflı dükkanlar ve yüzyıl başından kalan güzel binalarla çevrili .Binalar bakımsız ama bir boya-badana ile “idare eder” duruma gelmişler,ne yazık ki müthiş bir tabela kirliliği var,o güzelim binaları neredeyse tabelalarla örtecekler..

         

         
                          KNYAZ BORİS CADDESİNDEN..


Bir de bizim alıştığımız pastel renkler yerine çok parlak ve belirgin renkleri tercih ediyorlar,bu iş hanımların zevkinde de görülüyor,yanımızdan geçenler hep çok parlak renkler,kırmızılar,şeker pembeler,cırt yeşiller,leopar,kaplan,yılan desenlere bürünmüşler..Mağazalar ne satar,bunları kimler alır,konusuna gelirsek…Küçük butik tarzı dükkanlarda ,aynı bizim gibi uyduruk İtalyan isimleri öne çıkıyor,içerdeki mallar bizim Laleli piyasası veya Çin kökenli,vitrinlerde hiç fiyat yok..Gerçek birkaç marka sahibi dükkan ise sanki göstermelik olarak hazırlanmış,ne gelen var,ne giden..Sonraki günlerde çok şık bir porselen-hediyelik eşya satan mağazadaki Türk asıllı görevli güzel kızdan öğreniyoruz ki,maaşlar çok çok düşük,alım gücü yok denecek kadar az,”sattığınız bu güzel porselenleri kim alır peki?” diye soruyoruz,cevap”Şehir dışındaki duvarlar içinde korumaları ile villalarda oturan malum kişiler..”

      Yolumuzun üzerindeki Saint Nikolai kilisesini gezip,yenileme-inşaat nedeni ile etrafı parmaklıklarla çevrilmiş,Nezavisimost meydanına geliyoruz.Kırmızı dış cephesi ile barok dram tiyatrosu-Opera bu meydana hakim,ilanlara bakıyoruz dün gece Carmen varmış….kaçırdık..

       
                   OPERA



Operanın tam karşı köşesine,birçok yerde şubesi olan “Bulgarian Rose” mağazası yerleşmiş.Dünyanın sayılı gül yağı üreticilerinden olan Bulgaristan ın ihraç ürünleri burada satılıyor,gülden yapılan her türlü kozmetik burada..Güzel kremler 6 leva.
     
         
                         BULGARİAN ROSE

    Opera nın yan sokağı Rusçuk sokağı,buradaki tezgahlarda sebze-meyva,hanımların köylerinden getirip sattıkları ürünler ördükleri işledikleri çoraplar,basit örtüler satılıyor.

          

                      RUSÇUK SOKAĞI PAZARI

          

Yine bu sokakta,tüm Varna şehrinde görebildiğimiz 2 hediyelik eşya satan dükkandan biri de yer alıyor. Diğeri bizim otelin girişinde..Eski rejimde de eminimki aynı adreste aynı işi yapıyorlardı ve 1990 dan beri de bir başka hediyelik eşya dükkanı eklenememiş..Buradan bana göre çok güzel seramikler aldım,3-5 levaya .Nişikli nin ofisine geldiğimizde öğleni de buluyoruz…Katedralin tam karşısında Vachi Kiro caddesinin  köşesindeki minik ofiste dönüş biletlerini de onaylattırıp rahatlıyoruz.

        Varna nın sembolü büyük katedralde şimdi sıra..Meryem in göğe çıkışına adanmış=Sveti Uspenie Bogorodichno.1880 de ilk temel taşını prens Battenberg koymuş,1886 da bitmiş ama ancak 1910 da açılmış.Odessa lı mimar Maas ın eseri.Çan kulesinden,133 basamak yukardan şehri seyretmek güzel olur ama “bizim otelin kahvaltı salonu bu kuleden daha yüksek” diyerek yaşımızın engellerine bir bahane buluyoruz.Katedral çıkışı kurt taksiciler hemen önümüzü kesiyor,türkçe olarak ,”ucuz götürürüz” ve “döviz bozalım” tekliflerini geri çeviriyoruz.
 
        
                         KATEDRAL

      Karşımızda saat kulesi,parkın yeşilliği içinde yarı kaybolmuş durumda,yangın gözetleme amacı ile yapılmış.

        

Yanından geçerek yine Nezavisimost meydanından bir ara sokağa sapıyoruz.Musala meydanındayız.Bulgaristan ın en yüksek tepesinin adını taşıyan ağaçlık meydandaki en güzel yapı 1912 tarihli  Grand Hotel London..Fıstık yeşili dış cephesi ile dikkat çekiyor.

         

Asırlık ağaçların arasında sakin bir bahçede Mimarlar Evi yer alıyor..Bahçesine oturalım biramız eşliğinde sohbetimize dalalım.

       

                  MİMARLAR EVİ

Liseden başlıyoruz,üniversite günlerine geçiyoruz,Nazım Hikmet in Varna günlerini konuşuyoruz.

“(…)
Bir vapur geçer Boğaz’a doğru.
Nâzım usulcacık okşar vapuru,
yanar elleri”

 “Karşı yaka memleket,
sesleniyorum Varna’dan,
işitiyor musun?
(…)
Oğlum sana sesleniyorum
işitiyor musun?
Memet! Memet!”
…….

İçimiz fena oluyor bu hasrete…bir başka şiirinden dizeler geliyor aklımıza..

Sofra
Şu Varna deli etti beni,
divâne etti.
Sofrada domates, yeşilbiber, kalkan tavası,
radyoda “Ha Uşaklar!” Karadeniz havası,
rakı kadehte aslan sütü, anason,
uy anason kokusu!
Ahbapça, kardeşçe konuşulan dilim...
A be islâh be, islâh be hâlim…
Şu Varna deli etti beni,
divâne etti.

     Biz usta gibi kalkan tavası yiyemiyoruz ama güzel sohbetten doyan ruhlarımızla  Preslav caddesinden aşağı doğru süzülüp,kahvelerimizi Türk lokantası Orient te içiyoruz.
      
        
    
        
                       PRESLAV CADDESİNDEN...
      
         


Tam karşımız Bulgar Deniz Kuvvetleri komutanlığı,sütunlu girişi ,büyük kubbesi ile Neoklasik stilde,önünde ne nöbetçi,ne koruma,çal kapıyı ,gir içeri ,o derece ..

          

         
                   DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI

         
                          TREN GARI
         
                         TREN GARI ÇEVRESİNDEN..
          
         
Günün son ziyaretini Roma hamamlarına yapacağız…Mahalle ortasında ,hiç beklenmedik bir anda karşımıza çıkıyor.Varna çok eski çağlardan beri gözde bir yerleşim yeri..MÖ.6000 den beri aralıksız yerleşim mevcut,Yunanistan dan kalkan tüccarlar burada Odessos adı ile bir ticaret kolonisi kuruyorlar,sonra Roma ve Bizans nöbeti devralıyor..1386 da Türkler çıkıyor sahneye, 450 yıldan fazla kalıyoruz burada ama ne yazık ki resmi kayıtlarda,müzelerde bu uzun birlikte yaşamdan pek az iz görülebiliyor ama halkın günlük yaşamında,geleneklerde  hiç te öyle değil,dilde,geleneklerde çok ortak noktamız var. Roma imparatorluğu çağında çok gelişiyor,Roma her büyük şehrine yaptığı gibi buraya da hamamlar yapıyor.Kapıda bir zarif hanım karşılıyor bizi ve ziyaretin saat 16.00 da bittiğini söylüyor..Ben de “içerdeki ziyaretçiler çıkıncaya kadar bize izin verseniz” diyorum.İstanbul u çok iyi tanıyan,Türkiye ye her yıl tatile gelen,çok bilgili ve zarif hanım bize izin verince dalıyoruz içeri..MS.II.yy da 7 dönüm arazi üzerine yapılmış,Avrupa nın ikinci büyük Roma hamamındayız,En büyük Roma daki Caracalla hamamları..Ortadaki kubbe yüksekliği 20 mt..7 katlı bir apartman yüksekliğinde.İyice dolaşıyoruz,soğukluk,ılıklık,hiçbir yeri eksik kalmasın..

           

           

           
                    ROMA HAMAMI KALINTILARI

     Akşam yemeği bir küçük güzellik Mehana Chuchura da…Mehana,bildiğimiz Meyhane den geliyor,burada geleneksel küçük lokantalara Mehana deniyor.Küçücük tuğla yapının içi bir müze gibi çeşitli eski,yöresel objelerle süslenmiş,hava güzel,dışarda yiyiyoruz ve yine aynı hesabı ödüyoruz,burada bizlere hayat ucuz..

           

           

           
                              MEHANA CHUCHURA


     İkinci günümüzde hedefimiz Romanya sınırındaki şirin kasaba Balchık,ama onu bir başka yazıda anlatırsak çok daha iyi olacak..

Son günümüzde hava biraz bulutlanıyor,ne iyi ettik dün günlük güneşlik havada Balchık a gitmekle…

     Maria Luisa bulvarı boyunca yürüyoruz,Alman ve Fransız bankaları egemeliği ele geçirmişler,kredileri denetliyorlardır herhalde.Belediye binası bizim otelle eş zamanlı yapılmış gibi,1970 lerin biçimsiz dev mimarisi burada da görülüyor,hemen yanındaki Arkeoloji müzesi binası ise geçen yüzyılın neo-rönesans mimarisi ile çok hoş..

         
                        ARKEOLOJİ MÜZESİ

     Tüm yorumlarda çok övülen müzeye giriş 10 leva,buraya göre çok para ama içerde gördüklerimiz,insanlık tarihinde az bulunur cinsten olunca “helal olsun” diyoruz.Dışardan müzenin yalnızca ön cephesi görülüyor,oysa bizim Selimiye kışlası gibi bir kare avlu etrafını çeviren dört kanat var ve hepsinde gezilecek ikişer kat mevcut…Kısacası biz bu müzeden 2,5 saatte ancak çıkabildik..Müzedeki en önemli eserler “Varna hazinesi” ni oluşturan,1972 de Varna gölü kuzeyindeki 294 mezarda bulunan 3000 i aşkın altın obje..Sadece 36 no.lu mezarda 850 parça çıkmış,MÖ.6000 yıllarından Khalkolitik=Bakır+Taş çağına aitler,uzmanları şaşkınlığa yönelten nokta henüz bakır çağının başlarında böylesine altın işleme teknikleri…Dünyada bilinen ilk işlenmiş altınlar bunlar..Tümü mezar hediyesi ve Trak kabile başkanlarına ait silah ve kıyafet süslemeleri..Salonlar salonlara,çağlar çağlara açılıyor ama Osmanlı devrine gelince toplamı yirmiyi ancak bulabilen İznik işi seramik parçalardan başka bir şey göremiyoruz..Ne yazık…500 yıllık egemenlikten kalan yalnızca bunlar..

     Vladislav Varnenchık caddesi boyunca yürüyoruz…Bu beyefendi kim derseniz,ünlü 1444 Varna savaşında Osmanlı ordusu karşısında fena bozguna uğramış Haçlı komutanıdır kendileri.. Havaalanı yolunda 1444 de ölen askerler anısına bir anı parkı ve anıt yapmış Bulgarlar ama biz oraya gidemiyoruz,biraz şehrin dışında…

Varnenchık caddesinin sol arka sokaklarında Aziziye camiini buluyoruz.Kubbesiz,çift meyilli çatısı ile bir kasaba camii sanki.Kapıda “Varna müftülüğü” yazıyor,avluda birkaç kişi sohbet ediyor,anlaşılan gittikçe azalan cemaatin de günlük toplanma yeri bu avlu..

         
                      AZİZİYE CAMİİ


    Bugünün son saatlarını merkez pazarda geçirelim,”halkın nabzını” tutalım.Dr. Piskyuliev caddesinin sonundaki üstü kapalı tezgahlardan oluşan sebze-meyva pazarı bolluk içinde ,mantar çeşitleri çok zengin,fiyatlar ucuz..

           
                      MANTAR BOLLUĞU

    Bulgaristan ın esmer vatandaşları gruplar halinde dolaşıyor akşam üstü ucuzlayan malları satın alıyorlar.Merkez pazardan Katedrale uzanan caddenin iki yanı ufak giyim mağazaları ile dolu,burası ucuz giysilerin satıldığı bir orta direk çarşısı.Birçok malın bizim memleketten gittiği çok belirgin,Ermeni bir hanımın daveti ile birkaç fiyat soruyoruz,gerçekten bize göre ucuz ama Bulgarlar açısından durum iç açıcı değil.Vitrinlerde yine hiç fiyat etiketi yok,zaten bizim anladığımız anlamda vitrin ve dükkan dekorasyonu da yok,boş bir mekana metal raflar yerleştirilmiş olmuş bir dükkan…

         

         

         

         

         
                         DANS OKULU

      Varna da akşam oluyor,Katedral ve çevresi ışıklar içinde,memurlar işlerinden çıkmış evlerine dönüyor,otelimizin önündeki yaya caddesi cıvıl cıvıl,yaşlı müzisyen banka oturmuş bir Balkan türküsü söylüyor.Te be sevdik bu Varna yı be yavu..
 
         

 

 

 

Yazı ile İlgili Yorumlar

- Midgard 17-11-2014 12:50:00

Bulgaristan´a nedense bir ilgim/düşkünlüğüm olmadı, ama görüyorum ki belki de hata yapıyorum bu konuda. Elbette her yerde görülecek bir şey vardır, her köşesi dünyanın gezmeye değerdir. Varna da çok güzel gözüküyor, belki de gitmek gerek :) Çok teşekkürler Neşe Hanım.
- gezmen 17-11-2014 14:53:00

Hocam ellerinize sağlık büyük bir keyifle okudum. Yakın olmasına karşılık bir türlü fırsat bulup gidemedim. Sayenizde gezmiş kadar oldum :)
- arkutbay 18-11-2014 16:10:00

Varna umduğumdan çok ama çok daha güzel bir şehirmiş , çok hoşlandım . Elbette anlatanın ustalığından da kaynaklanıyor . İlk fırsatta elimizde bu yazı ile gidilmeli diyorum . Özellikle şu mutlu grilciye :) Ellerinize sağlık Neşe Hocam . Ama bir sitemim de var . Henüz Volga ve Hırvatistan yazıları tamamlanmadı , bizleri mahrum etmeyin . Saydılarımla ...
- NEŞE 18-11-2014 21:59:00

Sevgili gezi dostlarım,siz bana şevk verdikçe ben gezip yazacağım galiba..Yorumlara çok teşekkürler..Bulgaristan bize biraz ilginç geldi,AB konusunda tereddütlerimizin ne kadar doğru olduğunu anladık,bence Avrupaya henüz uyum gerçekleşememiş,maddi açıdan fakir ve çok zor durumdalar,bu durum adli vakalara yol açabiliyor,kap-kaç,yankesicilik,taksilerde,döviz bürolarında kandırmaca mevcut ama diğer yandan eğitimli,saygılı ve temizler,şöförler yayalara karşı sonsuz saygılı,alt yapıları ,sanat yönleri çok kuvvetli...Bize göre çok ucuz bir ülke,kendimi milyarder gibi hissettim...İzmir e gider gibi,binin otobüse akşama Varna da veya Sofya dasınız..Sevgiler..
Yurtiçi ve Yurtdışı uçak biletlerinizi www.biletbayisi.com dan alın, THY, Pegasus, Atlasjet havayollarından daha ucuza uçak bileti satın alın!
Haberler
Etkinlikler
Foto Analiz